BU YAZI BİR TASARIDIR

Aralık 26, 2009 tarihinde tarafından  
AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN kategorisinde yayımlanmıştır.

BU YAZI BİR TASARIDIR

100_0105ImageSaygıdeğer yetkili,

BU YAZI,

BİR TASARIDIR.

BU YAZI,

AKDENİZ TURİZMİNİN KABUK DEĞİŞTİRİP OLMASI GEREKTİĞİ YERE YERLEŞMESİ İÇİN HAZIRLANMIŞ BİR FİKİR METNİDİR.

TURİZMLE UZAK VEYA YAKINDAN İLGİLİ HERKESİN OKUMASI, DÜŞÜNMESİ VE HATTA FİKİRLERİNİ DE KOYARAK GELİŞTİRMESİ İÇİN İLGİLİLERE ULAŞTIRILMAKTADIR.

Ali Kemal SENAN-YAZAR

19-10-2003- KEMER

Yüzyılın başlarında Mısır’da Tutankhamon’un mezarının bulunmasından sonra İngiliz ve Fransız hükümetleri ve yazılı basınının özel gayretleri ile o bölge turizme açılmış, özellikle II. Dünya savaşından sonra düzelmeye başlayan Avrupa ekonomisinin etkisiyle Mısır, 6 bin yıllık medeniyetinin sırlarını gelen turistlere açmaya başlamıştır.

Tarihin silik bir firavunu olan Tutankhamon’un mezarının açılmasından sonra yaşanan “esrarengiz ölümler” bile turizm rantçıları tarafından kullanılarak gizemli bir hava oluşturulmaya çalışılmıştır. “Mumyanın uyanışı, Firavunun esrarı, Ölüler kitabının sırrı” gibi isimleri olan film ve belgeseller bu amaca hizmet etmişlerdir.

Hesapta olmadığı üzere, yaşanan büyük bir terör olayından sonra yükseliş, yerini ani bir düşüşe bırakmakta gecikmemiş, bundan sonra ise kuzey Akdeniz ülkelerine doğru bir yöneliş başlamıştır. Yakın zamana kadar bu yönelişten biz de bir turizm ülkesi olarak nasibimizi almakta idik.

Geçirdiği rehavet yıllarından sonra daha verimli düşünmeye başlayan Mısır hükümeti yaşadığı düşüşü yeni bir canlanışa çevirmek için uzun vadeli bir programlama

Yaptı. Bu programda pek çok etkinlik ve altyapı çalışmalarının yanında bazı yazarların para karşılığı kitaplar yazması da vardı. Christian Jaco ve Wilbur Smith gibi geçmişinde yüksek tiraja sahip bu yazarlar son eserlerini tümüyle Mısır üzerine çıkarmaya başladılar. Yazdıkları, belgelere dayanmayan kurgulardı.

Bu kitaplar Mısır’a gelmeye aday olan kişilere ücretsiz olarak dağıtılırken Ülkemizde ve daha pek çok ülkede ücretiyle ve saygın yayınevleri kanalıyla piyasaya sürüldüler. Sonuç kısa sürede alındı. Mısır, bu arada oluşturulan yeni alt yapısı ile yeniden milyonlarca turisti ağırlamaya başladı.

Bu paragraflardan sonra kendimi tanıtmanın sırasıdır. Ben, Wilbur Smith ve Christian Jaco’nun ve daha pek çok yazarın Anadolu versiyonuyum. Bu ana kadar Akdeniz ile ilgili olarak roman tarzında 8 kitabım vardır ve bunların ikisi basılarak piyasada yerini almıştır. Bu yazıdaki amacım o kitapların reklamı olmadığından yazıma devam ediyorum.

Mısır, 7 bin yıllık saygı duyulacak büyük bir medeniyetin merkezidir ve bu ilgiyi hak ediyor olabilir ama Anadolu’muzun her köşesi onlarca medeniyete ev sahipliği yapmıştır ve daha büyük bir iddia ile Dünya’daki tüm medeniyetlerin doğum yeridir. Bununla birlikte hakkında yazılan belgesel, çekilen film, kurgu dahi olsa romanlar diğer yerlere oranla gülünç sayıdadır.

Gelelim asıl konuya;

1995 e kadar ki yıllarda Akdeniz sahillerimizde turizm gelirleri ve çalışanların ve işletmelerin memnuniyeti açısından güzel zamanlar yaşadık. Ama o yıllarda görmeliydik ki, bu güzellik “Kumarhaneler” gibi bazı unsurlara bağlıydı. O yıllarda bir “Extra” turizmi vardı. Müşteri aldığı her hizmet karşılığında bir ücret ödemekteydi. Oteller de ücretini alabildiği için papyonlu, eğitimli en az bir yabancı dili bilen garsonlar ve hizmet personeli çalıştırmaktaydılar. Müşteri dışarı çıkabiliyor, harcadığı her kuruş esnafa da yararlı olabiliyordu. Aslında genelde gelirler düşük olsa da paylaşım daha iyi idi.

Kumarhanelerin kapatılması bir gerçeği ortaya çıkardı. Bunda dış etkenler ve acentelerin durumdan pay çıkarma eylemleri de etken oldu. Yani şapka düştü ve kel göründü. Biz de hemen iş yapmakta zorlanan ülkelerin uyguladığı bir akıma döndük ve “Her şey dahil” sisteme geçtik.

Bu gün Akdeniz bölgemizdeki otellerin tamamına yakını bu sistemle çalışmakta, hatta rekabet koşullarına göre bu sistemi, giderek fakirleşme pahasına geliştirmeye çalışmaktalar. “Ultra All İnclusive” gibi.

Şimdi şunu düşünüyorum. Demek ki bizim o parlak günlerde pazarladığımız KUMARHANELER VE JİGOLOLARIMIZMIŞ. Bakın All İnclusive sistemde neler oluyor:

Müşteri artık sadece bir rakamdan ibaret. Ve sadece bir “Kelle.” Kesinlikle hizmet göremiyor. Önceden “Tip” alarak kış günlerini sağlama alan personelin artık böyle bir geliri yok. Oteller gün boyu eksik anlayışlarıyla turiste hizmet vermek zorundalar. Bu durumda kola, bira V.S maliyetleri en üst düzeyde. Gelirin eşit dağılımı söz konusu olmadığından personel kalitesi asgariye inmiş durumda ve yüzde doksanı neredeyse Türkçeyi bile düzgün konuşamıyor. Turiste dışarıda yeterli bir aktivite sunulamıyor.

Bu durumda gelişme gösteren tek departman “Entertainment” yani animasyon departmanı oluyor. Gün boyu şezlongundan doğrulmayan turist, kaldığı onbeş günün sonunda o şezlongtan çocuk bekler hala geliyor. Bu kaba tarifimi bağışlayın ama durumun vehameti işte. Turistin bu dönem içinde ödediği para ise komik. Gazetelerin Turizm sayfalarındaki ilanlara bir göz atarsanız bunu rahatlıkla görebileceksiniz. Şimdi bu satırları okuduktan sonra diyeceksiniz ki “Bana yeni bir şey söyle”

Bütün bunları değişik zaman dilimlerinde değişik otellerde izledikten sonra kaleme aldım ve bunlar tüm turizmcileri ortak derdi. Düşünün. Bu ülke yıllık On milyar dolar turizm gelirine sahip ama on milyar dolar da turizm giderine sahip. Bu kadar büyük maliyete rağmen hiç kimse tatil döneminde yaşadığından memnun değil. Demek ki biz son yıllarda yanlış bir yöntem izlemişiz..

Kısa bir araştırma yaptım. Edindiğim sonuçlar beni şoka uğrattı. Prag, Paris, Londra, Viyana gibi Avrupa başkentlerinin turizm gelirleri Türkiye’mizin tüm turizm gelirinden daha fazla. Peki bu turistler o başkentlere neden gidiyorlar? Müzik dinlemeye, resim galerilerini gezmeye, Rönesans devri sanatçılarının yaptığı muhteşem heykelleri seyretmeye gidiyorlar. Orada “All İnclusive” yaygın değil. Hizmetler çok yüksek ücretlerle satılıyorlar. Viyana’nın başkentliğini yaptığı “Avusturya” gibi bir ülke, denize kıyısı olmadığı, Mısır, Osmanlı, Bizans, Helen ve tarih öncesi medeniyetlerine ev sahipliği yapmadığı, birinci ve İkinci dünya savaşlarına katılıp yerle bir edildiği halde kişi başı milli gelir de Türkiye vatandaşının 6 misline sahip.

Bu ülkenin doğal kaynaklarının Türkiye ile kıyaslanamayacağını söylememe gerek var mı? Sayın Hıncal Uluç’un bir zaman yazdığı gibi Avusturya ancak Kütahya ile kıyas edilebilir.

Amerikan Western filmlerini hepimiz biliriz. Bu filmlerle büyüdük, kültürümüze “Tabanca” ve “Magandalık” anlayışını süreç içinde onlar yerleştirdi. Küçüklüğümüzde okuduğunuz “Tommiks- Teksas” kitaplarını unuttuğunuzu sanmıyorum. İşte bu “Kovboy” filmlerinin çekildiği setleri yakın zamanda TV de izledim. Oralara her gün binlerce turist gidiyor, onlar izlerken eğitimli kovboylar, sokak başına konmuş büyük bir vantilatörün oluşturduğu tozun arasında gösterilerine başlıyor. Düellolar yaşanıyor, tabancalar patlarken ikinci kattan birileri düşüyor falan, filan….Yani buralarda Amerikalılar sahip oldukları tek kültür olan eski sığır çobanlığı kültürünü mizansenlerle dünyaya anlatmayı beceriyorlar. Bizim turistimiz hala şezlongunda uyuyor.

Phaselis, Coriakos(Olympos), Simena(Kekova), Xanthos, Patara gibi ve onlara benzer onlarca antik şehrimizden birini bile gezenler benim bu andan sonra yazacaklarımı iyi anlayacaklardır.

Bu şehirlerimiz tarih süzgeçinden geçip günümüze ulaşabildiler. Bu ana kadar pek çok sel, deprem, istila ve tarih hırsızlarının tahribatına uğradılar. Son dönemde bazı bilim grupları gelip üzerlerinde araştırma, kazılar yaptılarsa da, şu anda pek çoğu yeniden kaderlerine terk edilmiş bir görünüme sahipler. Devrilmiş işlemeli taşlar üzerlerine kırmızı yağlı boya kullanılarak yazılmış numaraları ile belki bir gün restore edilmeyi bekliyorlar. Bu taşlar o sıraya uygun bir şekilde üst üste konulduklarında belki de o tapınak kullanıldığı günlerdeki gibi bir görünüme sahip olacak. Bu ne yazık ki ödenek yetersizliğinden bu ana kadar becerilemedi. Tabii bir de modası geçmiş koruma kanunları var.

Kekova’ya gittiniz mi bilmiyorum ama, bu yazdıklarımı okuduktan sonra mutlaka gidin. Kale köyü, muhteşem bir tarih zenginliği yaşamaktadır. Harabe görüntüsüne rağmen tüm özellikleri ile kendini belli etmektedir. Buraya gemilerle gidilebilmekte ve yerli halk, o antik evlerde yaşamaktadır. O devirlerden farklı olarak birkaç kırmızı kiremitli ev ve TV antenleri ve ülkemizin bir zengininin evi bulunmaktadır. Günlük yada haftalık tur yapan gemiler, barındırdıkları turistleri ile kıyıya kadar yanaşmakta ve sit alanına kurulmuş münasebetsiz restaurantları doldurmaktadırlar. Yemeğini yiyen turistlere yarım saatlik bir antik gezi sunulmaktadır. Karnı tıka basa doyan turist ise bu geziye çoğu zaman katılmamakta, katılanlar da gemilerin miçolarından dönme ehliyetsiz rehberlerin elle, kolla, bacakla yaptıkları tarifler sonucu bölgenin tarihi üzerine bir bilgi sahibi olabilmektedirler. Oraya gidin. O güzellikleri görün ama böyle bir duruma şahit olduğunuzda başınızı çevirin. Düşündüğünüzde tatiliniz zehir olabilir.

Şimdi gözünüzün önünde canlandırın. Sözünü ettiğim Kekova’da Kale köyüne gemiyle yaklaşıyorsunuz. Yani tepeliğe kurulmuş, tüm Akdeniz ve Kekova adasının güzelliklerine hakim antik şehre. O da ne, suda geminin kıyıya yaklaşmasını engelleyen yeşil renkli, boruya benzer bir şey var. Neyse kaptanınız geminin demirini salıyor.  O neşeli, hatta size baktığında eğlendiğini bile fark ediyorsunuz. Siz ise az sonra yaşayacağınız bir sürprize kendinizi hazırlamaya çalışıyorsunuz. Çok beklemeden kıyıdan içine sekiz kişi alabilecek, dört kürekçinin kullandığı bir tekne yola çıkıyor. Kürekçilerin güneşte yanmış vücutlarına bakıyorsunuz. Çizik çizik. Arkalarında dikilen

Tarihten kaçıp gelmiş bir adam elindeki kamçı ile onları yönlendiriyor. Köleler, kayığı geminize yaklaştırıyorlar, Kamçılı adam önce hiç bilmediğiniz bir dil sonra da sizin dilinizi kullanarak ve ciddiyetinden hiç ayrılmadan karaya çıkacak şaşkın turistleri ve sizi alıyor. Kamçı sesleri arasında Ağır ağır kıyıya yöneliyorsunuz.

Daha önce antik rölyeflerde gördüğünüz stilde giyinmiş dört güzel thmois (Cariye) sizi güler ve güzel yüzleri ile karşılıyor ve kıyıya çıkmanıza yardım ediyor. Sonra bir hat fark ediyorsunuz. O hattın dışına çıkmamanız konusunda taşa oyulmuş bir levha ile uyarılıyorsunuz. Dört thmois, yolcuları paylaşıyorlar, her biri grubunun başına geçiyor ve bir ağaç gölgesinde size kuralları anlatıyor.

1- Keten halatla ayrılmış alana geçemezsiniz. Bunu yapabilmenizin tek yolu o devre ait elbiseleri giymeyi kabul etmeniz. Bunun bedeli 10 Dolar

2- Bölgede fotoğraf çekemezsiniz. makinenizi emanete bırakınız. Eğer bu anı belgelemek isterseniz bir thmos (Erkek köle) bunu gizlice yapacak ve resminizi geminize dönerken alabileceksiniz. Bir poz 5 Dolar

3- Turistlere ayrılmış bölgeden yapılan  normal tur 2 saat, kısa tur ise 1 saat sürecektir. Bunun için Thmoisinize 10 dolar ödeyeceksiniz.

4- Hiçbir tura katılmak istemezseniz size ayrılmış bir kafeteryada meşrubatınızı içip dinlenebilir, sakin denizin tadını çıkarabilirsiniz. Meşrubatlar, ayrım yapılmaksızın 2 dolardır.

5- Simena sakinlerinin pişirdiği antik zaman yemeklerinden oluşan menüyü toprak kaselerde elinize alabilmenizin bedeli 10 dolardır. Bu o devire uygun bir tarzda size açık büfe olarak sunulacaktır.

6- Bütün bu hizmetler için ödemeyi size ayrılmış olan bölümde thmoisinize makbuz karşılığı yapacaksınız.

7- Antik tekneye binip dönerken teknenin komutanı tarafından size o devre ait bir akça hatıra olarak verilecektir. Bu büyükçe akça bir mücevher estetiği içinde sunulacaktır. Siz evinize döndüğünüzde bunu çerçeveletip duvarınıza asabileceksiniz.

Evet kurallar bunlar. Önde güzel cariyeniz arkada siz ilerliyorsunuz. İlk yaptığınız thmoisinizi incelemek. Kızın gözlerine çekilmiş rastık dışında yüzünde makyaj yok. Üzerinde beyaz pamukludan bir omzunu açıkta bırakan uzun bir elbise var, yandaki açıklıktan biraz bacağı görünüyor. Ayağında dizine kadar gelen bağcıkları ile bir kösele sandalet var. Tırnakları ojesiz, başında bandana gibi bağlanmış doğal çiçeklerle süslü yine pamuklu bir bez var. İlerliyorsunuz.

Bir thmos görüyorsunuz. Yani bir erkek köle. Bu kürekçilere benzemiyor. Belden yukarısı çıplak. Eteklik gibi duran pamuklu bez kıllı bacaklarını dizine kadar örtüyor. Kocaman ayaklarında yine kızınkinin erkek versiyonu olan bir sandalet var. Elinde bir toprak kase taşımakta. Size başı ile selam veriyor. Sonra devriye gezmekte olan askerleri görüyorsunuz. Gözünüzde canlandırın o devrin askerleri ve kalan tüm yaşantı, hatta koşuşturup duran kedi köpekleri ile bile o günlere ait. Yaşlılar, topraktan ocaklarda parlayan çatal bıçak kullanılmaksızın yemek pişiren kadınlar, sevgilisini kovalayan bir aşık, her şey ama her şey o devre ait.

Meraklısınız ya bu güzel uygulamanın kimlerce organize edildiğini merak ettiniz. Sorduğunuz da size bir kadını gösterdiler. Kadın, kısa boylu, güzelce, 33-34 yaşlarında ve zekası gözlerinden fışkıran ateş gibi biri. Birkaç kelimeden sonra O’nun ne derece bilgili, otoriter, ve organizasyondan taviz vermez halini de fark ettiniz.

Anlatmaya başladı;
-Vallahi, bu konumu korumak için büyük gayret sarfediyoruz ama yardım da görüyoruz. Çünkü elde edilen gelirden % 20 pay alan halk bizim aynı zamanda oyuncularımız. Aslında onlar oyuncu gibi değiller. Gerçekten bu hali yaşıyor gibiler. Extraya dönen otellerden işsiz kalan animatörler de bizde iş bulabiliyorlar. Aslında bu uygulama biraz gecikti. Uzman arkeologların bölgeyi yeniden restore edip canlandırmaları zaman aldı. Tabii bir de Ankara’nın tavrı. Anlatmak kolay olmadı.

-Az önce bir genci asker rolünden aldığınızı gördüm. Ne yaptı o genç?

-Kolunda saat vardı. Bunlar olur bazen. Bazıları ayaklarında kösele ayakkabılarla veya boyunlarındaki arslan burcu madalyonlarla çıkıyorlar ortama. Tabii bunlara taviz verebilmem mümkün değil. Biz burada gerçekten o devirleri canlandırıyoruz. Bu arada Kral’ın konutunu ve ülkesini nasıl yönettiğini, taş ustalarının nasıl heykel, rölyef ve yazı yazdıklarını görmek istemez misiniz?

– Elbette isterim ama önce soracaklarım var. Burada düşündüğümden fazla turist var. Bunlar karayolu ile mi geliyorlar?

-Evet bazıları yakın otellerden otobüslerle transfer edilirken birçokları otobüskopterlerle geliyorlar.

– O da ne?

– Gürültüsü buradan duyulmuyor. Organizasyon komitesi bu büyük 35 er kişilik helikopterleri Rusya’dan transfer ettiler. Belek’ten bile turist geliyor. Tabii bu transfer için ayrı para ödüyorlar. Havadan tüm Akdeniz’i seyrederken burada mükemmel bir gün yaşıyorlar.

– Harika her şeyi düşünmüşsünüz.

-Evet. her şeyi düşündük. Yarın arkadaki ovada bir savaş var. Görmek isterseniz yarın da gelin.

– Aman Allah’ım. Gerçekten mi?

– Evet. Gerçek kostümler ve silahlarla gerçek bir savaş tabii yaralanma olmayacak. Bunun için gerekli önlemleri alıp personeli eğittik. Savaşı seyretmenin tarifesi 25 dolar ve 500 animatör katılacak. Bunu gerçekten seyredin. Burada bir özgürlük savaşı yaşanacak. Toplu katliam ve toplu intihar sahneleri var. Bunlar tarihte yaşanmış sahneler. Seyirciye, gösterinin sonunda bu savaşların sebep ve sonuçları anlatılacak.

– Ağzım açık sizi dinliyorum. Peki buraya karadan gelebilmek nasıl oluyor?

– Eskiden yol buraya kadar gelirdi. Şimdi buradan 2 km. kadar ötede bir otopark son durak oluyor. Yine de haftada bir gün ihtiyaçların karşılanması için servis arabalarına yolu açıyoruz.

– Peki kaç personeliniz var?

– 1300 kadar. Tamamına yakını eğitimli. Eğitimli olmayanlar da var ama onlar daha çok geride duruyorlar.

– Eğitimli ne demek? Her şey dahil sistemde çalışan bir sürü eğitimsiz turizm personeli vardı ne oldu onlara?

– Hayır, onların burada işi yok. Şu anda çalışanların önemli bölümü Tiyatro veya konsevatuarda okuyan gençler. Bu tarz elemanlara çok ihtiyacımız olduğu halde en az lise bitirmeden bir kişiyi işe almıyoruz. Ayrıca Türkçe’yi iyi konuşmalılar. Bakın şu anda sadece Antalya’ya bağlı olan 9 antik şehirde bu uygulama var. Hiçbirinde bu elemanları çalıştırmıyoruz. Öyle olsa kollara ve ayaklara daha çok dikkat etmemiz gerekebilir.

– Bu arada eskiden burada bir sürü Restaurant vardı kırmızı çatılı. Şimdi onların yerinde eski tip yapılar belirmiş. O işyerlerinin sahipleri bu işe nasıl razı oldular?

– Söyledim ya cironun %20 si yerli halka dağıtılıyor. Uygulamada rol alanlara % 10 extra veriliyor. Bu bölüşümden sonra o işyerlerinin sahipleri öncekinden daha fazla ve sürekli para kazandıklarını fark ettiler. Sesleri çıkmaz oldu.

– Sürekli mi?

– Evet. Bu işler kışında devam edecek. Antalya gerçek bir tarih bölgesi. Buraya gelen artık şezlonga, seks turizmine, güneşe denize değil öncelikle bu uygulamalarımıza gelmeliler. Şu anda Dünya’da bunun büyük reklamı yapılıyor. Türkiye gibi bir ülkenin Dünya kültür turizminin getirisinden pay alamadığını düşünebiliyor musunuz? Bu canınızı acıtmıyor mu? Hele Dünya’nın yedi harikasından birinin Türkiye’de olduğunu bildiğiniz halde, Hele anlatılacak bu kadar büyük bir miras varken.

– Evet hanımefendi, gerçekten canım acıyordu ama bu gördüklerimden sonra acı dindi.

Tabii acı sadece hayalimizde dindi. Bu uygulama henüz yok. Ama her türlü programsız, diyalogsuz, uygunsuz, münasebetsiz, zamansız uygulama vizyonda. Çok zeki olduğunu bildiğim insanlarımızın bazen nasıl bu kadar dar düşünceli olabildiğine şaşmaktayım. Bu durum ise sadece ortamdan pay çıkarmak isteyenlerin işine yarıyor. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlarken bizi de fena halde aşağılıyorlar. Şimdi bırakalım mı bu güzelim eserler hırsızların, bazı kanunların korumasından yararlanan rantiyecilerin eline ve insafına kalsın. Okuma yazmayı zorlukla sökmüş, sadece ailesi toprak zengini diye bu özel beldelerin yöneticisi olmuş kişilerin elinde oyuncak olsun.

Bırakalım mı bu güzelim heykelleri, yazıtları, çimenlerin, otların, yılan ve akreplerin eline? Hem de daha ne ifade ettiklerini bile tam olarak öğrenip anlatamadan.

Amacım size göz yorgunluğu sağlamak değil ama başımdan geçen şu hadiseyi anlatmadan geçemeyeceğim.

Birgün elime defter ve kalemimi aldım, ve Phaselis’in antik tiyatrosuna gittim. Amacım orada kendimi muhteşem Tahtalı’nın görüntüsüne teslim edip oranın geçmişteki ruhunu yakalamak iken, aynı anda yeni romanım için bir şeyler karalamak istiyordum. Bir rehber, beraberinde 20 kadar turistle birlikte geldi. Onların kısa bir süre için oraya yayılmalarını, akustik kontrolü yapmalarını izledim. Sonunda beklenen oldu ve sıcaktan yılmış olan rehber, mübarek ağzını açarak; “İşte burası Amfitiyatro” dedi. Bu kadar büyük anlamlar ifade eden iki sözcükten sonra tıpkı bir koyun çobanı gibi geldiği yere geri döndü. Zavallı genç rehber, nereden bilebilirdi buranın zamanında tiyatro gösterilerinden çok bir köle tasnif yeri olduğunu.

Sayın muhatabım, yukarıdaki satırlarımı okuduktan sonra sanırım ne söylemek istediğimi anladınız. Artık makro düşünmenin zamanı gelmedi mi? Siz, otel sahipleri, yöneticiler, biliyor musunuz, şu anda Dubai’de deniz üzerine yapılan büyükçe palmiye şeklindeki adada 400 adet 5-7 yıldızlı otel inşa ediliyor. Bu otellerde dünyanın en kaliteli turistlerinin ağırlanacağını ve biliyor musunuz?. Dünyanın en kaliteli ve en az iki yabancı dil bilen 200.000 personeli buralarda görev alacak. Bu personel oraya nereden gidecek dersiniz? Bir düşünün bulacaksınız. Size oradan bir örnek daha; Adamlar çölde kum tepelerinin gölgesine çadırlardan köyler yaparak bedevi yaşantısını anlatıyorlar  hemde ekstra fiyatlarla. Bu emsalsiz memlekette önümüzdeki yıllar size aydınlık görünüyor mu? Aydınlık mı ki şu anda Kremlin, Topkapı, yada Titanik benzeri mükemmel otelleri inşa ediyoruz da sonra oralarda “Her şey dahil” sistemini uyguluyoruz. Yazık değil mi? İnanın bu vatanı korumak sadece uğruna kan dökmek değildir. Bu vatanı yakışacağı şekilde kullanmaktır. Gelin biz yakışanı yapalım. Kısa süreli zararlar uzun vadeli karları getirebilir. Biz nelere katlandık yine katlanırız ama hiç değilse gelecek artık aydınlık olur.

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari