“KOPYALA YAPIŞTIR” I YOK BU HAYATIN

Temmuz 21, 2009 tarihinde tarafından  
SOYDA_BAŞYAZI - HÜSEYİN SOYDABAŞ kategorisinde yayımlanmıştır.

“KOPYALA YAPIŞTIR” I YOK BU HAYATIN

Bir şeyler yazmaya karar verdiğimizde ya bir fikir canlanmıştır tahayyülümüzde ya da o an ki gazeteleri geriye dönük olarak taramaya başlarız gözümüzde.

Tahayyülümüzde canlanan veya başka yazarların yazılarından alıntı yaptığımız fikirleri önce beynimizde, sonra bilgisayarımızda kopyala yapıştır yaparız.

Sonuçta ortaya çıkan yazı, eğer tahayyülümüzdeki bir fikirle ilgili ise alıntı yapmadan kendi “eserimiz” olarak, bir başka yazarın bir kelimesinden yola çıktıysak “alıntılı yazı” olarak yerleşir beynimize.

Eserimiz olan yazı bizimdir. Oysa bir kelime bile alıntı yaptıysak, yani tabirimizle “kopyala yapıştır” yaptıysak o başkasınındır, çalıntıdır, mutlu etmez bizi.

Mutlu etmez ama günü kurtarmıştır.

Yani başkalarının işine yaramışızdır.

Günü kurtarmak için, başkalarına mutlu görünmek için, başkaları gibi, başkaları için yaşamak ne kadar ıstırap vericidir.

Bu başkasının kim olduğu önemli bile değildir. İster anneniz veya babanız, ister karındaş tabiriyle sabit kardeşleriniz, ister vazgeçemediğiniz sevgiliniz, ister sizin için yaşayan nişanlınız, ister sevgili karınız, ister işiniz veya iş ortağınız ve isterse hayatınızın parçası olan çocuklarınız. Kimi öne çıkarırsanız çıkarın önemli değildir aslında.

Hayatı kendimiz için sadece sorumluluklarını bilerek yaşamalıyız.

Ama bu böyle olamıyor bir türlü.

Oysa “o hayat size Tanrı’nın bir lütfu gibi görünse de, Tanrının varlığına iman eden o hayatınız olmasa neye yarardı bu gerçek.

Neden hayatımızı bir başkasına kopyalamaya veya bir başkasının hayatını kendimize kopyalamaya çalışırız ki. Olduğu gibi kabul etmek olgusunu niye işletemiyoruz. Niye ya biz başkalarına veya başkaları bize tabi olsun ki. Niye, niye başka hayatlara kopyalanıyoruz.

Bu yazının fikri kafamda oluşmuştu, ama ismini bir meslek arkadaşımla msn de yazışırken bulduk. Daha doğrusu o buldu. “Kopyala yapıştırı yok bu hayatın” yazdığında,

“Tuttum bu cümleyi      dedi. Ben de;

 “Bu başlığı bir yazı yazılır” dedim.

 Ve aynı başlığa ikimiz de birer yazı yazıp birbirimizin sitesine koyma sözü verdik.

Şimdi ise bu yazının fikrinin oluşumundan bahsedeyim. Sevgili kızım birkaç gün önce bana şöyle dedi.

“Baba sen evlenmelisin, ben evlenirsem sana kim bakacak ki” Oysa daha bu son iki ayı beraber yaşamaya başlamıştık. Bakmak dediği ise sevgiyle sohbet ve beraber yemek yemek, bulaşık, çamaşır, temizlik vs. (Kız haklı, bayağı iş yapıyormuş) Severek evlendiğim ama başaramadığım, yine de bu zamana kadar eşimin de, benim de sırf onları bahane ederek ayrılamadığımız, evliliğimizin gurur duyduğumuz meyveleri. Bir oğlum ve bir kızım.

Ve bu kızım, bana bu cümleyi kuruyordu;

“Baba sen evlenmelisin, ben evlenirsem sana kim bakacak ki”

Daha ben ayrılamamıştım bile. O evlenmemden bahsediyordu. Bir yerde hayatımın önünden çekil demek istiyordu. Oysa onların varlıkları hep benim hayatımın önünde olmuştu. Kesinlikle kurduğu bu cümleye ve davranışına kızmıyorum. Hatta bu benim eserim, babasına bile bunu söyleyebiliyorsa, yeni “Soydabaş’lara” herkes alışmalı diye düşünüyorum.

Geçmişi düşündüm. Daha kendimizi tanımadan başkasını tanıdığımızı düşündüğümüz yaşlar. Yeni askerden gelmişim, yıl 1978 aylardan Ekim ve mahallenin yaşlıları havaya bakarak “Bu kış çok soğuk geçecek” diyorlar. Askere gitmeden önce âşık olduğunu düşündüğün bir güzel kız ve içimizdeki “hayatın akışına uy” dürtüsü.

Kaçalım mı? Kaçalım.

Kesinlikle bir başımıza hatalı olmadığımız olaylar. Sanki evlenmedik mal edindik, karşılıklı.

Sonra, yazının başlığının işaretleri görülmeye başlıyor. Birbirimizin hayatına, kendi hayatımızı adapte etme isteği, yani “kopyala yapıştır”

“Sen bana veya düşüncelerime uyacaksın” “Hayır, bana ve düşüncelerime uyacaksın”

“Senin ailen hatalı” “Hayır, senin ailen hatalı”

Ve hüsran.

Oysa çıkış noktamız ömür boyu sevmeye programlanmıştı, birçok evlilikte olduğu gibi. Şimdi bakıyorum da, kesinlikle suçu olduğunu kabul etmiyorum ama ben de suçlu değildim.

Ardından erkek içgüdüsüyle başka arayışlar ve bittiğini çocuklarımızın varlığından kabul etmediğimiz bir evlilik. Hayatımıza uyduracağız, hayatımızı onun hayatına kopyalayacağız ve yapıştıracağız diye mücadele ederken. İki hayat daha duvara yapışıyordu.

Kısacası; herkes kendi sorumlulukların bilincinde olarak, karşısındakinin de bir birey olduğunu ve onun da akıl ve fikirle donatıldığını düşünerek ona göre hareket edecek. Saygıda kusur etmeden, sevgisini aldığı kadar göstererek, hayatına yön verecek.

Kısacası; kimse kimseden kendi hayatına uymasını beklemeyecek ve kimse kendi hayatını başkasına kopyalamaya çalışmayacak.

Kendisi için yaşarken üretecek ve geleceğe katkı koyacak. Geleceğinin meyvesi olarak adlandırılan çocuklarını; sevecek, kollayacak, gözetecek ama onun kendisini geçmesine olanak sağlayacak bir yapı kazanmasına çalışırken, yaşama devam etmek için çocuğunun sana, senin çocuğuna ihtiyacının olmadığını bilecek.

Lübnanlı felsefe yazarı, romancı, şair ve ressam, Halil Cibran bir eserinde şöyle diyor;

“Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değildir. Bunlar kendini özleyen Hayat’ın oğulları ve kızlarıdır.
Siz bunların dünyaya gelmelerine vasıta oldunuz, fakat bunlar sizin değildir. Gerçi onlar sizinle beraberdir, fakat sizin malınız olamazlar. Onlara sevginizi verebilirsiniz, fakat düşüncelerinizi asla!
Çünkü onların kendilerine has düşünceleri vardır. Siz onların gövdelerini barındırabilirsiniz fakat ruhlarını barındıramazsınız. Çünkü ruhları yarının sarayındadır. Sizse orasını rüyanızda bile göremezsiniz.
Siz onlara benzemek için uğraşabilirsiniz, fakat onları kendinize benzetmek için uğraşmayınız.

Çünkü hayat, geriye adım atmaz ve “dünle” ilgilenmez.

Siz o yaylarsınız ki, çocuklarınızı, birer canlı ok gibi fırlatırsınız.

Oku atan kimse, sonsuzluk içinde aldığı nişan yerini görür ve okun süratle uzağa vardırmak için yayını ne kadar bükmek mümkünse o kadar büker.

Oku atanın elinde büküldüğünüz zaman, seve seve bükülünüz;

Çünkü oku atan kimse, uçan oku sevdiği gibi sağlam yayı da sever.

“Eserimiz olan yazı bizimdir. Oysa bir kelime bile alıntı yaptıysak, yani tabirimizle “kopyala yapıştır” yaptıysak o başkasınındır, çalıntıdır, mutlu etmez bizi” demiştim yukarıda satırlarıma başlarken.

Ama Hail Cibran yazısını alarak yine” kopyala yapıştır” yaptım.

En iyisi siz mümkün olduğu kadar az “kopyala yapıştır” yapın. Çünkü “kopyala yapıştırı yok bu hayatın”

Ve bittiğinin sinyalleri geldiğinde, çok geç oluyor.

Yaşadım, biliyorum. Kızım söyledi;

“Baba sen evlenmelisin, ben evlenirsem sana kim bakacak ki”

Sakın başka hayatlara kopyalanmayın ve başka hayatların size kopyalanmasını beklemeyin.

Günü kurtarmak için, başkalarına mutlu görünmek için, başkaları gibi, başkaları için yaşamak ne kadar ıstırap vericidir.

Bu başkasının kim olduğu önemli bile değildir. İster anneniz veya babanız, ister karındaş tabiriyle sabit kardeşleriniz, ister vazgeçemediğiniz sevgiliniz, ister sizin için yaşayan nişanlınız, ister sevgili karınız, ister işiniz veya iş ortağınız ve isterse hayatınızın parçası olan çocuklarınız. Kimi öne çıkarırsanız çıkarın önemli değildir aslında.

Hayatı kendimiz için sadece sorumluluklarını bilerek yaşamalıyız.

O hayat, size Tanrı’nın bir lütfu gibi görünse de, Tanrının varlığına iman eden hayatınız olmasa neye yarardı bu gerçek.

Yeniden, yeniden, yenileyerek yaşayın hayatınızı.

 Çünkü

“KOPYALA YAPIŞTIR” I YOK BU HAYATIN

 Sevgi ve saygılarımla…

  • Netinial Internet

Yorumlar

““KOPYALA YAPIŞTIR” I YOK BU HAYATIN” adlı makaleye 3 yorum yapilmis
  1. elmas ascıoglu dedi ki:

    Merhaba Huseyin bey yazınızı cok begendim .Haklısınız kopyala yapıstırı yok bu hayatın oncelikle nasıl oldugunuzu merek ettim sizin taburcu oldugunuz gun ben izinliydim sizin gibi pozitif herseyi olgunlukla karsılayan herhalde bir hasta daha gelmez bu hastaneye gittiginizde bile konusup kulaklarınızı cınlattık her birey neler yasıyor aslında herkezin hayatı bir roman ama bazıları sizin gibi dile getirip yazabiliyor bazılarımızda sadece sinesine cekip icinde yasıyor fırtınalarını .mutlu kalın bana gazetenizi gonderdiginize sevindim tesekkur ediyorum basarılarınızın devemını diliyorum mutlu kalın.bu yazımın yayınlanacak bir içeriği olmadığı icin yayınlamanıza gerek yok, ama gondermenin baska alternatifi yoktu.

  2. admin dedi ki:

    Sevgili Elmas Aşçıoğlu;
    Yorumunuz beni mutlu eden ve özel olan yorumlardan biriydi.
    Onu yayımlamak ise mutluluğumu bin kat daha artırdı.
    Siz nefes aldığım müddetçe hatırlayacağım, bana hayat veren bir takımın parçası, dahası; çorbamdan suyuma, ilacımdan yürümeme özel ihtimam gösteren bir unutulmayacak dostsunuz.
    Şahsınızda hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım.
    Hüseyin Soydabaş

  3. EMEK dedi ki:

    DÜN YAŞANDI BİTTİ…GEÇMİŞ.
    YARIN YAŞANACAK AMA SADECE BİR İSTEK ÖZLEM…BELİRSİZ.
    ŞU AN YAŞADIĞIN ZAMAN TADINI ÇIKAR O ANIN…HİSSEDEREK.

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari