ANADOLU DA ALEVİLİK – Sevda EĞER

Ocak 15, 2010 tarihinde tarafından  
BİLGE KALEM - SAMET BEYAZ kategorisinde yayımlanmıştır.

ANADOLU DA ALEVİLİK - Sevda EĞER

Anadolu topraklarında çok kere kışkırtmalar, devamında isyanlar, doğallığıyla kanlı müdahaleler, bu müdahalelerin tetiklediği ve pek tabii yabancı menfaatçilerinde ekmeğine yağ süren başka ayaklanmalar, kan ve gözyaşı yaşana gelmiştir. Ve ne olursa olsun taraflar bir şekilde -genelde zor ile, sakinleşmiş ve olaylar yatışmıştır. Ancak asla köklü çözümler olmamıştır. O zamanın koşullarında kiminin gönlü edilerek, kiminin kellesi götürülerek bertaraf edilmiş, kimi tehditle, kimi beyhude vaatlerle tavlanmış ve gün bir şekilde kotarılmıştır. Benzer olayların tarih boyunca her fırsatta hortlaması da bundan sebeptir. Hiçbir zaman meselelerin köküne inilmemiştir.

Aleviler bir yandan kendilerini anlatmaya çabalaya dursunlar, dünya tüm şiddetiyle dönmekte, köyler kentler yakılıp yıkılmakta, ülkeler devrilmekte, rejimler değişmekte, hükümetler gidip gelmekte, sıcak savaş soğuk savaş derken, bazılarının 3. dünya savaşı dedikleri küresel savaş tüm hızıyla ilerlemektedir.

Devrilip giden yüz yıllara rağmen değişmeyen tek şey vardır. Alevilerin kendilerini anlatma çabaları. Tarih boyunca görmedikleri yönetim biçimi, girmedikleri savaş, yaşamadıkları devrim kalmamıştır. Ve her nedense tüm yönetim biçimlerinde en önce başları vurulmuş Aleviler; yine de bıkmadan, usanmadan tasavvuf yolunu sürmeye ve insanlara neye hizmet ettiklerini anlatmaya çalışmışlardır. Ancak bu çabalarda yep yeni kıyımlar, katliamlarla gecikmeden cevabını bulmuştur.

Geçmiş yüzyıllarda yaşanan bu yobazlık ve anlayışsızlığın temelinde Osmanlı’nın hızla sunnileşme çabaları, özellikle Yavuz döneminde bu durumun zirve yapması Alevileri pek tabii hedef kitle haline getirmiştir. Yanı sıra Hümanizm’e bütünüyle bağlı olan bu tasavvuf yolunun monarşiye tehdit olduğu gerçeği de zamane derebeyleri ve ya hükümdarlarının dikkatinden kaçmamaktadır.

Örneğin, Aleviler ‘En El Hakk’ (Hakk’tan ibaretim) derken insanın tanrının zerresinden oluştuğunu savunur ve insana yapılan her türlü haksızlık ve zulmü aynı zamanda tanrıya yapılmış bir hakaret olarak görürler. Bu monarşi için kabul edilmez bir kuraldır. Bir hükümdar için bunu tasvip etmek; zorbalığı, zulmü, köleliği, sınıf ayrımını dolayısıyla, insanı aşağılamayı reddetmek demektir. Belki bir kısım esnek idarecilerde bu durum sempati uyandırsa bile bu kez dini kesimde hararetli tartışmalar başlayacaktır.

Bir kere Aleviler ‘En El Hakk’ demiştir. Bunun Arapça da tam karşılığı ‘ben tanrıyım’ demektir. Şu halde Alevilerin katli vaciptir.

Hal bu ki Alevilerde ki kasıt; dünyadaki tüm insanlar Yaratan’ın zerresinden oluşmuştur. Bu zerre, içindeki Öz’dür. ‘Dört kapı kırk makamı aştığın vakit insan-ı kamil olur sırra erersin. Nedir bu kapılar;

Şeriat Kapısı: İman, ilim, ibadet, haramdan kaçmak, ailesine faydalı olmak, zararsız olmak, Peygamber emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak, yaramaz işlerden sakınmak.

Tarikat Kapısı: Tövbe etmek, mürşidin isteğine uymak, temiz giyinmek, iyilik için savaşmak, ümitsizliğe düşmemek, ibret almak, nimet dağıtmak, özünü fakir görmek.

Marifet Kapısı: Edeb, bencillik kin garezden uzak olmak, perhizdarlık, sabır ve kanaat, utanma, cömertlik, ilim, hoşgörü, özünü bilmek, ariflik.

Hakikat Kapısı: Tevazu, kimsenin ayıbını görmemek, yapabileceği hiçbir iyiliği esirgememek, Allah’ın her yarattığını sevmek, tüm insanları bir görmek, birliğe yönelmek ve yönetmek, gerçeği gizlememek, Mana’yı bilmek, sırrı bilmek, Allah’ın varlığına ulaşmak.

Görülüyor ki; yobazların dediği gibi dinin bir yere gittiği yoktur aslında. Ve belki onlar da bilmektedir bunları ancak yazılmayan şeyler vardır ortada.

Mesela Alevilerde harem selam uygulaması yoktur. Çünkü kadın erkek herkes eşittir. Hem de Cumhuriyet’ten yüzlerce yıl evvelden beri. Bu şerii hükümlere uymamaktadır. Olacak iş de değildir zaten. Kadın ve erkeğin bırakınız aynı mekanda ibadet etmesi, erkeğin yanında ses çıkarması saçının telini göstermesi bile hakarete uğramasına sebeptir, sebep olmalıdır. Üstelik Alevilerde hiçbir ibadet cennet vaadine mahsup yapılmaz. Ortada bir borç alacak durumu yoktur. Cehennem şantajının hele konusu bile geçmemektedir. Yeter ki adap ve erkana uyulsun. Allah’tan korkulmaz Alevilerde, Allah sevilir. Bütün ibadetler de, Allah korkusundan değil, O’nun sevgisinden yapılır.

Ne çare ki; o dönemlerde insanlara eşitliği, hakkı, adaleti öğütleyen bu topluluk, yönetim için tehditten başka bir şey değildir. Tez elden hurafeler üretilmiş. Cahil, okumaz yazmaz halk, bu menşei bellisiz hurafelerle kışkırtılmış ve insanların üzerine salınmıştır. Toplumdan soyutlanmaları için ne gerekliyse yapılmış icabında katledilmiş, sürülmüştür.

Tabii bu bir çare halkın sözüm ona destekçileri de yok değildir. Bu fırsatçılar, mal bulmuş mağribi gibi onları kendi çıkarlarını kollamak amacıyla yandaş olarak kullanmaya kalkmaktan geri durmamıştır. Zaman içinde ülkede örgütlenen çeteler, devletten istediğini koparamayan asi gruplar, Aleviler arasından tavladıkları birkaç kişinin adıyla bütün bir milleti karalamakta tereddüt etmemiş, kendi yaptıkları zulüm ve ahlaksızlıkları da bu mimlenmiş insanlara yıkmaktan çekinmemiştir.

Kaldı ki Alevilerin esasında hiçbir yönetim biçimiyle sorunları olmamıştır. Tek bir istek vardır ortada. O da anlaşılmak. İbadetlerini özgürce yapabilmek, gelenek ve örflerini inançlarıyla nesillerine aktarabilmek… Bütün mesele budur. Bunun için ne ayrı bir ülke, ne para, ne ayrıcalık istemişlerdir. Tek dilek eşitliktir.

Hal böyle böyle iken, Cumhuriyet de dahil, hiçbir yönetim biçiminde Aleviler ikinci sınıf insan muamelesinden kurtulamamıştır. Şahlıkta, padişahlıkta, beylikte ne ise Cumhuriyette de düzen, istismar, katliamlar bir nebze hız kesmemiştir.

1923 de Cumhuriyet ilan olmuş, 1931 de (Alevilerin nerelere sürüleceğini listeleyen) Dersim İskan raporu başbakana sunulmuştur. Hemen başlatılan insanlık dışı tasfiyeler, en son 1938 de ki son dağıtma ile amacına ulaşmış, yüzlerce insan iskan bölgelerinde açlık tecrit ve aşağılanmaya maruz bırakılmıştır. O dönem meclise sunulan raporlara ve mecliste yapılan konuşmalara bakarsanız hep bir ağızdan söylenen şu sözleri işitirsiniz. ‘Dersim acilen insansızlaştırılmalı, Alevi halk; sunni ve Türkmenlerin yoğun olduğu illere gönderilmeli,  komşu illerin sunni köyleriyle birleştirilerek sınırları değiştirilmeli, Tunceli adıyla askeri bir Valiye bağlı bir il haline gelmelidir. Öyle bir vali olmalıdır -ki oldu da, adeta koloni cumhuriyetindeki bir rütbeliye eş değer yetkilerle donatılmalıdır -ki donatıldı da.  Bu, dağlarda yaşayan ilkel halk(!) bir an önce modern dünyayla tanıştırılmalı, kendilerine unutturulan Türkçe ve Türkçülük yeniden öğretilmelidir.’ Hal bu ki; o dönemde Aleviler arasında, tüm Anadolu da konuşulandan daha fazla Türkçe konuşulmaktaydı!

Monarşiyle idare edilen yönetimlerde Aleviliğin Hümanist duruşu yok edilmelerine bahane iken, Cumhuriyet’te de aşiret hiyerarşisine sahip oluşu tehdit unsuru olarak görülmüştür. Despot aşiret reislerinin halkı istediği gibi yönlendirdiği, zulüm ettiği, faşist derebeyleri gibi halkın emeğini gasp ettiği gibi düşünceler Aleviliği bu kez de ortaçağdan gelmiş bir güruh şekline sokmuştur.

Gelin görün ki Alevilikte adı geçen aşiretler tarikat geleneğine dayalı bir sınıflandırmadır. Pirlik, Raiberlik, Taliplik sıfatlarıyla nitelenen bu kişiler peygamber(ocak) sülalesinden gelmektedir ve tarikat çatısında veya bağlı oldukları dergahta az önce saydığımız dört kapı kırk makam öğretisini yaymak ve uygulamakla yükümlüdürler. Onun dışında yine bu aşiret büyüklerinin kontrolünde, Cem evlerinde yapılan ibadetler yönetilir, sorunlara çare aranır, husumetler giderilir kısaca insanlar arasındaki iletişime aracılık edilir. Yolsa hiçbir aşiret reisi ve ya tarikat erbabı, bir başka Alevi üzerinde baskı kurmamış, hak iddia etmemiş, canına malına kast etmemiştir. Haliyle Alevilerde raiber, pir ve ya talipten korkmamış, saygı ve sevgi duymuştur. Bir dedenin müridine vereceği en büyük ceza ‘düşkün’ ilan etmektir ki onu da tek başına vermez. Cem meclisinde tüm halkın katılımıyla sağlanır ki Alevilikten soyutlanmak demektir.

Yani öyle filmlerde gördüğümüz despot sadist ağalarla, aşiretlerle uzaktan yakından alakası yoktur. Ne hazindir ki bunu yalnızca Alevilerin kendisi bilmektedir.

Zaten çok geçmeden Alevilerin hümanist yani insancı duruşu, sürgün yerlerinde tanışılıp yakınlaşma sağlanmış diğer halkla da bütünleşince biraz da olsa anlaşılmaya başlanmıştır. Ancak bu kez de küresel sosyalizm dünyaya yayılmaya başlamıştır. 1948’de yayınlanan insan hakları bildirgesi adeta günümüz sosyalistlerinin yegane ilkesi olmuştur. Ee ırkçılığı sağcı faşistler kapınca, insan hakları savunuculuğu da solcu komünistlere düşmüştür. Peki Aleviler ne olacaktır? Aleviler bir şey olmak istememektedir. Onlar sadece ibadetlerini özgürce yapmak istemekte, devletin ibadette taraf olmaması gerektiğini düşünmektedir. Ama solcular inatçıdır. Hümanist olan Aleviler değil midir? Evrensel insan haklarını savunanlar sosyalist ise Aleviler insancılık ilkesiyle solcunun önde gidenidir. Demek ki her Alevi aynı zamanda solcudur.

Buyurun bakalım. Dincisi, yobazı, antifeodalisti derken bir de sağcılar çıkacak karşılarına? Demek ki ne vakit bir sağ sol çatışması olsa en önce Aleviler asılacak kesilecek -ki öyle de oldu. Bakınız Maraş, Fatsa, Çorum, Malatya… Bunlara yobazların dini bahane ederek saldırmaları da eklenince, bakınız Sivas…

Hal bu ki Alevilerin tek derdi anlaşılamamak olmuştur. Özgür ibadet, dinden arınmış bir devlet. Hepsi budur. Biri demokrasi biri laiklik… Bin yılı aşkın bir süredir bunca kıyımı, katliamı, işkenceyi, sürgünü, fişlenmeyi, tecrit ve aşağılanmayı katlanılabilir kılan tek şey, işte bu dilek ve bir gün adaletin yerini bulacağına olan inançtır. Alevilik tasavvufa adanmış bir yoldur hanımlar beyler. Bu son derece zorlu, bir o kadar da erdemli bir yoldur.

Her zaman söylediğim bir söz vardır. Bir insanı özgürleştirmenin yolu o insanı anlamaktan geçer. Ne zaman bir kişinin meramını anladın o dakika bir insanı özgürleştirdin demektir.

Alevilerin tek derdi bu olmuştur işte yıllarca. Anlaşılmak. Yıllar hatta yüzyıllarca uğraşmışlardır bunun için. Kendilerini anlatabilmek için.

Ne çare ki bir insanın anlaşılabilmesi, ancak, karşısında ön yargılardan, uydurma hikaye ve hurafelerden arınmış dinleyici ve ya dinleyicilerle mümkündür.

Böyle bir dinleyici gerçek bilgiye ulaşmak ve yalnız gerçeği öğrenmek maksadıyla bir soruverse bilene, bir kurtulmak istese etrafına sıvanmış kabuktan… Ama nerede?

Sevda EĞER

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari