AVRUPA BİRLİĞİ VE AİDİYET DUYGUSU

Eylül 19, 2009 tarihinde tarafından  
İNCİNSEN DE İNCİTME-BİNALİ EFE kategorisinde yayımlanmıştır.

AVRUPA BİRLİĞİ VE AİDİYET DUYGUSU

”Biz demokratik bir ülkeyiz, bizi neden AB’ye almıyorlar, bunlar Hristiyan kulübü”  diye feryat edenler,

Bu yazımı lütfen daha dikkatli okusunlar.

Neden, bu koşullarda almazlar müsaadenizle ben anlatayım…

Sadece Sünni ideoloji anlayışını temsil eden diyanet işlerine bütçe ayırırken Alevileri ve de farklı inançları ‘yok’ sayarsanız.

Devlet resmi dairelerin veya yerel Belediye’ler ihtiyacı olan işçiler alırken (hukuka aykırı olarak) mezhep ayrımcılığı yaparsanız.

Vatandaşlarının çoğunun İslam dinine mensup olduğunu bile, bile, kendi öz ve öz vatandaşlarınızın arasında bile ayrım yaparak din, dil-ırk, mezhep farklıkları gözetirseniz.

Belediye ve Devlet kadrolarında bunu birer olmazsa olmaz, kıstas haline getirseniz bu mantıkla sizi AB nasıl alır?

Siz bir Almanya, Fransa veya demokrasinin beşiği sayılan İngiltere olsanız, demokraside asla yeri olmayan, hatta demokrasiyi baltalamak anlamına gelebilecek böyle bir ayrılıkçı, ayrıştırıcı mantaliteye sahip bir ülkeyi AB’ye alır mısınız?

Hele hele vatandaşlarının sayıları yakında 80 milyonu bulacak olan, yani AB üyesi olduğumuzu düşünürsek, vatandaşlarının takriben 7/1’i ile Avrupa Birliği Parlamentosu’nun en çok sandalyesine sahip olabilecek bir ülkeyi, bu koşullarda AB’ye almanız söz konusu olur mu?

Dikkatinizi çekerim. Biz kendi ülkemizde sayıları milyonları bile bulmayan azınlıkta olan vatandaşlarımızı daha hiç bir tehlike arz etmemiş olmalarına rağmen içimize sindirememişken AB’den beklentimiz insafsızlık olmaz mı?

Peki, “hiç mi almazlar”

“Alırlar” ama ne zaman?

Benim bu güzel yurdumun vatandaşları çoğu Müslüman olmasına rağmen AB’nin nezdinde de artık muasır medeniyeti bir elzem kabul etmiş, uygulamasıyla da vatandaşların tüm haklarını hukuksal zeminde garantilemiş olması durumunda…

Milli ama AB standartlarına uygun bir eğitim programı uygular, vatandaşlarına farklı renklere, ırklara,mezheplere bir öcü gibi bakmamayı öğretir ve bunu çağdaş olması gereken o Eğitim müfredatına koyar, zorunlu din dersini kaldırır, kimse kimsenin inancına karışma densizliğini kendinde görmeyecek bir topluluk inşa edebilirse ancak o zaman AB’ye girmemiz mümkündür.

Yazdıklarımı dikkat ile okuyup ”Bunlar Türkiye’de mümkün değil” derseniz karşılıklı anlamsız mücadelemizin bir değeri yok demektir. AB ülkelerinin hepsinde istisnasız yasalar uygulanıyor uygulamayan ülkeleri de üyelikten men etmeye kadar verecek hukuksal zeminleri mevcuttur.

Mesela Bulgaristan’ın bu konularda çok ciddi ihtarlar aldığı bilinmektedir. AB yasasının 20.maddesinde Ayrımcılık konusunda şöyle der.

Cinsiyet, ırk, renk, etnik ve sosyal köken, kalıtımsal özelikler, dil, din veya inanç, siyasi veya başka bir görüş, bir ulusal azınlığın üyesi olma, hususiyet, doğum, maluliyet, yaş veya cinsel eğilim gibi herhangi bir nedenle ayırımcılık yapılması yasaktır.

Vatandaşların hak ve özgürlükleri eşitlikçi adalet anlayışından yoksun olduğunda, vatandaştan o devlete yeterince aidiyet duygusu beslemesi beklenemez; dolayısı ile demokrasi istenilen düzeyde gelişemez. Demokrasinin gelişmesini kısmen bile olsa frenleyen böyle bir anlayışa sahip olan bir ülke AB için ‘Stabil olmayan bir Ülkedir’ Siz AB olsanız bu standartlara sahip olmayan bir ülkeyi tam üye yaparımsınız?

Bakın bizim ülkemizin muhtelif yerlerinde hala Ramazan Ayında oruç tutmayan insanlara hakaret edilmeye veya Cuma namazına gidilmediğinden yan gözle bakılmaya maruz kalınıyor olması, AB içinde hoş karşılanacak bir davranış değildir.

AB’nin tüm vatandaşlarının Hıristiyan olmasından dolayı bu riski vatandaşlarına yaşatacağını düşünebilmek saflık olmaz mı?

Peki, bir an bir hayal kuralım ve biz AB üyesi olduğumuzu düşünelim…

Ramazan Ayında vatandaşımız Ali İrlanda’da gezerken Martin’le karşılaşır. İşyeri arkadaşı olan Martin Ali’ye kahve ısmarlar, ancak bizim Ali oruçlu olduğunu ve içemeyeceğini söyleyince AB’nin insan haklarını özümseyen Martin “Allah kabul etsin” der ve normal karşılar.

Ancak Martin Türkiye’de dinsel anlamda tutucu olan bir kentimizde Ramazan Ayında elinde döner dürümünü almış yiyerek çarşıyı gezdiğinde başına bir felaket gelmeyeceğine siz tüm kalbinizle inana bilirimsiniz. Ben inanmam.

Şakası bir yana bunlar aşmamız gereken çok ciddi sorunlardır….

Dikkatinizi çekmiştir temel hak ve özgürlüklerden yazarken özellikle “Devlet” derim, Yani vatandaşın babası güvenmesi gereken tek adrestir. Devlet kelimesi bir işlevselliği bir ülkenin temel kuruluş felsefesinden ülkenin çıkmaması çıkarılmaması için koordinatörlük yapan bir sistemdir.

Vatan, Yurt, Ülke gibi kavramlarsa daha çok topraklara bağlılığı simgeler.

Vatandaş yasalara aykırı davranmadığı müddet hizmet etmekle, daha doğrusu kuruluş felsefesindeki hizmeti organize ve koordine etmekle yükümlü en üst makamdır.

Devlet dikte eden değil tam aksine bazı zaman halkının demokrasi anlayışı raydan çıktığında uyarıcı bir organ olmalıdır. Bunu bir türlü oturtturamadığımızı sanıyorum.

”Aidiyet duygusu” nasıl gelişir?

Bir örnek: Son araştırmalara göre Almanya’da ikamet eden Türk kökenli insanların eskilere nazaran ‘gözle görülür bir şekilde’ Almanya’ya karşı aidiyet duygularının arttığını, geliştiği gözlenmektedir. Nedeni; Türkler 1960–1980 arasına oranla şimdi çok daha  fazla anayasal haklardan istifade eder hale geldiler.

Bugün hayatın her alanında, hatta en üst makamlarda bile kökeni Türk olan insanlar görmek mümkün. Düşünün bir Hıristiyan ülkesinde yani 80 Milyon nüfuslu Almanya’da 3 Milyon Türk yaşamaktadır, Müslüman Türklerin 7000’e yakını ‘resmi statüde’ olmaları Almanya’da Demokrasinin AB kriterlerine uygun, yani insan haklarına saygılı ve kendisinden olmayanlar diye ayırım yapmadan haklarını vermekte imtihan etmemektedir.

Hani “Hak,hukuk var” deriz ya, sanırım bu olsa gerek…

Şimdi birde Ülkemize bakalım…

Türkiye’nin nüfusu 75 Milyon civarında ve bu nüfusun  ”20 milyonu” Alevilerden oluşmaktadır. Bu Alevilerin  ‘kendi ülkesinde’ belli başlı 130 Cem Evleri var. Şaka gibi değil mi?

Sanırım çok hoşgörülü olduğumuzdan kaynaklanıyordur. Yurdumuz adına en hafifinden ‘utanılacak’ bir durumdur.

Alevileri tanıyan, Sünni dostlarıma çağrım; laikim, çağdaşım, evrensel insan haklarına saygılıyım diyen tüm demokrat yurt severlerin beraberce çoğulcu demokrasi içinde yaşamak için, Alevilerin, haklarını korumak, kollamak, savunmaktır.

Vatanın bölünmez bütünlüğü için, insan haklarına saygılı olmanın tamda zamanıdır. Alevilerin bu gecikmiş haklarının artık verilmesinin amansız savunucuları olmalısınız.

Asırlardır beraber yaşadığınız Alevilerinin inançlarına saygı olmadan AB’ye girmek için mücadele vermek çelişki değil de nedir.

Kanunu, yasayı, siyasal çıkarları, rantları bir an için yok sayın. Sormak isterim.

“Vicdan” bu mudur? “Sünni İslam hoşgörüsü” bu mudur?

Rahat olun dostlarım bende biliyorum ki bu değil ama gerçekler bunlardan ibaret!

Sünni kökenli İnsanlarımızı Alevilerin ve bütün azınlıkların bu çok gecikmiş haklarını iade etmeye “göreve çağırıyorum” Din işlerini yürüten diyanet kurumu AB ülkelerindeki gibi paylaşımcı olmalı ve kulun hakkını yememelidir. Diyanetin yeniden şekillenmesi, mezheplere göre temsil hakkı olması hatta Kültür Bakanlığı çatısı altında diğer inanç gruplarında bulunduğu bütçe ayrılmalıdır.

Diyanettin dokuz bakanlığın bütçesine eşit pay verilmesine karşılık diğer vatandaşların inançlarını finanse edecek paydan bir kısmını da  Alevilere ve diğer azınlıklara ayırmalıdır.

Bazen anlamakta güçlük çekiyorum. Bu bir gasptır.

Din adına işlenilen bence büyük bir günahtır…

Bölünmeden, parçalanmadan farklı kültürel renklerin, farklı hayat anlayışların, farklı dini veya etnik kökenlerin bir arada yaşayabilen onlarca demokratik ülkeler var. Bunlar bölünmüyor da et ve tırnak gibi iç içe geçmiş harmanlanmış topluluklar mı bölünecek? Bu akıl almaz bir hayaldir.

Mesela bazı Türk kökenli vatandaşlara göre ”Kürt kökenli vatandaşların istedikleri insani temel hak ve özgürlüklerin bir gün Türkiye’yi bölebilme riski doğurabileceğine” inanılması gibi. Bu kaygıyı anlıyorum.

Ama yüzünü batıya dönen, demokrasiden asla ödün vermeyen bir Türkiye var oldukça Kürt kökenli yurttaşlarımız, bilhassa gençler bu demokrasinin nimetlerinin bilhassa güney doğuda Kürt feodalizmden kurtulmanın Kürt halkını özgürleştirebilmenin tek anahtarı olduğunu kavrayacaktır.  Demokrasiyi bir nimet olarak görecekler ve iki elle Türkiye’ye sarılacaktırlar ve bence o zaman daha da büyüyeceğiz.

Kürt kökenli insanlarımız demokrasiden nasiplendikçe, bölünmeci anlayış yerini birleştirici anlayışa terk edecektir. Türkiye bölünüyor bölünecek 50 yıldır duyuyoruz. Kaynaşmamamız için önümüz tıkıyorlar sadece.çok açık ve net. Sosyoloji bilen herkes bunu hemen analiz edebilir.

Türkler ve Kürtlerin kaderi kaçınılmaz ayni gemidir…

Böyle düşünmeyenlere sormak isterim…

İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da, Antalya’da ne kadar Kürt kökenli vatandaşımız olduğundan haberdarlar mı? Kürtlerin ve Türklerin kaderi aynıdır. Bunu tarih böyle yazmıştır bunun tersi bana göre yanlış bir analizdir.

Burada sadece tartışılması gerek haklar babındadır ve bunun sihirli değneği ve çözümü “Çoğulcu Demokrasidir” Halkımız artık belirli tarihten kalan bu korkularından kurtulmalıdır. Bir ülkede yaşayan tüm halkların sosyolojik yapısının yansıması olan devlet yani halkın ta kendisi!  “artık fikirsel, zihinsel bir devrim yapmalı ve farklılıkları öcü görmekten kurtulmalıdır”

Bu temel hak ve özgürlükleri adeta yok sayarak problemlerin çözülemeyeceğini anlamak gerekir.

Demokrasinin gelişmesine engel olmak aydınlık günlerden karanlıklara yelken açmaktır…

Saygılarımla

Binali EFE

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI ANTALYA ŞUBE BAŞKANI

 binaliefe@hotmail.com

  • Netinial Internet

Yorumlar

“AVRUPA BİRLİĞİ VE AİDİYET DUYGUSU” adlı makaleye bir yorum yapilmis
  1. Sevda Yurt dedi ki:

    Biz (sünni alevi vb ayırmadan tüm Türk insanı) beraber yaşadığımız tüm Türküm diyen kişilerin haklarını korumaya ve daha beraber olmaya hazırız.
    Yeterki bizi yönetenle bunu istismar etmesin.
    Yeterki kendilerini azınlık gibi göstermeye çalışanlar bizi gasp etmeye, sınırlarımızı tartışmalı hale getirmeye uğraşmasın.
    (Türkler ve Kürtlerin kaderi kaçınılmaz ayni gemidir) cümlesi bile ayrılığı körüklüyor.
    Tek gerçek,
    Tek Vatan,
    Tek Bayrak.

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari