<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eKemer - Antalya Kemer&#039;in Yorum Portalı &#187; AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN</title>
	<atom:link href="http://www.ekemer.com/c/akdenizin-delisi-ali-kemal-senan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ekemer.com</link>
	<description>Antalya Kemer&#039;in Yorum Portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 04 Jun 2010 21:05:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>GEBERECEK İT</title>
		<link>http://www.ekemer.com/geberecek-it</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/geberecek-it#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 05:09:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8700</guid>
		<description><![CDATA[Başlığım size tuhaf geldi biliyorum. Bu İsrail için kullanılmış bir söz. Atasözünü hatırlatayım önce; “Geberecek it cami duvarına işer” Evet. İsrail sonunda cami duvarına işedi. Bu güne kadar Ortadoğu’da yüzlerce insanlık suçu işlemiş olan bu terörist devlet sonunda batı tarafından kullanım süresinin dolduğunu düşünmüş olacak ki, aynı gün Türkiye’ye iki açık saldırıyla bunu belli etti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başlığım size tuhaf geldi biliyorum. Bu İsrail için kullanılmış bir söz.</p>
<p>Atasözünü hatırlatayım önce; “Geberecek it cami duvarına işer”</p>
<p>Evet. İsrail sonunda cami duvarına işedi.</p>
<p>Bu güne kadar Ortadoğu’da yüzlerce insanlık suçu işlemiş olan bu terörist devlet sonunda batı tarafından kullanım süresinin dolduğunu düşünmüş olacak ki, aynı gün Türkiye’ye iki açık saldırıyla bunu belli etti. Eski James Bond filmlerinde görürüz. Ajanlar artık iş göremez hale geldiklerinde ya intihar ederler veya hakim güç tarafından temizlenirler.</p>
<p>İşte Türkiye’yi karşısına alan bu çirkin devlet için bu sözleri söylemek mümkün. ABD’nin 51.nci eyaleti olarak, sözde Yahudi amaçlarına hizmet eden, ama aslında ABD’nin Ortadoğu’daki menfaatleri için bir USA üssü durumundaki İsrail, Türkiye’ye yaptığı bir günde iki saldırı ile intiharını imzalamış durumda. Artık gerek onlar için, gerekse bizim ve tüm Ortadoğu için hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylemek mümkündür. Kur’an tabiriyle bu işin sonu, her İsrail devleti mensubunun kendisine sığınmak için bir kaya veya ağaç arayacağı ve oralarda bile barınamayacağı şeklindedir.</p>
<p>Son gelişmeleri yorumlayalım mı?</p>
<p>Her şey Türkiye’nin kabul edilmiş arabuluculuk sıfatıyla katıldığı ve Ortadoğu’da barış görüşmeleri için karara varılacağı o gün Gazze’ye yapılan saldırı ile başladı. O saldırıyla Türkiye’nin arabuluculuk sıfatı önce tehlikeye girdi sonra da One Minute kriziyle hepten ortadan kalktı. Çünkü İsrail’i yönetmekte olan Uluslar arası savaş endüstrisi bu barışa izin veremezdi.</p>
<p>Bunu takip eden zamanlarda, tarihlerde yanılabilirim ama Türkiye, Konya’da yapılacak tatbikata İsrail’in katılmasını engelledi, Suriye ile yakınlık kuruldu, hatta sınırlar kaldırıldı. Arada üst düzey atışmalar ve Büyükelçi krizi. Bunların hepsi Ortadoğu’da hazırlanan yeni senaryonun hazırlık aşamalarıydı. En büyük yangın ise Türkiye-Brezilya ve İran anlaşmasının imzalanması ile başlatıldı. Bu anlaşma dünyada kabul görürse eğer, büyük paraların döndüğü savaş ve Petrol endüstrisine darbe vurulmuş olacaktı ki, buna silah üreten, gerilim siyasetinden fayda uman daha büyük teröristler göz yumamazlardı.</p>
<p>Meselenin fiili yönü ise her açıdan Türkiye’nin elindeydi. Irak savaşından büyük zararlarla çıkan Türkiye, toprakları üzerinden İran’a yönelik bir saldırıya yeşil ışık yakamazdı ve buna engel olmak için gerekli sebeplerinin hiç birini göz ardı edemezdi. Sonuçta İran’la bir savaş yapılması olasılığını düşük gören savaş endüstrisi diğer planını devreye soktu. Bunun için uygun alt yapı hazırdı. Barışçıl amaç taşımayan kiralık bir İsrail hükümeti,  İsrail’e kızgın, bir Atatürk büstü meselesinden dolayı Arjantin’le tüm ilişkileri kesebilecek asabiyette bir Türk başbakanı, Türkiye’de son zamanlarda oluşturulmuş bir kirli İsrail imajı ve bir Türk gemisi. Savaş endüstrisinin başarısı için bütün mesele bu unsurların harekete geçirilmesiydi. Önce gemi durduruldu. Müdahalenin haksızlığının belirginleşmesi için saldırı özellikle uluslar arası sularda yapıldı. Kan dökülmesi, bunun için ortaya getirilen bahane, göstericilerin sopa taşımalarıydı ve 20 ye yakın insan bilinçle öldürüldü. Aynı anda sözde PKK’lı kiralık ajanların İskenderun’daki askeri üsse saldırısı ile Türkiye’nin artık İsrail’e karşı sessiz kalamayacağı aşikardı.</p>
<p>Bu yazıyı yazdığım sıralarda Türkiye Başbakanı güney Amerika seyahatinden dönüş yolunda. Türkiye Genel Kurmay başkanı Mısır yolundan dönüyor. Amerika’da henüz mesai başlamadı. Avrupa topluluğu sabah mahmurluğunda ve geceden içtikleri biranın getirdiği baş ağrısıyla henüz sağlıklı bir yorum sahibi değil. Ama birileri ayakta ve onlar ne yaptıklarını iyi biliyorlar. Kim onlar?</p>
<p>Savaş endüstrisinin patronları,</p>
<p>Resmi mesaileri başlamamış olsa da planları uygulamaya geçirmiş olan Pentagon</p>
<p>Bu gece kendisini Carla Bruni’ye özletmiş olan Sarkozy</p>
<p>PKK’nın üst düzey yönetimi ve bu olaylardan menfaat bulacaklarını düşünen görevlendirilmiş salaklar.</p>
<p>Binyamin Netenyahu ve trustlerin kurşun askerleri.</p>
<p>Bunlar ayaktalar.</p>
<p>Şimdi ne olabilir?</p>
<p>1)      Türkiye alttan alabilir. Gerilimi düşürme siyaseti izleyebilir.</p>
<p>2)      Türkiye büyükelçilikleri kapatarak İsrail ile diplomatik ilişkileri keser ve Dünyayı özellikle Birleşmiş milletleri ayağa kaldırmaya çalışır. Bu arada başbakanlar düzeyinde atışmalar sürer.</p>
<p>3)      Hamas büyük bir kalkışmaya gider. Kan dökülen sonuçlar elde edilir. Gazze baskısı daha korkunç görüntülerle artar.</p>
<p>4)      İsrail tarafından ele geçirilen gemiler alıkonulur ve iade edilmediği gibi, içlerindeki bine yakın insandan özellikle Türkler ve diğer Müslüman olanlar seçilerek tutuklanır.</p>
<p>5)      Amerika, gizliden her türlü provokasyona imza atarken görünüşte itidal çağrısında bulunur. Samimiyetini göstermek için BM’de İsrail’e yönelik yaptırımları bir kez daha veto eder.!!!!!!</p>
<p>6)      Amerika bölgeye sanki kavgacıları ayıracakmış gibi 6.ncı filosunu gönderir. Bu Türkiye’yi daha da kızdıracaktır.</p>
<p>7)      Bu arada Türkiye Irak ve Afganistan dahil tüm bölgeden yabancı askeri güçlerin derhal çıkması çağrısında bulunur.</p>
<p>8)      Türkiye, bölgede konuşlandırılmış İsrail ve ABD’ye ait tüm nükleer silahların derhal kaldırılması için uluslararasında kavgalar vermek ister.</p>
<p>Bunlar olası senaryolar. Çok olası hemde. Peki ya sonra ne olur?</p>
<p>Birinci dünya savaşına zorlukla sokulmuş ve sonunda yenik ilan edilmiş olan Türkiye, tüm çabalara rağmen II.nci dünya savaşına katılmayarak toprak bütünlüğünü koruyabilmiştir. Bu batı için göze batacak bir başarısızlık olarak görülür ve hiç saklanmamıştır. Türkiye savaşa katılmamış ama sonrasında kullanılabilecek hükümetler vasıtasıyla hem demoralize edilmiş hem de nötr hale getirilmiştir. Oysa batının o durumda bile göz ardı etmediği unsur, Türk halkının haksızlıklar karşısında güçlenebildiği ve batıya ters gelebilecek, herkes için adaleti kararlılıkla uygulayabildiğidir. Bu özellik, Osmanlı İmparatorluk geleneğidir ve tüm etkilere, darbelere, satılmış basının çalışmalarına rağmen yok edilememiştir. Nitekim son dönemde, iletişim olanaklarının artması sebebiyle Türkiye’de belirgin bir Batı ve Amerika karşıtı cephe oluşmakta, yani batının korkuları gerçek olmaya başlamaktadır. Özellikle 7-8 yıldır var olan hükümetin korumacı yapısıyla batı menfaatlerine giderek daha çok ters düşmeye başlayan politikalarına dur demenin zamanı gelmektedir.</p>
<p>Şu bir gerçektir.</p>
<p>Belirli dönemler içerisinde Türkiye bölgede nötr davranış sergilemiş olsa da, Batı için hiçbir zaman tam olarak güvenilmiş bir ülke olmamıştır. Bunun delili uzun yıllar boyunca AB kapısında bekletilmiş olmasıdır. Onlar Türkiye’nin AB ye alınmasıyla asimile olmayacağını anlamışlardır. Eğer batı, bu enerji deposunda borusunu öttürmek istiyorsa, İran’a, Orta Asya’ya, Irak’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine kapı teşkil eden Türkiye’yi haritadan kazımak zorundadır. Bu batının güvenliği için şarttır ve işte o an gelmiştir.</p>
<p>Bu makro politikalar içeren düşüncelerden sonra Filistinliler için birkaç söz etmek gerek;</p>
<p>Türkiye’deki Müslümanlar, İslami açıdan bakanlar, Ortadoğu’daki olayları Bakara suresi tarafından görmektedirler. İnsan hakları savunucuları insanlık açısından görmekte ama bütün bu görüşlerin ifade edilmesi sırasında taraflar hep İsrail-Filistin olarak lanse edilmektedir. İsrail’in Türkiye için ne ifade ettiğini biliyoruz. Ya Filistinliler?</p>
<p>Müslüman olmaları dışında bizimle ortak hiçbir yan taşımamış olan bu millet, zamanında bağımsızlık diyerek Osmanlı’yı arkadan vurmaktan çekinmeyen ve bu eylemleri belgelerle sabit olan bir güruhtur, Onlar topraklarını Yahudilere satmaya daha 1860 larda başlamıştı. Oysa aynı yıllarda o bölgeyi satın almak isteyen Yahudilere Abdulhamit’in verdiği cevap onlara ders olmalıydı. Abdulhamit; “Tabii ki, size orayı maliyetine veririm.” Deyince, pazarlık için gelen Dr. Herzog sevinmişti. Ancak maliyetin CAN olduğu, ödemenin KAN olarak kabul edileceği kendisine anlatıldığında yeni başlayan süreç Osmanlı’nın çöküşüne ve hatta Sevr’e kadar devam etti.</p>
<p>İşte bugünkü sürecin de getirilmesi istenen nokta budur.</p>
<p>Bakın,</p>
<p>Tahrif edildiği kesin olan Tevrat orijinli bilgilere göre bir Büyük İsrail hedefi vardır. Bu hedef ile ABD’nin yüksek menfaatleri kuvvetle uyuşmaktadır.</p>
<p>Elinde nükleer güç bulunduran çılgın bir İsrail hükümetinin, Amerika’dan alacağı destekle bu projeyi uygulamaya koymuş olduğu görüntüsü ortada değil midir. Irak’a bakalım. Zaten teslim olmuş</p>
<p>Suriye zayıf ve Amerikan ambargosunun altında ezilmekte. Ürdün ve Suudi Arabistan zaten nötr. Geriye sadece Türkiye kalıyor. Çünkü Büyük İsrail devletinin içine bizim tüm güneydoğumuzun  dahil edilmesinin yanı sıra, bu garip, güvenilmez, her an Müslümanlardan yana dönüverme eğilimi gösteren, üstelik güçlü bir askere sahip ülkenin tümden yok edilmesi gerekir. Onlar tam da böyle düşünürlerken İran ortaya çıkıyor. Hem de nükleer güce sahip olarak. Üstelik Türkiye destekli. Batının yerine siz olsanız ne yaparsınız?</p>
<p>Bu arada orada kurulacak bir Kürt devleti hayali taşıyan, bu amaçla çığrınıp duran zavallılara gülmekten başka ne yapılabilir?</p>
<p>Kısacası,</p>
<p>Türkiye bir tuzağın içine çekilmeye çalışılıyor. Bizim bilmemiz gereken şudur. Gerçekten de bu aşamada bir savaşa girecek olsak, yanımızda tek bir dost bile bulamayacağız. Gemiyi ilk terk edenler ise önceden örneği görüldüğü üzere Kürtlerle, Filistinliler olacak. Emin olun.</p>
<p>Bir lafım da Mısır’a</p>
<p>Son günlerde basında okumuş olmalısınız. Basra körfezinde İsrail bayrağı taşıyan nükleer denizaltılar var. Bu sıralar Arap basını da bu haberle meşgul.</p>
<p>Hemen bir soru geldi aklıma.<br />
Bu gemiler körfeze nereden ve nasıl geldiler?</p>
<p>Birincisi onların çıkış merkezi İsrail değildi. Amerika tarafından imal edildikten sonra açık denizden körfeze ulaştırıldılar.</p>
<p>İkincisi ise Süveyş kanalından geçtiler. İzin veren kim? Süveyş kimin elindeyse o. Ya sonra? Kızıldeniz’den, Hatta Kabe’yi vurabilecekleri mesafeden geçerek körfeze ulaştılar.</p>
<p>Bir başka haber de, BAE’de çıkarılan Arapça yazılı bir Kitapta Atatürk’le ilgili olarak yazılanlar. Bu kitabın toplanması için şu an T.C Abu Dhabi büyükelçiliği seferber olmuş durumda. Kitabın yazarı kim dersiniz? Bir Mısırlı. Sanırım anladınız.</p>
<p>Nasıl? Sizce geberecek it ne yapıyor?</p>
<p>Saygılarımla.</p>
<p>Ali Kemal Senan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/geberecek-it/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DENİZ KUM GÜNEŞ SEKS İÇKİ TEMİZ YATAK</title>
		<link>http://www.ekemer.com/deniz-kum-gunes-seks-icki-temiz-yatak</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/deniz-kum-gunes-seks-icki-temiz-yatak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 07:28:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7881</guid>
		<description><![CDATA[Hadee, uçak dahil hepsi birden 10 euroooooo Sayın Belediye Başkanı Mustafa GÜL, 2010 turizm sezonunun başlangıcında, daha önce hep yapıldığı gibi bir deklarasyon yayınlamış. Bu yazı metnini Ekemer de görebilirsiniz. Bu olması gereken bir şey. Ancak ben bu yazıyı okuyunca bazı sorular, eleştiriler ve cevaplar hazırladım. Biraz geçmişe gittim biraz da geleceğe… Şu an bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hadee, uçak dahil hepsi birden 10 euroooooo</p>
<p>Sayın Belediye Başkanı Mustafa GÜL, 2010 turizm sezonunun başlangıcında, daha önce hep yapıldığı gibi bir deklarasyon yayınlamış. Bu yazı metnini Ekemer de görebilirsiniz. Bu olması gereken bir şey. Ancak ben bu yazıyı okuyunca bazı sorular, eleştiriler ve cevaplar hazırladım. Biraz geçmişe gittim biraz da geleceğe…</p>
<p>Şu an bir dış ülkedeyim ve işimin gereği, burasıyla bizim oraların kıyaslamasını yapmaktayım. BAE ülkesinin turizmde ilerlemesi için neler yapması gerektiği ile igili, tecrübeli Akdeniz Ülkeleri&#8217;nin turizm anlayışları ile ilgili, var olanın nasıl kullanılması gerektiği ile ilgili, <strong>uluslar arası turizm pazarlama ve reklam teknikleriyle ilgili ve bununda yanı sıra, hayal kurmanın önemi ve yaratıcı yazarlık ile ilgili seminerler,</strong> konferanslar vermekteyim.</p>
<p>Yani kısacası, bir beyin göçü neticesinde bulunduğum bu ülkede turizm öğretmenliği yapıyorum ama işimi yaparken konuşmalarımın bir tarafına mutlaka ülkem Türkiye’yi, özellikle Akdeniz bölgemizin güzelliklerini ve özelliklerini sıkıştırıyorum. Taa ki bazı konular canımı sıkmaya başlayıncaya kadar;</p>
<p>Bugün <strong>www.ekemer.com</strong> da başkanın yazısı var ben de altına bir eleştiri yazdım. Orada özetle demek istedim ki,</p>
<p>“Sayın Gül, Siz bir belediye başkanısınız.</p>
<p>Esnafın dükkan önüne masa koyup kebap yemesini, okey oynamalarını engellemek sizin işiniz değil. Bırakın bu deklarasyonu zabıta müdürünüz yazsın ve göndersin.</p>
<p>Sizin işiniz, bu harika bölgenin kaynaklarını kullanarak, gelecek için neler yapılabileceğini tasarlamak. Bunun için ekipler kurmak, projeler oluşturmak ve uygulatmak. Siz ve diğer belediye başkanları hep bunun için seçildiniz. Ancak görünen o ki…</p>
<p><strong>Neyse. Konuya gelelim. Sayın Gül.</strong> Bu öncelikle size ve sonra turizmcilere yönelik açık bir mektup. Lütfen dikkatlice okur musunuz?</p>
<p>Kemer zor durumda. Sadece Kemer değil, Türk turizmi zor durumda. Çünkü siz yanlış bir şeyi pazarlıyorsunuz.</p>
<p>Her turizmcinin ağzında aynı laflar; Deniz-kum-güneş-herşey dahil sisteminin getirdiği zararlar Vs. uyku verici laflar. Biliyorum şu an Kemer&#8217;de bir sürü toplantı yapılıyor ve her turizmci her sene olduğu gibi aynı sakızı çiğniyor. Ama dedim ya, siz yanlış yoldasınız. Yanlış şeyi pazarlıyorsunuz.<br />
<strong><br />
ÖNCELİKLE BİLMEDİĞİNİZ ŞU;</strong></p>
<p>Dünya Kemer’i, Tekirova’yı, Çıralı&#8217;yı nasıl tanıyor?</p>
<p>Diyeceksiniz ki, Kemer Plajları, temiz oteller, cam gibi deniz, Ayışığı parkı, deniz turları, safari turları, Çıralı Plajı….Ama HAYIR. Dünya KEMERİ TANIMIYOR KARDEŞİM. Dünya’nın tanıdığı, KEMER değil.</p>
<p>Hep söylüyorum, <strong>Yabancı dil bilmediği için neredeyse tuvaleti bile bulamayacak yöneticiler yurt dışı fuarlara gidiyorlar </strong>ve tek kelime konuşmadan palmiye ağacı ve photoshop da mavileştirilmiş havuz görüntüleri olan otel broşürlerini dağıtıp azıcık da boy gösterdikten sonra dönüyorlar. Yarın torunlarına diyecekler ki; “Ben Almanya’ya gittim, Fransa’ya, Petersburg’a gittim.”<br />
<strong><br />
Faydasız girişimler…..</strong></p>
<p>Binlerce broşür dağıtılıyor bir tane broşür gösterebilir misiniz bana, gerçekten Kemer’i anlatan? Yok ki. Kemer’i anlatan derken, caddelerinden bahsetmiyorum. Her öğleden sonra saat 5 den itibaren Kemer’e gölge veren<strong> OLYMPOS</strong> dağından bahsediyorum. <strong>Utanç verici diğer ismiyle TAHTALI. </strong></p>
<p><strong>PHASELİS’DEN</strong> bahsediyorum. Hani kuru balık karşılığı satın alınan araziye kurulmuş ve yaşadığı sürece bölgede gerçekten isim yapmış olan o şehirden. O şehirde, tam <strong>300 yıl boyunca KURU BALIK FESTİVALİ</strong> yapıldığını biliyor muydunuz?</p>
<p>Gelelim Yörük ismiyle, Yanartaş’a. Düşünebiliyor musunuz? Buraya ait inanılmaz güzellikteki mitolojik metin unutulmuş, birçok tanıtım broşürlerinde adı hala YANARTAŞ olarak geçmekte. Turistlere “Hadee yanartaşa bir-iki” denmekte. Oysa burası <strong>KHİMAİRA</strong> ve dünya <strong>OLYMPOS DAĞI ile KHİMARİA </strong>bölgesinde geçmiş olan <strong>BELLEROPHONTES-PEGASUS</strong> hikayesiyle tanıyor burayı.</p>
<p>Açın internete bakın. Bazı Websiteler Türkiye&#8217;nin reklamı olur diye kasıtlı olarak Kemer ismini koymuyor. Ama Avrupa’da, Amerika’da, Japonya’da hatta burada BAE de bile bu hikayeye vakıf olan ilk okul çocukları sonuçta o hikayenin yaşandığı yerin Türkiye’nin Akdeniz sahili olduğunu öğreniyor. İşte bizim işimize yarayacak, para getirecek turisler bunlar.</p>
<p>Yani neymiş; Gerçek, bilinçli turist, Kemer’i değil, <strong>KHİMAİRA-OLYMPOS DAĞI-BELLEROPHONTES-PHASELİS</strong> i biliyormuş. O bilinçli turistler Kemer özelliklerinde bir yer arasalarmış, öyle yerler kendi ülkesinde de varmış. Kemer’in çakıllı denizini kimse takmıyormuş. Takan sadece Ruslarmış, çünkü buradaki 5 yıldızlı otelde her şey dahil konaklamak, adama evinde konaklamaktan daha ucuza geliyormuş. Yakında Ruslar bile bize küsecekmiş. Turizmciler adam başı 5 dolara Çin’den Vietnam’dan turist getirmeyi tasarlıyormuşşşşşşşşşşş.<br />
<strong><br />
Peki kardeşim, Siz neyi pazarlıyorsunuz?</strong></p>
<p>“DENİZ KUM GÜNEŞ SEKS İÇKİ TEMİZ YATAK. Hadee, uçak dahil hepsi birden 10 euroooooo”</p>
<p>Siz kendiniz tarihi bilmezseniz, yaşadığınız, ekmeğini yediğiniz bu bölgede kurduğunuz otellere ROSE-AMBASSADOR-TÜRKİZ-AYIŞIĞI-ZARTZURT gibi isimler takarsanız, PEGASUS isimli otelde bir kişi bile PEGASUS’un ne olduğunu bilmiyorsa, siz gerçekten de umutsuz vak’a sınız.</p>
<p>Mısır Kahire’de, otel reklamlarına rastlayamazsınız. Orada Nefertiti, Hatshepsut-Ramses figürleri mecburi hale getirilmiştir. Mısır’ın kendisi bir marka olmuştur. Dubai’de her taksi plakasında BURJ AL ARAP otelinin figürünü görürsünüz.</p>
<p>Yahu siz KEMERLİLER, GÜZELİM PORTAKAL BAHÇELERİNİ YOK ETTİNİZ. HER SENE İÇİNİZDEN BİRİLERİ HEKTARLARCA ORMAN YAKIYOR. NEREDEYSE TEPENİZDE DİKİLİYOR DİYE OLYMPOS DAĞIYLA KAVGA EDECEKSİNİZ. PHASELİS’İ CAHİLLERİN YÖNETİMİNE VERMİŞSİNİZ HERİFLER ŞAPKA DAĞITIYOR. YAHU SİZ YÖNETİCİLER, NE MİTOLOJİDEN ANLIYORSUNUZ NE TURİZMDEN. YAHU SİZ TURİZM PERSONELİ, NE OLACAK SİZİN HALİNİZ? BİR KELİME BİLE YABANCI DİL YOK..Ha?</p>
<p>“DENİZ, KUM, GÜNEŞ, SEKS, İÇKİ, TEMİZ YATAK. Hadee, uçak dahil hepsi birden 10 euroooooo”</p>
<p>Arif olan understand.<br />
Kemerist.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/deniz-kum-gunes-seks-icki-temiz-yatak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PAÇASIZ</title>
		<link>http://www.ekemer.com/pacasiz</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/pacasiz#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 02:26:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7720</guid>
		<description><![CDATA[Oktay, Ortahalli sayılabilecek bir ailenin tek oğluydu. Sıra dışı çalışan beyni, ve sürekli ürettiği yeni fikirleri sebebiyle çevresinde alay konusu olmayı başarmış bir gençti. Takılmadan bitirdiği üniversite eğitimi ona yeni ufuklar sağlamış ama bir türlü çok ihtiyaç duyduğu sosyal çevreyi getirmemişti. Bu yılbaşı gecesi de öncekiler gibi eziyetli olacaktı işte. Çalıştığı banka şubesinin elemanları bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oktay, Ortahalli sayılabilecek bir ailenin tek oğluydu. Sıra dışı çalışan beyni, ve sürekli ürettiği yeni fikirleri sebebiyle çevresinde alay konusu olmayı başarmış bir gençti. Takılmadan bitirdiği üniversite eğitimi ona yeni ufuklar sağlamış ama bir türlü çok ihtiyaç duyduğu sosyal çevreyi getirmemişti.</p>
<p>Bu yılbaşı gecesi de öncekiler gibi eziyetli olacaktı işte. Çalıştığı banka şubesinin elemanları bu gece için hazırlık yapmışlar ama onu çağırmamışlardı. Okuldan arkadaşları da öyle. Hiç arayan olmamıştı şu ana dek. Eğer arayan olsa biliyordu ne söyleyeceğini. Naza çekecekti kendisini. Son anda “Eh ne yapalım, madem çok istiyorsunuz” deyip kabul ediverecekti teklifi. Ama saat akşamın sekizi olduğu halde hala bir arayan olmamıştı. Bu saatten sonra arasalar ne olacaktı ki? Giderek kararlı oluyordu. Arayan olursa eğer, kesinlikle ve sert bir dille reddetmeliydi. Bu saatten sonra nasıl hazırlanılırdı yahu?</p>
<p>Saat 20.30 dolaylarında TV karşısında uyuklayan babasına baktı. Mutfakta bulaşık yıkayan annesinin çıkardığı sesleri dinledi. İçinden kahrediyordu. Olur muydu böyle? Bu nasıl bir kaderdi? Bu nasıl bir itilmişlikti? Aniden ayağa kalkıverince babası gözlerini açtı. Şaşırmış görünüyordu. Böylesine bir ani hareket, Oktay gibi uysal yapılı bir gence has davranış değildi çünkü. Sonra, yeni aldığı kahverengi deri montunu sırtına geçirip dışarıya fırlayan oğlunu izledi. Oktay, arkasından seslenen annesini duymamıştı bile.</p>
<p>Karşıyaka’nın İstasyon bölgesinden çarşıya, oradan da iskeleye çıktı. Ortalık sakin görünüyordu. Öyle ya herkesin bir programı olmalıydı. Bir eğlencesi, bir kutlayanı ve arkadaş çevresi vardı. Ya onun? Hiç kimsesi…</p>
<p>Çevrede gezen tek tük yalnız insanlara baktı. Bazılarına acıdı. Kendisinden daha yalnız olanlar da olmalıydı bu insanların içinde. Biri dikkatini çekti. Olabildiğince kısa boylu olmasına rağmen, bakımlı görünüyordu. Takım elbiseliydi. Kayıtsız, amaçsız hareketlerinden onun da kendisi gibi olduğunu düşündü. Yürüyüşünü görünce tanıdı İbo’yu.</p>
<p>İbrahim, 160 boyunda, enine yapılı düzgün karakterli bir arkadaştı. Bir zamanlar Karşıyaka genç futbol takımının değişmez elemanıydı. O zamanlar, tıpkı 1974 yılında dünya kupasını kaldıran Alman Milli futbol takımının unutulmaz yıldızı Berti Vogts’un stiline sahipti. Boyları da aynı olmasına rağmen onun kadar şanslı olamamıştı İbo. Her zaman, “Bir destekçisi olsa, büyük takımlarda rahatça futbol oynayabileceğini” söylerdi ve haklıydı.</p>
<p>Sağ ayak bileğinde oluşan kırıktan sonra zorunlu olarak futbolu bırakmış ve babasının işine devam etmişti genç adam. O da Oktay gibi karşı cins konusunda fazla kararsızdı. 30’lu yaşına rağmen birkaç kız arkadaşı dışında karşı cinsle yakınlığının olmadığını biliyordu. Aslında hep o ayağındaki kırığa dayanıyordu her şey. Topallıyordu biraz, O sakatlanmadan sonra kendi içine çekilmişti İbrahim. Bu yüzden annesinin evlenmesi için bulduğu kızlarla bile ilgilenemiyordu.</p>
<p>Az ötede vitrine bakmakta olan eski arkadaşına yaklaştı;</p>
<p>“Merhaba İbrahim. Ne o nerden geliyorsun?”</p>
<p>“Sen miydin Oktay. Merhaba. Yav evde sıkıldım. Çıkayım dedim biraz. Üstümü bile değiştirmedim. Ya sen?”</p>
<p>“Bende. Bankadan çıkınca eve geldim ama her yılbaşında olduğu gibi o salak televizyon programlarını seyretmeyi istemedim. Attım kendimi dışarıya.”</p>
<p>“Hadi yürüyelim sahilde. İleride uygun bir yer bulursak otururuz eskiden olduğu gibi. Hava soğuk ama olsun. Açılırız. Şu büfeden birer 35 lik kanyak alalım. Yanına da birer çikolata. Hem içer hem yürürüz. Bu arada laflarız.”</p>
<p>“Tamam. Özledim yahu. Epeyce zaman oldu görüşmeyeli.”</p>
<p>“Hayata daldık oğlum. Babam işleri boşladı. Dükkandan ayrılamıyorum. Sende bankadasın. Ama iyi oldu böyle.”</p>
<p>Birlikte büfeye yanaştılar. Kanyaklar, çikolatalar ve sigaralarla ceplerini doldurup Girne caddesine doğru yavaş yavaş yürümeye başladılar. Aralarındaki ilk konu kızlarla ilgiliydi. Sırayla anılarını anlatırlarken ne kadar yürüdüklerini ve ne kadar içtiklerini bilemiyorlardı. Çamlık caddesinin sahil köşesinde, kaldırıma dikili palmiyelerin sağından veya solundan geçmeye çalışırken, karşıdan gelenlerden kaçamıyorlar, küçük çarpışmalara içerlemekle beraber kızlardan açılmış konuya fena daldıklarından üzerinde durmuyorlardı. Bu arada İbo, kanyağının bitmiş olduğunu fark edip yönünü markete doğru çevirdi. Oktay’da son yudumunu almıştı. Yeni şişelerle ve çikolataları ceplerine yerleştirdiler..</p>
<p>Tekrar sahile çıktıklarında Oktay’ın açtığı konu İbrahim’in ayağı ile ilgiliydi. Genç adam bir süre derdini anlattıktan sonra Oktay’a sarıldı ve bir ağlama krizine tutuldu. Sesi, yandaki apartmanların en üst katlarından bile duyuluyor olmalıydı. İkisi birbirlerine sarılmış sevgililer gibi yürümekteyken aslında kaldırımın duvar tarafı ile yol tarafı arasında bir fark görememekteydiler. Her ikisi de durumun farkındaydılar. Söylemiyorlardı ama akıllarınca her biri diğerinin sarhoş olduğunu ve bu sarhoş yürüyüşlerine kendisinin sebep olmadığını düşünüyordu. Diğer yandan ikisinin de yapmak istediği, sarhoş olduğundan emin olduğu arkadaşını korumaktı.</p>
<p>Yolun karşı tarafına geçmek istediler. Bunu yaparken trafiğin ne kadar fazla olduğunu konuşuyor, yanlarından hızla geçen arabalara kızıyorlardı. Sonunda bir bank bulup oturdular. İbrahim hıçkırıklarının dozunu arttırarak konuşmaya devam ediyor, kırık ayağının istikbalini ve sosyal yaşantısını ne kadar etkilediğini anlatıyordu. Oktay ise çok isteyip ulaşamadığı Yeşim isimli kızın kendisine ne kadar yanık olduğunu söylerken arkadaşının ne söylediğini duymuyordu bile.</p>
<p>Bir süre sonra oturmaktan sıkılıp tekrar Girne caddesine doğru yürüdüler. Şenay pastanesinin önüne geldiklerinde durakladılar. Çünkü şimdi bir taverna olan yer eskiden bütün gençlerin rağbet ettiği bir pastaneydi. Çok anıları vardı orada. O anda Oktay’ın aklına Yılbaşı eğlencesi düzenlemiş olan Şenay’a katılmak geliverdi.</p>
<p>“Hadi İbo. Bizde girelim içeriye. Neyimiz eksik yahu? Yanımızda hatun yoksa ne fark eder? Biz hanzo muyuz? Paramız da var. Haydi girelim.”</p>
<p>“Girelim anasını satayım. Neyimiz eksik?”</p>
<p>Kapıda bekleyen iri kıyım garsona yaklaştılar. İbo sordu;</p>
<p>“Kaç para?”</p>
<p>25 yaşlarında ve 180 boylarındaki bodyguard, iki arkadaşı tepeden tırnağa inceledi. Görünüşte bir faul yoktu ama kesin talimat vardı. Bekarlar giremezdi içeriye. Ayrıca bu adamlar sarhoşa benziyorlardı. Hatta birinin elindeki cep kanyağı şişesini bile görmüştü.</p>
<p>“Yok hemşerim. Yer yok içeride. Kusura bakma.”</p>
<p>İbo ile Oktay yanlarından geçip, sorunsuzca içeriye giren çifte baktılar. İbo patladı;</p>
<p>“Ne lan? Bunlar nasıl giriyor içeriye? Yer yoksa onları neden alıyorsun?”</p>
<p>“Hemşerim. Lan’lı konuşma. Yer yok dedik Yok. Haydi git yoluna.”</p>
<p>Bodyguard, bunu söyledikten sonra yanında dikilen kendisinden farksız arkadaşına dönmüş, “Bulduk yahu. Akşam akşam.” Diyordu. Oktay bunu duyunca, iri yarı adamın kolunu tutup yüzünü kendisine döndürdü;</p>
<p>“Bana bak. Biz öyle abuk subuk insanlar mıyız? Neden almıyorsun?”</p>
<p>Garson, kendisinden 10 cm daha kısa olan Oktay’ın yüzüne doğru eğildi.</p>
<p>“Ulan almıyorum. Var mı diyeceğin? Haydi toz olun buradan. Ayık olduğun zaman manitanla gel. Şimdi yürrü…!”</p>
<p>Oktay’ın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Vurmak için elini kaldırdı. Tam o anda Oktay’dan bile kısa olan İbo, araya girip, bodyguardın yüzüne kuvvetli bir tokat yerleştirdi.</p>
<p>Bu sanki kıyametin koptuğu andı. Bir anda ortalık karıştı. İçeriden çıkanlar oldu. Dışarıdan ayırmak bahanesi ile gelenlerde vardı. Küfürler, bağırışlar, yumruklar, şaplaklar havada uçuşuyorlardı. Birisi yerlerde debeleniyor, bir başkası onu tekmelerken, diğerleri ayaktakine seri yumruklar vuruyorlardı.</p>
<p>İçeriden çıkan patronun haykırması ile kavga duruverdi. Az önce Oktay ve İbo’yu döven adamlar bu defa onları şeker çuvalı gibi kaldırıp kaldırımın dışına bıraktılar.</p>
<p>İbo ve Oktay olan bitene inanamıyorlardı. Her ikisinin de en küçük bir acı hissi yoktu. Dahası, onca darbeye ve harekete rağmen nefes nefese bile değillerdi. Kendilerini dinç hissediyorlardı. Birbirlerine dayanarak ve galiz küfürlerle tekrar menzile girdiler. Savunmadakilerin onları kaldırıp dışarıya tekrar atmalarının ardından biraz düşünme fırsatları oldu.</p>
<p>Kaldırımda bir süre oturduktan sonra olan biteni gururlarına yediremeyip tekrar saldırmak istediler ama bu defe sağlıklarında değişiklik vardı. Biraz yorulmuş gibiydiler. O arada son kanyak yudumlarını da içtiler. Hem de çikolatasız. Bodyguarda yaklaştıkları sırada ilk kusan İbo oldu. Sonra Oktay. Tavernanın kapısının önü ve güvenlikçinin paçası bir anda berbat oluverdi. Haber içeriye ulaşınca patron dışarıya çıktı. Önceki gibi sakin ve onlardan yana görünmüyordu. Adamlarına emrini verdi. Büyük bir orduya hükmeder gibiydi; “Yıkın lan bunları.”</p>
<p>Sanki birileri tarlada çift sürüyordu. Sanki bir berber müşterisinin dişini çekiyordu. Sanki bir nalbant eşeğe nal çakıyor, sanki bir demirci örs üzerinde demir dövüyordu. Ve sanki bir itfaiye eri hortumu su fışkırtıyordu. Tabii bu fışkıran su değil, Oktay’ın kusmuklarıydı.</p>
<p>Arbededen sonra iki arkadaş bırakıldıkları kaldırımda birbirlerine dayanmış halde bir süre dinlendiler. Artık önlerinden hızla geçen arabaların bile farkında değillerdi.</p>
<p>Gözleri açılmıyordu ama bunun yedikleri yumruklardan mı yoksa sarhoşluktan mı olduğunu anlayabilecek durumda değillerdi. Yarım saatlik dayanmalı uyuklamalardan sonra kendisine ilk gelen İbo, Oktay’ı dürtüp uyanmasını sağladı.</p>
<p>“İyi dövdük ama adamları.”</p>
<p>Oktay’ın sesi zor çıkıyordu.</p>
<p>“Evet. İyi dövdük. Nasıl vurdum ama? Üç metre uçtu herif.”</p>
<p>“Eline sağlık arkadaşım.”</p>
<p>“Yerler kaygan olmasaydı daha kolay olurdu işimiz.”</p>
<p>“Evet. Üzerimiz de pislendi ama.”</p>
<p>“Benim başım dönüyor biraz. Heralde konyağı fazla kaçırdık. Bu ayağıma ne oldu bilmiyorum. Fazla üşüyor.”</p>
<p>İbo, Oktay’ın gösterdiği yere eğildi. Gözlerini açmak zor olsa da dikkat etmeye çalışıyor ve var ki gördüklerine bir anlam veremiyordu. Sonunda karar verdi;</p>
<p>“Paçan yok oğlum.”</p>
<p>“Nasıl yok?”</p>
<p>“İşte yok paçan. Paçanı almışlar. Yok.”</p>
<p>Oktay pantolonuna anlamaz gözlerle baktı. Eliyle de yokluyordu. Anlaması uzun sürmedi.</p>
<p>“Nerde yahu paçam?”</p>
<p>İbo sırıttı;</p>
<p>“Bilmem? Biri almış olabilir.”</p>
<p>“Gidip soracağım.”</p>
<p>“Boş ver. Gitme. Zedeleme artık onları. Montunda fena olmuş. Yırtılmış.”</p>
<p>“Senin yüzünde fena İbo, Şiş görünüyor. Kararmış sanki.”</p>
<p>“Ben birine çelme attım. O devrilirken dengemi kaybedip saksının üzerine düştüm. Çamurlanmış olmalı.”</p>
<p>“Olabilir. Belki de ışıktandır. Karanlık burası. Kalk hadi madem. Gidelim. Seni eve bırakayım. Dayak yediler ya, hazmedemeyip kalabalıkla üzerimize gelirler. Karizma çizilmesin. Uff..! ayağım üşüyor.”</p>
<p>“Evet hava soğuk baya.”</p>
<p>Girne bulvarında trafik yok gibiydi. Ortadaki refüjleri fark etmeden bir kaldırımdan diğerine doğru yol alırlarken, ikisi de birbirini tutuyor, önceki gibi düşmeleri engelliyorlardı. Böylece, 300 metre ötedeki Aksoy’un köşesine varabilmeleri bir saati buldu. Vakit iyice ilerlemişti. Kavşaktaki trafik lambaları boşa yanıp sönüyor ve caddelerde araba görünmüyordu. İbo;</p>
<p>“Ulan hep düşünürüm bu lambaları. Ne mantıksız ama… Neden yanıp sönüyorlar? Hem, neden pembe yanmıyor bunlar?”</p>
<p>“Salak salak konuşma lan İbo. İyice sarhoşsun olum sen. Neyse Nergiz’e fazla kalmadı. Seni bırakayım annene de kurtulayım. Nerden rastladım sana bu gece? Neden vurdun lan adama? Ya dayak yeseydik?”</p>
<p>“Bana sarhoş diyene bak. Daha ışıkları seçemiyon. Dikkat et araba geliyo.”</p>
<p>Hızla yaklaşan araba iki arkadaşa 2 metre kala durdu. Şoför başını dışarı çıkarıp bağırmaya başladı;</p>
<p>“Doğru yürüyün lan. Ağzınızla için içkiyi. İ…..r. Defolun gidin.”</p>
<p>Oktay’la İbo, birbirlerine baktılar. Bu gizli bir ekip işaretleşmesi gibiydi. Aynı zamanda hücum emri. Hiç beklemeden arabaya doğru koşmaya başladılar. Oktay aynayı kırmaya, İbo da pencerede yakaladığı adama yumruk sallamaya çalışırken, arabanın arka kapıları açıldı ve dört genç delikanlı dışarıya fırladılar. Oktay bir an durakladı. Gördüklerine inanması zordu. O an paçasızlığı geçti aklından. Son kanyak yudumunun arkasından epeyce zaman geçtiğinden ayılır gibiydi ama beynini gördüklerine değil, başka şeylere yormak istiyordu. Ne var ki bazı gerçeklerin içindeydiler.</p>
<p>Şimdi üzerine gelenleri daha net görebiliyordu. Kaçmak istedi ama birileri onu tuttular. O birileri İbo’yu da tutmuşlardı. Aynı Senay’ın önünde olduğu gibi, yolun ortasında bir devinim başladı. Hem daha gürültülüydü bu kez. Çünkü görünüşe göre bunlar paçası kirlenmiş bodyguardlardan daha kızgındılar.</p>
<p>Oktay sakindi. Neler yaşadığının farkında bile değilken gördüğü, birisinin İbo’yu saçlarından kavrayıp, başını arabanın kaportasına vurması ve başka birinin onları ayırmaya çalışırken İbo’ya vurmasıydı. O, arabasının haşat olduğunu söylüyordu. Gördüğü diğer sahne ise; aynı adamın hasar bedeli olarak almak istediği parayı onun ceplerinden zorla çıkarmasıydı. Parayı azımsadığını anlamıştı son kez. Sonra da bir şimşek çaktı.</p>
<p>10 dakika içinde her şey olup bitmiş, adamlar arabalarına binip gitmişlerdi. İki arkadaş yine kaldırımdaydılar. Oktay kırılmış dişinden dolayı çıkan ıslık gibi sesiyle;</p>
<p>“Bu defada “fena dövdük” demeyeceksin değil mi?”</p>
<p>“Dövdük ya lan. Dövmedik mi? Perişan ettik adamları.”</p>
<p>“Burnun neden kanıyor o zaman?”</p>
<p>“Yanlışlıkla arabanın üzerine düştüm.”</p>
<p>“Önceden de saksıya düşmüştün. İbo. Aferim sana. Haşat ettin arabayı. Tazminat olarak ceplerimizi boşalttı İ…..r. Arabaya vuracağına adamları harcasaydın ya.”</p>
<p>“Sen aynayı kırmaya çalışıyordun unuttun mu? Bana bozuluyorsun da sen neden para verdin heriflere?”</p>
<p>“Senin yüzünden.”</p>
<p>“Nasıl benim yüzümden? Ben hiç değilse erkekler gibi saldırdım. Sen kaçıyordun. Tek paçandan yakaladılar. Yerlerde pulluk gibi sürdüler seni. Yetinmeyip üstünde zıpladılar. Ne gerek vardı “Kahrolsun Faşistler” demeye? Niye siyaseti karıştırdın?”</p>
<p>Oktay sağ paçasına baktı. Yerinde duruyordu ama dizi iyice parçalanmıştı. Diğerinin yerine ise kadim bir boşluk. Eskiye göre kötü olan, ayaklarında ayakkabılarının olmamasıydı. Hatta çorapları bile yoktu. Gözleriyle araştırınca onları 50 metre kadar uzakta gördü.</p>
<p>“Ayakkabımı oralara atmışlar deyyuslar.”</p>
<p>“Ulan ne ayakkabısı? Paramızı da aldılar. Donumuzu bize bıraktıklarına şükret.”</p>
<p>“Düztaban topal. Sende saçına bak. Yoluk it. O kıravatının hali ne? Ceketine bak. Dirsekleri delik. Yüzüne bak mosmor. Gözün şişmiş. Gömleğin kan revan.”</p>
<p>“Ben Düztaban topalsam, sende iktidarsız zamparasın. Yeşim manyağı. Senin deri ceketin ne olmuş? Fermuarına ne olmuş ha? Trend mi yapıyorsun?</p>
<p>“Çok konuşma. Seni evine bırakacağım diye oldu bunlar. hiktir git evine. Bir ay görmek istemiyorum seni.”</p>
<p>“Hastaydım sanki sana. Kıllı gatünü koru önce. Bir daha çıkaramayacağın çekirdeği arkanda denemeden yutma.</p>
<p>Oktay çok sinirlenmişti. Gerildi, yanında oturan arkadaşının yüzüne bir yumruk indirmek istedi ama başaramayıp ıskaladı. Bu defa birbirlerine sarılarak güreşmeye başladılar. Küfretmek istiyorlar ancak sadece nefes nefese homurdanabiliyorlardı. Yerlerde yuvarlanmaya başladılar. İbo, parmaklarını Oktay’ın yüzüne batırmış onu kendisinden uzak tutmaya çalışırken, Oktay, az önce vuramadığı yumruğu yerleştirmenin derdindeydi. O anda aklına geldi. İbo’yu bırakıp ayağa kalktı. Bu defa yerde yatan arkadaşının paçasını tutup onu sürüklemeye başladı. Amacı belliydi.</p>
<p>İbo paçasıyla alay etmeyecek hale gelmeliydi. Sonunda başardı. Bu gece ikisinin de sol ayağı üşüyecekti. Polis geldiğinde tam bu haldeydiler.</p>
<p>Üç gün sonra Oktay’ın bankadaki telefonu çaldı. Arayan İbrahim’di.</p>
<p>“Naber lan?”</p>
<p>“İyi. Senden?”</p>
<p>“Her yanım mosmor ve ağrımayan yerim yok.”</p>
<p>“Beter ol abne.”</p>
<p>“Sensin o. Dinle. Dubai’ye gezi varmış gidelim mi?”</p>
<p>“Ne yapacağız? Uluslararasına sorun mu lazım?”</p>
<p>“Neden olmasın? İkişer şişeyi devirmeye bakar. Arap ülkesinde kanyak bulabilirsek Davutoğlu’nu oyalayacak bir iş bulmuş oluruz. Hadi iznini ayarla da gidelim. Ben isimlerimizi yazdırıyorum.”</p>
<p>“Tamam. Ama önce bize gelmen gerekiyor. Annem seni yemeğe davet etmemi istedi.”</p>
<p>İbo şaşaladı. Nurten teyze geçen günkü rezilliği biliyor olmalıydı. Mutlaka fırça atmak için çağırıyordu.</p>
<p>“Olmaz.”</p>
<p>“Valla hiç şansın yok. Geleceksin.”</p>
<p>“Neden? Annen dövsün diye mi?”</p>
<p>“Yok canııım.. O konu hakkında fazla bilgisi yok. Ben başka hikayeler anlattım. Yalnız şu paça konusuna çok takıldı. Neyse gel sen akşama.”</p>
<p>“İyi geleceğim. Bakalım ne olacak?”</p>
<p>İbo sokak kapısından içeriye girdiğinde, duvarda çerçeveletilerek asılmış olan şeyi gördü. Neydi o öyle? Bir tablo değildi. Merhabalaşıp büyüklerin elini öptükten sonra ellerini yıkamak için banyoya yollanırken, hala o şeyi düşünüyordu. Garip bir şekilde de tanıdıktı üstelik. Çıkınca masada kendisine ayrılmış sandalyeye oturdu. İşte o şey tam karşısındaydı. Nurten teyze çorbaları dağıtıyor, diğer yandan onun hatırını soruyordu. İbo ise gözünü asılı şeyden ayırmakta zorlanıyordu. Sonunda tanıdı. Bu kendi paçasıydı. O gün Oktay’ın polis gelmeden önce zorla çekip kopardığı paça. Kıpkırmızı oldu. Onu fark ettirmeden izleyen Nurten teyze;</p>
<p>“Hadi oğlum çorbanızı için de, bir an önce işinizi yapın.”</p>
<p>Oktay ve İbo birbirlerine baktılar. Ne yapacaklardı? Ne işiydi bu? Oktay;</p>
<p>“Ne işi anne?”</p>
<p>Kadın tencereyi elinden bıraktı. Ama sıcak kepçe elindeydi. Yüzü asık ve çok tehditkar görünüyordu.</p>
<p>“O kaybettiğiniz paçayı getireceksiniz birlikte. Hem de hemen.”</p>
<p>“Anne ne yapıcan o paçayı?”</p>
<p>Kadın İbo&#8217;nun yüzüne bakarak;</p>
<p>“Çerçeveletip İbrahim’in annesine vericem. Tıpkı benim gibi, evde öyle yere assın ki, görenler rezilliğinizi unutmasın.”<br />
XXXXXXXXXXXXXXX<br />
HEEEYYY  Bİ DAKKA. BENİM HİKAYELERİM HERKESE BELEŞ. CAHİLLERE PARAYLA… HADİ BAKALIM, KEMER’İ YURT DIŞINDA TEMSİL ETMEYE GİDEN YABANCI DİL BİLMEZ YÖNETİCİLER VE ONLARIN KADİM ŞAKŞAKÇILARI…</p>
<p>PAMUK ELLER CEBE.</p>
<p><strong>Ali Kemal Senan</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/pacasiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YETER ARTIK&#8230;! DEFOLUN HAYATIMIZDAN.</title>
		<link>http://www.ekemer.com/yeter-artik-defolun-hayatimizdan</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/yeter-artik-defolun-hayatimizdan#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 04:24:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7311</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE DIŞARIDAN NASIL GÖRÜNÜYOR? Bu ülkede olan biten her şeyin bizim aramızda yaşandığını, sadece bizim tarafımızdan algılandığını, sadece bizi ilgilendirdiğini, Dünya’nın ise bizimle hiç ilgilenmediğini düşünebilecek kadar aymazız. Neden mi? Ülke sınırlarımız içinde artık futursuzuz. Başkasının haklarına girmek, gasp duygusu, herkesi vatan hainliği ile suçlama iç güdüsü, ben iyi bilirimcilik, önce benim kesem, gerisinden bana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKİYE DIŞARIDAN NASIL GÖRÜNÜYOR?</p>
<p>Bu ülkede olan biten her şeyin bizim aramızda yaşandığını, sadece bizim tarafımızdan algılandığını, sadece bizi ilgilendirdiğini, Dünya’nın ise bizimle hiç ilgilenmediğini düşünebilecek kadar aymazız.</p>
<p><strong>Neden mi?</strong><br />
Ülke sınırlarımız içinde artık futursuzuz. Başkasının haklarına girmek, gasp duygusu, herkesi vatan hainliği ile suçlama iç güdüsü, ben iyi bilirimcilik, önce benim kesem, gerisinden bana ne anlayışı. Biz bunları her zaman aleni yaptık. Bazen ülke içindeki siyasi dalgalanmalara, bazen milli duygularımız dolayısıyla suskunluklarımız olsa da genelde hep bu rayın üzerideyiz.</p>
<p>BÜTÜN BU HALTLARIMIZ DIŞARIDA BÜYÜK DİKKATLE İZLENİYOR. BUNU BİLE FARK EDEMİYORUZ.<br />
Birimiz, uluslar arası büyük bir başarı göstererek Avrupa parlamentosunda başkanlık görevi alıyor, ama CHP li vekil ona hayır derken diğer vekil MHP li zat oylamaya katılmıyor.</p>
<p>Tayyip Erdoğan hükümetinin tarihe geçecek başarısızlıkları var ama tarihe geçen bir başarısı Davos olayıdır. Bu olay Devletlerin de terörist olabileceğinin dünya çapındaki açıklamasıdır. Dünyanın her yerinde. Amerika’da, hatta İSRAİL’de bile takdirle karşılanmış iken sadece muhalefet olacak diye bazı partililerimiz İsrail hükümetinin üyesi gibi davranış sergilediler.</p>
<p>Son Ermenistan’la yakınlaşma meselesinde yapılan davranış dünyaca takdir görmekte iken bazıları çıktı dedi ki &#8220;Bu VATAN HAİNLİĞİ&#8221;</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti ordusu bırakın Türkiye’yi, Dünyada bile son derece saygın bir görünümde iken, aradan çıkan bazı darbeci düşünceler yüzünden böylesine güvenirlik yitirmesi,</p>
<p>O , amaçsız, Tuncay Özkan’ın şov malzemesi olan Cumhuriyet mitingleri,</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında muhaliflerin meseleyi son derece çirkinleştirmiş olmaları,</p>
<p>Hiç gündemimizden düşmeyen BAŞÖRTÜ meselesi. (Bir Arap bana dedi ki, Sizin kafatasınızın içinde beyin yerine bez mi var?) Bu sözü bana kimse işittirmemeliydi. yazıklar olsun.</p>
<p>Borsa gelir veya giderlerinden bihaber, dünya gazetelerini hayatta okumaz, bütün yaptığı iş gazete kupürlerini izlemek olan bir yetkilinin iktidar partisini kapatmak için dava açmaya cesaret edebilmesi, başaramadığında tehdit kelimeleriyle aba altından sopa göstermesi.</p>
<p>Yargıtay onursal başkanının bir başka yargı üyesini TV de milyonlarca kişinin önünde sadece yaşına, eski makamına hürmet edilsin amacıyla azarlamaya kalkışması.</p>
<p>Ağca denilen tipin, yanlış hesapla salıverilmesi, tekrar içeriye alınması, dışarıya çıktığında mehdiyim dedi diye psikolojik rahatsız kabul edilerek çürük raporuyla askerlikten yırtması. Daha da vahimi, <strong>bir basın mensubunu öldürdüğü halde, basının kendisine kamera yığınlarıyla gösterdiği ilgi.</strong></p>
<p>Demokratik Açılım ismi altında hazırlanan plana &#8220;Benim iktidarımda olsaydı desteklerdim&#8221; düşüncesiyle kıyametler koparılarak, daha binlerce insanımızın kanı pahasına taş atılması, İktidarlarında hiç birşey yapmadığı halde hiç değilse birşey yapanlara VATAN HAİNİ diyebilenler.</p>
<p>28 Şubat kararnamesi rezilliği ve bir devirde atılan anayasa kitabından dolayı Türkiye ekonomisinin çökmesi. Bunun yankısı hala sürüyor ve bu meşum olay konuşuluyor. Bu inanılmaz yıkıcı olayların failleri aramızda olduğu halde yargılanmıyor. (Ecevit hariç. O&#8217;nun yargısı diğer tarafta sürüyor ve sanırım çok sürecek. Şu anda 12 eylül öncesi 2 kurşunla öldürülen Arkadaşım Serdar ÖZGERÇİN&#8217;in dosyası ile ilgili olarak ilahi yargıda. Öldüğü zaman Demirel&#8217;i ne bekliyor? Kendisi görecek.)</p>
<p>Bütün bunları Al Cazira, BBS, Euronews haber bültenlerinden izledim.<br />
Birkaç gün önce bir resmi işim için Abu Dhabi’deki bir kuruma gitmiştim. Teşrifatçı elimdeki evraka baktı ve <strong>TURKISH </strong> yazısını okuyunca herkesi geri itip beni en öne aldı. O insanlar adına üzüldüm ama bu benim gururumu okşadı.</p>
<p>BU GURURUMU YIKMAYA NE İKTİDARLARIN, NE OSMAN DURMUŞLARIN, NE BAHÇELİLERİN, NE BAYKALLARIN, NE ONURSAL BAŞKANLARIN, NE DARBE PLANCILARININ, NE PARTİ KAPATICILARININ HAKKI YOKTUR. BU YETKİYİ ONLARA VERMEDİK BİZ. BU TÜRLER YETKİ SAHNESİNDEN DEFOLMADIKÇA BİZ GERÇEKTEN ONURLU OLAMAYACAĞIZ.<br />
<strong><br />
Son sözüm de milli cahillere;</strong></p>
<p>KUŞLAR BANA DEDİ Kİ;  <strong>BİR KELİME YABANCI DİL BİLMEDİĞİNİZ HALDE,<span style="text-decoration: underline;"> KEMER TANITIMI İÇİN </span></strong>ULUSLAR ARASI FUARLARA KATILIYORMUŞSUNUZ.</p>
<p>ORADA NE MAKSATLA BULUNUYORSUNUZ? SİZ SEÇİM VEYA ATAMAYLA GELDİNİZ.</p>
<p>SİZ FUARDAYIM DİYE YURT DIŞINDA BOY GÖSTERİP MİLLETİN PARASINI YERKEN, MAKAMINIZDA SİZİ BEKLEYEN İŞLER VAR. YETİM HAKKI YEMEĞE UTANMIYOR MUSUNUZ? DİL BİLMEZLER&#8230;</p>
<p>O FUAR GEZMELERİNDE NE YAPTIĞINIZI AÇIKLAMADIĞINIZ SÜRECE, HER MEKANDA SİZİN BU DAVRANIŞINIZI YAZMAYA, KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİM. YETERİN ARTIK. BİZE UTANÇ VERMEYİN. DEFOLUN O MAKAMLARDAN.</p>
<p>YURT DIŞINDA GÜLÜYORLAR SİZE. VE BİZE. BİZİ GÜLÜNÇ DURUMLARA DÜŞÜRMEYİN ARTIK. BİZ SİZİ HAKETMİYORUZ.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Saygıdeğerlere  Saygılarımla</span></p>
<p>Ali Kemal Senan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/yeter-artik-defolun-hayatimizdan/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KEMER TURİZM DESTİNASYONUNDA  YABANCI DİL KULLANIMI İLE İLGİLİ YAZI VE BİR SORU;</title>
		<link>http://www.ekemer.com/kemer-turizm-destinasyonunda-yabanci-dil-kullanimi-ile-ilgili-yazi-ve-bir-soru</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/kemer-turizm-destinasyonunda-yabanci-dil-kullanimi-ile-ilgili-yazi-ve-bir-soru#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 01:53:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=6743</guid>
		<description><![CDATA[www.ekemer.com  sitesinde yani bu yazıyı okuduğunuz sitede ve bir önceki ve 5 ocak günü yayınlanan “CEHALET BİZE FARZ MI?” başlıklı yazıma gelen bir soru-eleştiri vardı. Açıp kendiniz de görebilirsiniz. Ama ben şimdi buraya kopyalıyorum. Deniyor ki; 1.      “Sayın Ali Kemal bey, Yazınızı hayretle okudum. Yazdıklarınızdan şunu anladım doğru mudur ? GATAB ( Güney Antalya Turizm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>www.ekemer.com  sitesinde yani bu yazıyı okuduğunuz sitede ve bir önceki ve 5 ocak günü yayınlanan “CEHALET BİZE FARZ MI?” başlıklı yazıma gelen bir soru-eleştiri vardı. Açıp kendiniz de görebilirsiniz. Ama ben şimdi buraya kopyalıyorum. Deniyor ki;</p>
<p><strong>1.      “Sayın Ali Kemal bey,</strong></p>
<p><strong>Yazınızı hayretle okudum.<br />
Yazdıklarınızdan şunu anladım doğru mudur ?<br />
GATAB ( Güney Antalya Turizm Geliştirme Birliği) Başkanı ve diğer birçok Bölge Belediye Başkanları ve turizm temsilcilerinin yabancı bir lisan bilmediklerini mi söylüyorsunuz..Bu çok kötü bir şaka olmalı.Yılda 2-3 milyon turistin geldiği dünyada bile artık önemli bir turizm destinasyonu durumuna gelmiş bölgeyi ulusal ve uluslararı platformlarda lisan bilmiyen kişilerin temsil edebilme ihtimali olsa olsa bir kötü bir parodi olabilir.<br />
Yazdıklarınıza inanmak istemiyorum</strong></p>
<p>Bu yorum 8 ocak günü sayın Serhat Ataman tarafından yapılmış.<br />
Bir makale içinde genelde yorumlara cevap verilmez ama ben bu defa bunu yapacağım. Ne yazık ki, yazacaklarım bir çoklarının hoşuna gitmeyecek.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
Öncelikle ben makalemde ne yazdım ona bakalım. </strong></span></p>
<p>Üç yaşında Zahra bebekle başladım. Mükemmel yabancı dillere sahip 10 ve 16 yaşlarındaki ne Türk ve ne de İngiliz olmayan çocukların İngilizce’ye hakimiyetlerini anlattım. Sonra Birleşik Arap Emirliklerinde yaşayan her milletten insanların, hatta Hintli dokunulmazların bile İngilizce konuşabildiklerini yazdım.</p>
<p>Türkiye’den yola çıkmış üç işçinin Kahire ve Hartum havalimanında yaşadıkları, dil bilmemekten kaynaklanan rezaleti ifade ettim. Bizim nerede olduğumuzu, turizmimizi kimlerin yönettiğini, turistlerimizin kimlerle muhatap olduklarını kaleme aldım. Sonuçta yabancı dil bilmemenin ne büyük eksiklik olduğunu, Turizmi yaşamakta olan, turizmden beslenen halkın şakır şakır konuşması gerektiğini ama özellikle yurt dışı fuarlara bizi temsil etmeye giderek para harcayan baştakilerin, yabancı dil bilmemelerinin affedilemeyecek bir suç olduğunu anlatmaya çalıştım.</p>
<p>Bu yazıya daha çok yorum beklerdim. Sorun değil. Bir tanesi bile yeter. Sayın Serhat Ataman’a teşekkür ediyorum.<br />
<strong><br />
Sayın Serhat bey,</strong></p>
<p>Bahsettiğimiz yer Kemer. Phaselis, Mitoloji’de büyük yeri olan Olympos antik kenti ve burası Olympos dağına hakim bir destinasyon. Burası dünyaca ünlü evet. Fakat burayı dünyaca ünlü yapan kim? Emin olun bu bizim emeklerimizle olmadı.</p>
<p>Çünkü çoğumuzun ne Phaselis’in tarihi ile, ne tarihin bilinen ilk festivali olan Kuru balık festivalinin uygulandığı yer olması ile ne Olympos dağına atfedilmiş evrensel bir hikaye olan Khimaira ve Pegasus hikayesi ile ne Zeniketes, Hadrianus ve Olympos ilgili merakımız yok. Bazı otel isimleri dışında bunları uluslararasında öne çıkarmış bir birimimiz de yok. Kültür Bakanlığı bile bu konuda ilgisiz.</p>
<p>Bazı özel kişileri ayrı tutuyorum ama çoğu yerli halk (Kuzdere, Aslanbucak, Çamyuva, Tekirova yerlilerinden söz ediyorum) zaten bu işlerin tamamen dışında. Okullarda ise genel tedrisat dışında yerli mitoloji ile ilgili ders verilmiyor.</p>
<p>Bırakın bütün bu müthiş değerlerin İngilizce veya diğer yabancı dillerde yurt dışına anlatımını, Van’dan gönül köprüsü projesi dahilinde getirilmiş öğrencilerimize Türkçe bile olsa aktarabildiğimiz hiçbir şey olmadı bizim. (Gatab başkanı iyi bilir bu konuyu) Çok bilgili sandığımız rehberlerimiz bile yeterli değil. Neden mi? Phaselis antik tiyatrosunun içine bir grup getirmiş olan rehberimiz “İşte burası amfitiyatro” diyerek kız arkadaşıyla birlikte jöle gibi yayıldı taşlara. Nereden bilseydi oranın bir köle tasnif yeri olduğunu.<br />
<strong><br />
Bakın Serhat bey,</strong></p>
<p>Kemer, dünya çapında, emsalsiz, doyumsuz bir destinasyon. Ama biz sadece denizini, kumunu ve güneşini pazarlayabiliyoruz. Otellerdeki animatörlerimiz böyle bir yerde salak Amerikan müzikallerini gösterip Michael Jackson taklidi yapıyorlar. Benim dediğim o ki; Böyle bir beldeyi yönetmek için yerli olmak, çok oy almak, kravat takmak, cüce olmak aynalı gözlük takmak, jiplerle dolaşmak, elde telsiz tutmak, kanalizasyon, su tesisatı arızalarını kontrol edip paraları toplamak yetmez. YETMEZZZZZZZZ…..</p>
<p>Buraya layık olmamız için önce bulunduğumuz yerin neresi olduğunu iyi anlamanız gerekir. Kemer Çemişkezek değil. <strong>BURAYI MARKA YAPMAK İÇİN VİZYON GEREK. </strong><br />
<strong><br />
SİZ TARİH-MİTOLOJİ BİLMEYEN YÖNETİCİLER</strong>, Bütün bunları biliyor olsanız, projeleriniz olsa bile yine de yeterli değilsiniz.</p>
<p>Bunları, dış dünyaya anlatabilmeniz için, mükemmel yabancı dilinizin olması gerekir. Kemer’deki sıfatınız ne olursa olsun o fuarlarda ön safta durup, insanlara bütün değerlerimizi şakır şakır anlatabilmeniz, fuar sonrası konferans gibi etkinlikler veya başka organizasyonları düzenleyerek yabancı topluma tercümansız hitap edebilmeniz gerekir.</p>
<p>İnanın bana böyel kişiler Sadece Kemer’de değil, hiçbir yerde yok. Çünkü biz kalifiye insanlarımızı küstürüp, Dubai’deki Burj Al Arap otelinde çalışmalarına izin verdik.<br />
<strong><br />
Şimdi de ben size soruyorum;</strong></p>
<p>1)    Bana lütfen Kürtçe hariç, İngilizce, Almanca veya Rusça dillerinden birini, kız tavlamak kadarının dışında konuşabilen, ilçenin değerlerinden haberdar kaç mekan sahibinin (Çalışanlar değil) olduğunu söyleyiniz. (Bahsettiklerim esnaflardır. Ve Almancı diyerek aşağılamaya çalıştığımız insanlar hariç)</p>
<p>2)    Bana lütfen ilçeye, otellere, turistik tesislere veya dükkanlarımıza çalışmak amacıyla gelen personelimizden kaçının Khimaira-Bellerophontes hikayesinden, Likya yolundan, Phaselis-Termessos-Psidian ilişkilerinden haberdar olduğunu söyleyiniz. Bu yeterli değil. Hangi yabancı dille, bu konuları ne kadar anlatabildiklerini de soruyorum.</p>
<p>3)    Kemer’de Mustafa Ertuğrul caddeleri var. Bana söyler misiniz kaç yerli veya dış kökenli turizmcimiz Mustafa Ertuğrul’dan haberdar? Kaçı Mustafa Ertuğrul’un Fransız esirlere nasıl davrandığını biliyor? (Sayın Ramazan Kar’a sorun o cevap verecektir ama bir kişi yetmez) Ve tabii bu önemli konuyu yabancı dillerle anlatabilecek kaç kişi var?</p>
<p>Bakın şu an kış sezonu. Dükkanların çoğu açık. İçeride esnaflarımız veya onların görevlendirdiği personel var. Bazıları yabancı dil biliyor ama bakın ki ne yapıyorlar? Ben eminim. Ve bahse girerim ki; Onlar geçen yaz tavladıkları AB ‘li sarıgarı ile nasıl AB vatandaşı olunur konusunu çet yaparak konuşuyorlar.</p>
<p>Maalesef Hiç biri Kemer Mitolojisi hakkında tek satır bile okumuyor. Oysa Mısır’daki bir sıradan köylü, üzerinde Piramit resmi olan tişörtünü giymiş, şakır şakır konuştuğu İngilizcesiyle misafirlere Mısır tarihini anlatıyor. Çünkü o Mısır’lı Biz bir türlü Kemer’li olamıyoruz. Kemer’in geçmişini benimsememiş kişi Kemerli olabilir mi?</p>
<p>4)          Otellere girmek için CV verirsiniz ve sizden yabancı dil bilip bilmediğinizi sorarlar. Bildiğinizi yazarak yalan söylemiş olursunuz ve sizi bu konuda sınava sokacak kimse yoktur. Çünkü genel olarak insan kaynakları müdürü bile yabancı dilden bi haberdir.</p>
<p>Neyse siz o “Havaryu nevaryu” İngilizcenizle veya bir rus kızından kaptığınız “Sipasiba” veya “verbisdu” nuzla garson olursunuz. Aferin size. Başardınız ve iş buldunuz. En azından bir asgari ücretiniz garantidir. Ya Kemer? Kemer bu tipleri beslemek zorunda mıdır?</p>
<p>5)          Otellere sadece uç personel alınmaz. Yönetici de gerekir. Hepsi için yabancı dil ön koşuldur ama lütfen bana Kürtçe haricinde bir yabancı dili layıkıyla konuşup, gelen personeli eğitebilecek, lobideki bir turiste Selçuklu’dan kalma hanı anlatabilecek gece müdürü veya muhasebeci hatta, genel müdür gösterebilir misiniz? Vardır elbette ama kaç kişi? <span style="text-decoration: underline;"><strong>O KİŞİLER? KAÇ KİŞİLER?</strong></span></p>
<p>Yazılacak daha çok şey var. Ama ben de biraz sonra Burada, Abu Dhabi’deki Rotana Beach otelinde düzenlenmiş uluslar arası turizm konferansına gidip Stratonikeia’da yaşanmış yasak aşkı anlatacağım. Bu yüzden son satırlarım olarak kabul edin.<br />
<strong><br />
Saygıdeğer Serhat bey.</strong></p>
<p>Bazı yöneticilerin yabancı dil bilmediklerini ve onların nasıl yönetici olabildiklerini yazmama şaşırdığınızı, böyle bir şeyin olamayacağını söylüyorsunuz. Belki de benim doğruyu yazmadığımı düşünüyorsunuz.</p>
<p>Ben şu an Kemer’de değilim. Uzun bir süre, hatta bu yöneticiler yerlerini haketmiş kişilere bırakmadığı sürece gelmeyi de düşünmüyorum. Bana göre Kemer, bu yöneticilerle bitmiş, bitilmiş, bitirilen bir turizm destinasyonudur. Bir ümitsiz vak’a.</p>
<p>Şu an Kemer’deki bir depoda okunmayı bekleyen tamamı Kemer tarihi ile ilgili, yabancı dillerde 30 bine yakın kitap, Olympos’un tepesindeki tesisin isminin <strong>“Tahtalı 2365”</strong> olması, Bir Amerikalı yazarın PEGASUS adını kullanarak yazdığı kitaba tepkisiz olmak yeterli delillerdir. Hatta bana göre bunlara tepkisiz olmak Kemer adına işlenmiş bir SUÇTUR. Duyarsız olan herkesin yargılanması gerekir.</p>
<p>Şimdi sağınıza solunuza bir bakın ve bildiğiniz alt-üst düzey tüm turizmcileri gözden geçirin. İzleyin. Kaçı yabancı dili kız tavlama derecesinin fazlası ölçüsünde biliyor ve konuşuyor? Bu sorunun cevabını bulduğunuzda artık sizde bir şahitsiniz.</p>
<p>Yeni ve aydın beyinler gelinceye kadar ve Kemer’in terk edilmiş bir Teksas kasabası olmaması dileğiyle saygılar sunuyorum.</p>
<p><strong>Ben bir Kemer dostuyum ve acı söylerim.</strong></p>
<p>Ali Kemal Senan</p>
<p>************************</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/kemer-turizm-destinasyonunda-yabanci-dil-kullanimi-ile-ilgili-yazi-ve-bir-soru/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YABANCI DİL ÜZERİNE MAKALE &#8211; CEHALET BİZE FARZ MI?</title>
		<link>http://www.ekemer.com/yabanci-dil-uzerine-makale-cehalet-bize-farz-mi</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/yabanci-dil-uzerine-makale-cehalet-bize-farz-mi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 00:02:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=6364</guid>
		<description><![CDATA[Size sadece 3 yaşında Zahra isimli bir Arap bebekten söz edeceğim. Babasının ismi ise Hamad. Bu bebeğin özelliği, babasıyla oynarken, ana dili olan Arapça’yı değil, sadece 1,5 ay önce öğrenmeye başladığı İngilizceyi kullanması. Bir diğeri; İsmi Sumayya. Babası Filipinli bir Müslüman. Sumayya 10 yaşında ve özelliği mükemmel İngilizcesiyle akademik kitapları anlayarak okuyabilmesinin yanı sıra ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Size sadece 3 yaşında Zahra</strong></span> isimli bir Arap bebekten söz edeceğim. Babasının ismi ise Hamad.</p>
<p>Bu bebeğin özelliği, babasıyla oynarken, ana dili olan Arapça’yı değil, sadece 1,5 ay önce öğrenmeye başladığı İngilizceyi kullanması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Bir diğeri; İsmi Sumayya.</strong></span> Babası Filipinli bir Müslüman. Sumayya 10 yaşında ve özelliği mükemmel İngilizcesiyle akademik kitapları anlayarak okuyabilmesinin yanı sıra ne ana ve ne de baba dili olmadığı halde İngilizce’yi bir İngiliz aksanıyla konuşabilmesi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Üçüncü örnek; Abdurrahman.</strong></span> O henüz 16 yaşında. Babası Arap. Annesi İngiliz olmayan bir Avrupalı. Bu gencin özelliği ise İngilizce kitap yazması ve benim kitaplarımı İngilizce’ye çevirmek için istekli olması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sanırım ilk paragrafta hangi konuyu seçtiğimi anladınız.</span></p>
<p>Şimdi lütfen çevrenize bakın. Çocuklarınız. Genç akrabalarınız. Hangisi, hangi yabancı dile ilgi duyuyor ve yukarıdaki ölçülerde başarılı olabiliyor? Ya siz? Belki 25, belki 30 belki 45 veya daha fazla yaştasınız. Hangi yabancı dilde ne kadar konuşabilir, yazabilirsiniz? Hadi siz biliyorsunuz. Sizin gibi kaç tane sayabilirsiniz?</p>
<p>Birleşik Arap Emirliklerindeyim. Türkiye’de herkes bilir ki, orada Arapça konuşulur. Yanıldınız. Orada hakim dil İngilizce. Araplar bile birbirleri arasında İngilizce konuşuyor. İngilizce konuşmadıklarını söylediklerinde ise farkında olmadan İngilizce cümleleri kullanabiliyorlar.</p>
<p>Bu memlekette her cins, renk, türde insan var. Her dilin sahibi burada. Ama buranın 25.nci sınıf sayılan insanları..Yani Hintliler bile kendi aralarında “Hambırıyelle, bırıyelle” derken araya İngilizce sıkıştırıyorlar. Eğer karşı tarafın Hintçe bilmediğini anlarlarsa, kendilerine yakın bir aksanla İngilizce olarak bütün dertlerini anlatıyorlar.</p>
<p>Hintlilerin “Dokunulmazlar” denilen bir kastları var. Yani anlamı şu; “Bu insanlar o kadar pis ki, 24.ncü sınıf Hintliler bile, –Nasılsın dostum- diyerek onların elini sıkmıyor. İşte bu kesimin BAE’ye gelmeleri şimdilerde oldukça kısıtlanmış. Ama geçmişte gelenler oldukça fazla ve geri dönmek istemiyorlar. Zaten gitmemeleri gerek çünkü bütün pis işleri onlar yapıyorlar.</p>
<p>Bu kesimden birine uluslar arası siyasetten soru sorsanız size “bırıbmbırıhgşehgoeig” diyerek kendi İngilizcesiyle cevap verecektir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Şimdi gelelim bize.</strong></span></p>
<p>Önce küçük bir hikaye;</p>
<p>2005 yılında Sudan’da inşaat işleri yapmakta olan bir Türk firması, Türkiye’den 3 işçiyi Hartum’a getirmeyi düşünür. Onlara pasaport çıkarabilecek kadar para gönderir ve prosedürlerin ardından yola çıkmalarını ister. Üç kafadar nasılsa bizi kırmızı halılarda karşılayacaklar diyerek yanlarına bir kuruş para almazlar ve bir kelime yabancı dilleri de yoktur.</p>
<p>Bu üç Türk, Mısır hava yollarıyla Kahire’ye kadar gelirler. Orada aktarma olacaktır ve her şey yolunda giderse, hiç beklemeden Sudan başkenti Hartum’a ineceklerdir. Ama düşünüldüğü gibi olmaz. Çünkü Hartum’da o sıra kum fırtınası vardır ve uçak yola çıkamaz.</p>
<p>Bu kafadarlar dertlerini anlatamadıkları için imkan olduğu halde otelde kalmayıp, havalimanında alüminyum sandalyeler üzerinde yatmaya başlarlar. Karınları acıkır, para yoktur. Biri gider kontuarlara Türkçe derdini anlatmaya çalışır. Anlatamayınca sinirlenir ve bankoları, duvarları, sandalyeleri tekmelemeye başlar. Onu sakinleştirirler ama bu defa diğerinin çişi gelir. Sıkışık halde etrafta dolaşır, şekilleri bile idrak edemeyip duvara işemeye kalkınca havalimanında ipler kopar. Polis onları bulundukları yerde gözetime alır. Tabii vicdanları o kadar icap ettirmiş olacak ki, üç gün içinde onlara su haricinde hiç bir şey verilmez. Gidebildikleri en uzak mesafe ise zoraki öğrendikleri ayak yoludur.</p>
<p>Sonunda uçak kalkar ve bizim efendiler uçaktaki bütün yiyecekleri silip süpürmeye kalkarlar. El işareti ile “Yok” denildiğinde yine bağırıp çağırmaya başlarlar ve böylece Hartum’a inilir.</p>
<p>Üç gün önce inseler bir karşılama problemi olacağı düşünülmez ama böylesine gecikince, karşılayacak olan kişinin de dikkati dağılmıştır. Adam maç seyretmeye dalınca bizim adamlar gümrükten geçirilmeyip geri uçağa bindirilirler.</p>
<p>TV seyreden adam duruma uyandığında uçak kalkmak üzeredir. Hemen müdahale edilir ve üç adamımız uçaktan indirilir. Tabii sonra başka bir safha başlar. Üç adam, bütün bu rezilliğin müsebbibi olarak karşılayacak kişiyi gördüklerinden, onu apronda evire çevire dövmeye kalkınca Sudan polisi tarafından stadyum benzeri hapishaneye atılırlar. Bu açık alan mahpushanesinde onlara birer bez parçası ve birde çomak verilir. Bu mahkumların en büyük lüksüdür çünkü o bez parçasını çomağa bağlayıp oluşan gölgeye başlarını sokabileceklerdir. Bu mekanda içtikleri çamurlu Nil suyudur yedikleri de bakla kurusu.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Şimdi Kemer’desiniz.</strong></span> Çevrenize bir bakın. Yabancı dil bilen kaç Türk var? (Almancıları saymıyorum) Cevap ; Yok. …Yapmayın şimdi..Hello, Hav ar yu? Ne var yu? Deyip kahkaha atmakla yabancı dil konuşulmuş olmuyor.</p>
<p>Bir devirde Alman Turistlerimiz vardı. Onları karşılayan Almancılarımızdı. <strong>(Biz değiliz)</strong> Alman Turistler yerlerini Ruslara bıraktı. Onları karşılayan Kırgız, Azeri, Kazak Türkleri.<strong> (yine biz değiliz.)</strong> Yabancılara çalışma zorluğu getirilince misafirleri karşılama görevi Güneydoğulu AB li sarıgarı düşkünü gençlerimize kaldı. Onlar da bir kaldırımdan diğerine<strong> HALLLOOOOOUUUU</strong> diyerek işi kotarmaya koyuldular. Şimdi çoğu Rusça’nın değişik lehçelerine bile hakim. <span style="text-decoration: underline;">Peki ya biz? Biz??????</span> <strong>Akdeniz’in, Egenin mülk sahipleri neredeler? Neredeyiz yahu?</strong></p>
<p>Bu nasıl turizm? Ya beklentiler? Ne bekliyoruz biz Turizmden? Yapmayın dostlarım kandırmayın kendinizi. Bir ticaret çift tarafla yapılır. <strong>ALICI-SATICI.</strong> Siz ne alıcısınız ne de satıcı. <strong>Siz seyircisiniz. SEYİRCİ.</strong></p>
<p>40 yaşın üzerindekiler bilir. Komünist ülke olmadığımız halde bir devirde bu ülkeden dışarıya çıkmak yasaktı. Çıkmak yasak değildi ama dışarıya çıkarken 100 dolardan fazla para götürmek yasaktı. Daha bir çok nedenden dolayı biz dünyayı TÜRKİYE bildik. TÜRKİYE’mizi de Dünya.</p>
<p>Evet. Her şeyimiz yetiyordu o zaman. Ama artık yetmiyor. DÜNYA VAR DÜNYA İÇİNDE. Keşfetmek için dil gerek. Yapmayın. Eğer “Param var, Ben başkanım, müdürüm gezerim” diyorsanız, vazgeçin. Kepaze etmeyin bizi.</p>
<p>Havalimanlarında, fuarlarda, otel lobilerinde o kadar garip görünüyorsunuz ki, inanın <strong>“Vatandaşımız” </strong>demek zor geliyor. Sizden bir şey olmaz artık. Bari çocuklarınızı maganda yetiştirmeyin.</p>
<p>Araya bir soru sıkıştırıyorummmmmmmmm;  <strong>Ülkemizi yurt dışı fuarlarda temsil eden otel sahipleri,</strong> <span style="text-decoration: underline;">müdürleri, </span><strong>turizm acente yetkilileri,</strong> <span style="text-decoration: underline;">belediye başkanları,</span> <span style="text-decoration: underline;"><strong>GATAB Başkanı, (BÜYÜK HARFLE)</strong></span></p>
<p><strong>KAÇINIZ YABANCI DİL BİLİYORSUNUZ???????????????</strong></p>
<p><strong>Şimdi bazı dostlarım diyecek ki, “Yine bağırıyorsun.” </strong>(Bilhassa Hüseyin Soydabaş)<strong><br />
</strong></p>
<p>Evet. Çünkü ben gerçekleri gözlerimle gördüm. Yukarıdakiler belgelerle sabit.</p>
<p><strong>Dünyaca meşhur olması gereken bir Tarih ve Turizm cennetinde yaşayan, yabancı dil bilip, ikinci dilden dolayı duble insan olanlara,  Selam olsun.  (GERİSİ, Geride dursun)<br />
</strong></p>
<p>Ali Kemal Senan</p>
<p>04-01-2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/yabanci-dil-uzerine-makale-cehalet-bize-farz-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BU YAZI BİR TASARIDIR</title>
		<link>http://www.ekemer.com/bu-yazi-bir-tasaridir</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/bu-yazi-bir-tasaridir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 19:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=4487</guid>
		<description><![CDATA[Saygıdeğer yetkili, BU YAZI, BİR TASARIDIR. BU YAZI, AKDENİZ TURİZMİNİN KABUK DEĞİŞTİRİP OLMASI GEREKTİĞİ YERE YERLEŞMESİ İÇİN HAZIRLANMIŞ BİR FİKİR METNİDİR. TURİZMLE UZAK VEYA YAKINDAN İLGİLİ HERKESİN OKUMASI, DÜŞÜNMESİ VE HATTA FİKİRLERİNİ DE KOYARAK GELİŞTİRMESİ İÇİN İLGİLİLERE ULAŞTIRILMAKTADIR. Ali Kemal SENAN-YAZAR 19-10-2003- KEMER Yüzyılın başlarında Mısır’da Tutankhamon’un mezarının bulunmasından sonra İngiliz ve Fransız hükümetleri ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2009/12/100_0105.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-4493" title="100_0105" src="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2009/12/100_0105.jpg" alt="100_0105" /></a><a href="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2009/12/Image.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-4495" title="Image" src="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2009/12/Image-300x225.jpg" alt="Image" width="300" height="225" /></a>Saygıdeğer yetkili,</p>
<p>BU YAZI,</p>
<p>BİR TASARIDIR.</p>
<p>BU YAZI,</p>
<p>AKDENİZ TURİZMİNİN KABUK DEĞİŞTİRİP OLMASI GEREKTİĞİ YERE YERLEŞMESİ İÇİN HAZIRLANMIŞ BİR FİKİR METNİDİR.</p>
<p>TURİZMLE UZAK VEYA YAKINDAN İLGİLİ HERKESİN OKUMASI, DÜŞÜNMESİ VE HATTA FİKİRLERİNİ DE KOYARAK GELİŞTİRMESİ İÇİN İLGİLİLERE ULAŞTIRILMAKTADIR.</p>
<p><strong>Ali Kemal SENAN-YAZAR</strong></p>
<p><strong>19-10-2003- KEMER</strong></p>
<p><strong> <span style="text-decoration: underline;">Yüzyılın başlarında Mısır’da Tutankhamon’un mezarının bulunmasından</span> sonra İngiliz ve Fransız hükümetleri ve yazılı basınının özel gayretleri ile o bölge turizme açılmış, özellikle II. Dünya savaşından sonra düzelmeye başlayan Avrupa ekonomisinin etkisiyle Mısır, 6 bin yıllık medeniyetinin sırlarını gelen turistlere açmaya başlamıştır. </strong></p>
<p><strong>Tarihin silik bir firavunu olan Tutankhamon’un mezarının açılmasından sonra yaşanan “esrarengiz ölümler” bile turizm rantçıları tarafından kullanılarak gizemli bir hava oluşturulmaya çalışılmıştır. “Mumyanın uyanışı, Firavunun esrarı, Ölüler kitabının sırrı” gibi isimleri olan film ve belgeseller bu amaca hizmet etmişlerdir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Hesapta olmadığı üzere, yaşanan büyük bir terör olayından sonra yükseliş, yerini ani bir düşüşe bırakmakta gecikmemiş, bundan sonra ise kuzey Akdeniz ülkelerine doğru bir yöneliş başlamıştır. Yakın zamana kadar bu yönelişten biz de bir turizm ülkesi olarak nasibimizi almakta idik.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Geçirdiği rehavet yıllarından sonra daha verimli düşünmeye başlayan Mısır hükümeti yaşadığı düşüşü yeni bir canlanışa çevirmek için uzun vadeli bir programlama</strong></p>
<p><strong>Yaptı. Bu programda pek çok etkinlik ve altyapı çalışmalarının yanında bazı yazarların para karşılığı kitaplar yazması da vardı. Christian Jaco ve Wilbur Smith gibi geçmişinde yüksek tiraja sahip bu yazarlar son eserlerini tümüyle Mısır üzerine çıkarmaya başladılar. Yazdıkları, belgelere dayanmayan kurgulardı. </strong></p>
<p><strong>Bu kitaplar Mısır’a gelmeye aday olan kişilere ücretsiz olarak dağıtılırken Ülkemizde ve daha pek çok ülkede ücretiyle ve saygın yayınevleri kanalıyla piyasaya sürüldüler. Sonuç kısa sürede alındı. Mısır, bu arada oluşturulan yeni alt yapısı ile yeniden milyonlarca turisti ağırlamaya başladı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Bu paragraflardan sonra kendimi tanıtmanın sırasıdır. Ben, Wilbur Smith ve Christian Jaco’nun ve daha pek çok yazarın Anadolu versiyonuyum. Bu ana kadar Akdeniz ile ilgili olarak roman tarzında 8 kitabım vardır ve bunların ikisi basılarak piyasada yerini almıştır. Bu yazıdaki amacım o kitapların reklamı olmadığından yazıma devam ediyorum.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Mısır, 7 bin yıllık saygı duyulacak büyük bir medeniyetin merkezidir ve bu ilgiyi hak ediyor olabilir ama Anadolu’muzun her köşesi onlarca medeniyete ev sahipliği yapmıştır ve daha büyük bir iddia ile Dünya’daki tüm medeniyetlerin doğum yeridir. Bununla birlikte hakkında yazılan belgesel, çekilen film, kurgu dahi olsa romanlar diğer yerlere oranla gülünç sayıdadır.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> <span style="text-decoration: underline;">Gelelim asıl konuya;</span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> 1995 e kadar ki yıllarda Akdeniz sahillerimizde turizm gelirleri ve çalışanların ve işletmelerin memnuniyeti açısından güzel zamanlar yaşadık. Ama o yıllarda görmeliydik ki, bu güzellik “Kumarhaneler” gibi bazı unsurlara bağlıydı. O yıllarda bir “Extra” turizmi vardı. Müşteri aldığı her hizmet karşılığında bir ücret ödemekteydi. Oteller de ücretini alabildiği için papyonlu, eğitimli en az bir yabancı dili bilen garsonlar ve hizmet personeli çalıştırmaktaydılar. Müşteri dışarı çıkabiliyor, harcadığı her kuruş esnafa da yararlı olabiliyordu. Aslında genelde gelirler düşük olsa da paylaşım daha iyi idi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Kumarhanelerin kapatılması bir gerçeği ortaya çıkardı. Bunda dış etkenler ve acentelerin durumdan pay çıkarma eylemleri de etken oldu. Yani şapka düştü ve kel göründü. Biz de hemen iş yapmakta zorlanan ülkelerin uyguladığı bir akıma döndük ve “Her şey dahil” sisteme geçtik. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Bu gün Akdeniz bölgemizdeki otellerin tamamına yakını bu sistemle çalışmakta, hatta rekabet koşullarına göre bu sistemi, giderek fakirleşme pahasına geliştirmeye çalışmaktalar. “Ultra All İnclusive” gibi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Şimdi şunu düşünüyorum. Demek ki bizim o parlak günlerde pazarladığımız KUMARHANELER VE JİGOLOLARIMIZMIŞ. Bakın All İnclusive sistemde neler oluyor:</strong></p>
<p><strong> Müşteri artık sadece bir rakamdan ibaret. Ve sadece bir “Kelle.” Kesinlikle hizmet göremiyor. Önceden “Tip” alarak kış günlerini sağlama alan personelin artık böyle bir geliri yok. Oteller gün boyu eksik anlayışlarıyla turiste hizmet vermek zorundalar. Bu durumda kola, bira V.S maliyetleri en üst düzeyde. Gelirin eşit dağılımı söz konusu olmadığından personel kalitesi asgariye inmiş durumda ve yüzde doksanı neredeyse Türkçeyi bile düzgün konuşamıyor. Turiste dışarıda yeterli bir aktivite sunulamıyor. </strong></p>
<p><strong>Bu durumda gelişme gösteren tek departman “Entertainment” yani animasyon departmanı oluyor. Gün boyu şezlongundan doğrulmayan turist, kaldığı onbeş günün sonunda o şezlongtan çocuk bekler hala geliyor. Bu kaba tarifimi bağışlayın ama durumun vehameti işte. Turistin bu dönem içinde ödediği para ise komik. Gazetelerin Turizm sayfalarındaki ilanlara bir göz atarsanız bunu rahatlıkla görebileceksiniz. Şimdi bu satırları okuduktan sonra diyeceksiniz ki “Bana yeni bir şey söyle”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Bütün bunları değişik zaman dilimlerinde değişik otellerde izledikten sonra kaleme aldım ve bunlar tüm turizmcileri ortak derdi. Düşünün. Bu ülke yıllık On milyar dolar turizm gelirine sahip ama on milyar dolar da turizm giderine sahip. Bu kadar büyük maliyete rağmen hiç kimse tatil döneminde yaşadığından memnun değil. Demek ki biz son yıllarda yanlış bir yöntem izlemişiz.. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Kısa bir araştırma yaptım. Edindiğim sonuçlar beni şoka uğrattı. Prag, Paris, Londra, Viyana gibi Avrupa başkentlerinin turizm gelirleri Türkiye’mizin tüm turizm gelirinden daha fazla. Peki bu turistler o başkentlere neden gidiyorlar? Müzik dinlemeye, resim galerilerini gezmeye, Rönesans devri sanatçılarının yaptığı muhteşem heykelleri seyretmeye gidiyorlar. Orada “All İnclusive” yaygın değil. Hizmetler çok yüksek ücretlerle satılıyorlar. Viyana’nın başkentliğini yaptığı “Avusturya” gibi bir ülke, denize kıyısı olmadığı, Mısır, Osmanlı, Bizans, Helen ve tarih öncesi medeniyetlerine ev sahipliği yapmadığı, birinci ve İkinci dünya savaşlarına katılıp yerle bir edildiği halde kişi başı milli gelir de Türkiye vatandaşının 6 misline sahip. </strong></p>
<p><strong>Bu ülkenin doğal kaynaklarının Türkiye ile kıyaslanamayacağını söylememe gerek var mı? Sayın Hıncal Uluç’un bir zaman yazdığı gibi Avusturya ancak Kütahya ile kıyas edilebilir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Amerikan Western filmlerini hepimiz biliriz. Bu filmlerle büyüdük, kültürümüze “Tabanca” ve “Magandalık” anlayışını süreç içinde onlar yerleştirdi. Küçüklüğümüzde okuduğunuz “Tommiks- Teksas” kitaplarını unuttuğunuzu sanmıyorum. İşte bu “Kovboy” filmlerinin çekildiği setleri yakın zamanda TV de izledim. Oralara her gün binlerce turist gidiyor, onlar izlerken eğitimli kovboylar, sokak başına konmuş büyük bir vantilatörün oluşturduğu tozun arasında gösterilerine başlıyor. Düellolar yaşanıyor, tabancalar patlarken ikinci kattan birileri düşüyor falan, filan….Yani buralarda Amerikalılar sahip oldukları tek kültür olan eski sığır çobanlığı kültürünü mizansenlerle dünyaya anlatmayı beceriyorlar. Bizim turistimiz hala şezlongunda uyuyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Phaselis, Coriakos(Olympos), Simena(Kekova), Xanthos, Patara gibi ve onlara benzer onlarca antik şehrimizden birini bile gezenler benim bu andan sonra yazacaklarımı iyi anlayacaklardır.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Bu şehirlerimiz tarih süzgeçinden geçip günümüze ulaşabildiler. Bu ana kadar pek çok sel, deprem, istila ve tarih hırsızlarının tahribatına uğradılar. Son dönemde bazı bilim grupları gelip üzerlerinde araştırma, kazılar yaptılarsa da, şu anda pek çoğu yeniden kaderlerine terk edilmiş bir görünüme sahipler. Devrilmiş işlemeli taşlar üzerlerine kırmızı yağlı boya kullanılarak yazılmış numaraları ile belki bir gün restore edilmeyi bekliyorlar. Bu taşlar o sıraya uygun bir şekilde üst üste konulduklarında belki de o tapınak kullanıldığı günlerdeki gibi bir görünüme sahip olacak. Bu ne yazık ki ödenek yetersizliğinden bu ana kadar becerilemedi. Tabii bir de modası geçmiş koruma kanunları var. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Kekova’ya gittiniz mi bilmiyorum ama, bu yazdıklarımı okuduktan sonra mutlaka gidin. Kale köyü, muhteşem bir tarih zenginliği yaşamaktadır. Harabe görüntüsüne rağmen tüm özellikleri ile kendini belli etmektedir. Buraya gemilerle gidilebilmekte ve yerli halk, o antik evlerde yaşamaktadır. O devirlerden farklı olarak birkaç kırmızı kiremitli ev ve TV antenleri ve ülkemizin bir zengininin evi bulunmaktadır. Günlük yada haftalık tur yapan gemiler, barındırdıkları turistleri ile kıyıya kadar yanaşmakta ve sit alanına kurulmuş münasebetsiz restaurantları doldurmaktadırlar. Yemeğini yiyen turistlere yarım saatlik bir antik gezi sunulmaktadır. Karnı tıka basa doyan turist ise bu geziye çoğu zaman katılmamakta, katılanlar da gemilerin miçolarından dönme ehliyetsiz rehberlerin elle, kolla, bacakla yaptıkları tarifler sonucu bölgenin tarihi üzerine bir bilgi sahibi olabilmektedirler. Oraya gidin. O güzellikleri görün ama böyle bir duruma şahit olduğunuzda başınızı çevirin. Düşündüğünüzde tatiliniz zehir olabilir. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Şimdi gözünüzün önünde canlandırın. Sözünü ettiğim Kekova’da Kale köyüne gemiyle yaklaşıyorsunuz. Yani tepeliğe kurulmuş, tüm Akdeniz ve Kekova adasının güzelliklerine hakim antik şehre. O da ne, suda geminin kıyıya yaklaşmasını engelleyen yeşil renkli, boruya benzer bir şey var. Neyse kaptanınız geminin demirini salıyor.  O neşeli, hatta size baktığında eğlendiğini bile fark ediyorsunuz. Siz ise az sonra yaşayacağınız bir sürprize kendinizi hazırlamaya çalışıyorsunuz. Çok beklemeden kıyıdan içine sekiz kişi alabilecek, dört kürekçinin kullandığı bir tekne yola çıkıyor. Kürekçilerin güneşte yanmış vücutlarına bakıyorsunuz. Çizik çizik. Arkalarında dikilen</strong></p>
<p><strong>Tarihten kaçıp gelmiş bir adam elindeki kamçı ile onları yönlendiriyor. Köleler, kayığı geminize yaklaştırıyorlar, Kamçılı adam önce hiç bilmediğiniz bir dil sonra da sizin dilinizi kullanarak ve ciddiyetinden hiç ayrılmadan karaya çıkacak şaşkın turistleri ve sizi alıyor. Kamçı sesleri arasında Ağır ağır kıyıya yöneliyorsunuz.</strong></p>
<p><strong> Daha önce antik rölyeflerde gördüğünüz stilde giyinmiş dört güzel thmois (Cariye) sizi güler ve güzel yüzleri ile karşılıyor ve kıyıya çıkmanıza yardım ediyor. Sonra bir hat fark ediyorsunuz. O hattın dışına çıkmamanız konusunda taşa oyulmuş bir levha ile uyarılıyorsunuz. Dört thmois, yolcuları paylaşıyorlar, her biri grubunun başına geçiyor ve bir ağaç gölgesinde size kuralları anlatıyor.</strong></p>
<p><strong> 1- Keten halatla ayrılmış alana geçemezsiniz. Bunu yapabilmenizin tek yolu o devre ait elbiseleri giymeyi kabul etmeniz. Bunun bedeli 10 Dolar</strong></p>
<p><strong> 2- Bölgede fotoğraf çekemezsiniz. makinenizi emanete bırakınız. Eğer bu anı belgelemek isterseniz bir thmos (Erkek köle) bunu gizlice yapacak ve resminizi geminize dönerken alabileceksiniz. Bir poz 5 Dolar</strong></p>
<p><strong> 3- Turistlere ayrılmış bölgeden yapılan  normal tur 2 saat, kısa tur ise 1 saat sürecektir. Bunun için Thmoisinize 10 dolar ödeyeceksiniz.</strong></p>
<p><strong> 4- Hiçbir tura katılmak istemezseniz size ayrılmış bir kafeteryada meşrubatınızı içip dinlenebilir, sakin denizin tadını çıkarabilirsiniz. Meşrubatlar, ayrım yapılmaksızın 2 dolardır.</strong></p>
<p><strong> 5- Simena sakinlerinin pişirdiği antik zaman yemeklerinden oluşan menüyü toprak kaselerde elinize alabilmenizin bedeli 10 dolardır. Bu o devire uygun bir tarzda size açık büfe olarak sunulacaktır.</strong></p>
<p><strong> 6- Bütün bu hizmetler için ödemeyi size ayrılmış olan bölümde thmoisinize makbuz karşılığı yapacaksınız.</strong></p>
<p><strong> 7- Antik tekneye binip dönerken teknenin komutanı tarafından size o devre ait bir akça hatıra olarak verilecektir. Bu büyükçe akça bir mücevher estetiği içinde sunulacaktır. Siz evinize döndüğünüzde bunu çerçeveletip duvarınıza asabileceksiniz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Evet kurallar bunlar. Önde güzel cariyeniz arkada siz ilerliyorsunuz. İlk yaptığınız thmoisinizi incelemek. Kızın gözlerine çekilmiş rastık dışında yüzünde makyaj yok. Üzerinde beyaz pamukludan bir omzunu açıkta bırakan uzun bir elbise var, yandaki açıklıktan biraz bacağı görünüyor. Ayağında dizine kadar gelen bağcıkları ile bir kösele sandalet var. Tırnakları ojesiz, başında bandana gibi bağlanmış doğal çiçeklerle süslü yine pamuklu bir bez var. İlerliyorsunuz.</strong></p>
<p><strong> Bir thmos görüyorsunuz. Yani bir erkek köle. Bu kürekçilere benzemiyor. Belden yukarısı çıplak. Eteklik gibi duran pamuklu bez kıllı bacaklarını dizine kadar örtüyor. Kocaman ayaklarında yine kızınkinin erkek versiyonu olan bir sandalet var. Elinde bir toprak kase taşımakta. Size başı ile selam veriyor. Sonra devriye gezmekte olan askerleri görüyorsunuz. Gözünüzde canlandırın o devrin askerleri ve kalan tüm yaşantı, hatta koşuşturup duran kedi köpekleri ile bile o günlere ait. Yaşlılar, topraktan ocaklarda parlayan çatal bıçak kullanılmaksızın yemek pişiren kadınlar, sevgilisini kovalayan bir aşık, her şey ama her şey o devre ait.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Meraklısınız ya bu güzel uygulamanın kimlerce organize edildiğini merak ettiniz. Sorduğunuz da size bir kadını gösterdiler. Kadın, kısa boylu, güzelce, 33-34 yaşlarında ve zekası gözlerinden fışkıran ateş gibi biri. Birkaç kelimeden sonra O’nun ne derece bilgili, otoriter, ve organizasyondan taviz vermez halini de fark ettiniz. </strong></p>
<p><strong> Anlatmaya başladı;<br />
-Vallahi, bu konumu korumak için büyük gayret sarfediyoruz ama yardım da görüyoruz. Çünkü elde edilen gelirden % 20 pay alan halk bizim aynı zamanda oyuncularımız. Aslında onlar oyuncu gibi değiller. Gerçekten bu hali yaşıyor gibiler. Extraya dönen otellerden işsiz kalan animatörler de bizde iş bulabiliyorlar. Aslında bu uygulama biraz gecikti. Uzman arkeologların bölgeyi yeniden restore edip canlandırmaları zaman aldı. Tabii bir de Ankara’nın tavrı. Anlatmak kolay olmadı.</strong></p>
<p><strong> -Az önce bir genci asker rolünden aldığınızı gördüm. Ne yaptı o genç?</strong></p>
<p><strong> -Kolunda saat vardı. Bunlar olur bazen. Bazıları ayaklarında kösele ayakkabılarla veya boyunlarındaki arslan burcu madalyonlarla çıkıyorlar ortama. Tabii bunlara taviz verebilmem mümkün değil. Biz burada gerçekten o devirleri canlandırıyoruz. Bu arada Kral’ın konutunu ve ülkesini nasıl yönettiğini, taş ustalarının nasıl heykel, rölyef ve yazı yazdıklarını görmek istemez misiniz?</strong></p>
<p><strong> &#8211; Elbette isterim ama önce soracaklarım var. Burada düşündüğümden fazla turist var. Bunlar karayolu ile mi geliyorlar?</strong></p>
<p><strong> -Evet bazıları yakın otellerden otobüslerle transfer edilirken birçokları otobüskopterlerle geliyorlar.</strong></p>
<p><strong> &#8211; O da ne?</strong></p>
<p><strong> &#8211; Gürültüsü buradan duyulmuyor. Organizasyon komitesi bu büyük 35 er kişilik helikopterleri Rusya’dan transfer ettiler. Belek’ten bile turist geliyor. Tabii bu transfer için ayrı para ödüyorlar. Havadan tüm Akdeniz’i seyrederken burada mükemmel bir gün yaşıyorlar. </strong></p>
<p><strong> &#8211; Harika her şeyi düşünmüşsünüz.</strong></p>
<p><strong> -Evet. her şeyi düşündük. Yarın arkadaki ovada bir savaş var. Görmek isterseniz yarın da gelin.</strong></p>
<p><strong> &#8211; Aman Allah’ım. Gerçekten mi?</strong></p>
<p><strong> &#8211; Evet. Gerçek kostümler ve silahlarla gerçek bir savaş tabii yaralanma olmayacak. Bunun için gerekli önlemleri alıp personeli eğittik. Savaşı seyretmenin tarifesi 25 dolar ve 500 animatör katılacak. Bunu gerçekten seyredin. Burada bir özgürlük savaşı yaşanacak. Toplu katliam ve toplu intihar sahneleri var. Bunlar tarihte yaşanmış sahneler. Seyirciye, gösterinin sonunda bu savaşların sebep ve sonuçları anlatılacak.</strong></p>
<p><strong> &#8211; Ağzım açık sizi dinliyorum. Peki buraya karadan gelebilmek nasıl oluyor?</strong></p>
<p><strong> &#8211; Eskiden yol buraya kadar gelirdi. Şimdi buradan 2 km. kadar ötede bir otopark son durak oluyor. Yine de haftada bir gün ihtiyaçların karşılanması için servis arabalarına yolu açıyoruz.</strong></p>
<p><strong> &#8211; Peki kaç personeliniz var?</strong></p>
<p><strong> &#8211; 1300 kadar. Tamamına yakını eğitimli. Eğitimli olmayanlar da var ama onlar daha çok geride duruyorlar.</strong></p>
<p><strong> &#8211; Eğitimli ne demek? Her şey dahil sistemde çalışan bir sürü eğitimsiz turizm personeli vardı ne oldu onlara?</strong></p>
<p><strong> &#8211; Hayır, onların burada işi yok. Şu anda çalışanların önemli bölümü Tiyatro veya konsevatuarda okuyan gençler. Bu tarz elemanlara çok ihtiyacımız olduğu halde en az lise bitirmeden bir kişiyi işe almıyoruz. Ayrıca Türkçe’yi iyi konuşmalılar. Bakın şu anda sadece Antalya’ya bağlı olan 9 antik şehirde bu uygulama var. Hiçbirinde bu elemanları çalıştırmıyoruz. Öyle olsa kollara ve ayaklara daha çok dikkat etmemiz gerekebilir. </strong></p>
<p><strong> &#8211; Bu arada eskiden burada bir sürü Restaurant vardı kırmızı çatılı. Şimdi onların yerinde eski tip yapılar belirmiş. O işyerlerinin sahipleri bu işe nasıl razı oldular?</strong></p>
<p><strong> &#8211; Söyledim ya cironun %20 si yerli halka dağıtılıyor. Uygulamada rol alanlara % 10 extra veriliyor. Bu bölüşümden sonra o işyerlerinin sahipleri öncekinden daha fazla ve sürekli para kazandıklarını fark ettiler. Sesleri çıkmaz oldu.</strong></p>
<p><strong> &#8211; Sürekli mi?</strong></p>
<p><strong> &#8211; Evet. Bu işler kışında devam edecek. Antalya gerçek bir tarih bölgesi. Buraya gelen artık şezlonga, seks turizmine, güneşe denize değil öncelikle bu uygulamalarımıza gelmeliler. Şu anda Dünya’da bunun büyük reklamı yapılıyor. Türkiye gibi bir ülkenin Dünya kültür turizminin getirisinden pay alamadığını düşünebiliyor musunuz? Bu canınızı acıtmıyor mu? Hele Dünya’nın yedi harikasından birinin Türkiye’de olduğunu bildiğiniz halde, Hele anlatılacak bu kadar büyük bir miras varken.</strong></p>
<p><strong> &#8211; Evet hanımefendi, gerçekten canım acıyordu ama bu gördüklerimden sonra acı dindi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Tabii acı sadece hayalimizde dindi. Bu uygulama henüz yok. Ama her türlü programsız, diyalogsuz, uygunsuz, münasebetsiz, zamansız uygulama vizyonda. Çok zeki olduğunu bildiğim insanlarımızın bazen nasıl bu kadar dar düşünceli olabildiğine şaşmaktayım. Bu durum ise sadece ortamdan pay çıkarmak isteyenlerin işine yarıyor. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlarken bizi de fena halde aşağılıyorlar. Şimdi bırakalım mı bu güzelim eserler hırsızların, bazı kanunların korumasından yararlanan rantiyecilerin eline ve insafına kalsın. Okuma yazmayı zorlukla sökmüş, sadece ailesi toprak zengini diye bu özel beldelerin yöneticisi olmuş kişilerin elinde oyuncak olsun.</strong></p>
<p><strong>Bırakalım mı bu güzelim heykelleri, yazıtları, çimenlerin, otların, yılan ve akreplerin eline? Hem de daha ne ifade ettiklerini bile tam olarak öğrenip anlatamadan.</strong></p>
<p><strong> Amacım size göz yorgunluğu sağlamak değil ama başımdan geçen şu hadiseyi anlatmadan geçemeyeceğim.</strong></p>
<p><strong> Birgün elime defter ve kalemimi aldım, ve Phaselis’in antik tiyatrosuna gittim. Amacım orada kendimi muhteşem Tahtalı’nın görüntüsüne teslim edip oranın geçmişteki ruhunu yakalamak iken, aynı anda yeni romanım için bir şeyler karalamak istiyordum. Bir rehber, beraberinde 20 kadar turistle birlikte geldi. Onların kısa bir süre için oraya yayılmalarını, akustik kontrolü yapmalarını izledim. Sonunda beklenen oldu ve sıcaktan yılmış olan rehber, mübarek ağzını açarak; “İşte burası Amfitiyatro” dedi. Bu kadar büyük anlamlar ifade eden iki sözcükten sonra tıpkı bir koyun çobanı gibi geldiği yere geri döndü. Zavallı genç rehber, nereden bilebilirdi buranın zamanında tiyatro gösterilerinden çok bir köle tasnif yeri olduğunu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Sayın muhatabım, yukarıdaki satırlarımı okuduktan sonra sanırım ne söylemek istediğimi anladınız. Artık makro düşünmenin zamanı gelmedi mi? Siz, otel sahipleri, yöneticiler, biliyor musunuz, şu anda Dubai’de deniz üzerine yapılan büyükçe palmiye şeklindeki adada 400 adet 5-7 yıldızlı otel inşa ediliyor. Bu otellerde dünyanın en kaliteli turistlerinin ağırlanacağını ve biliyor musunuz?. Dünyanın en kaliteli ve en az iki yabancı dil bilen 200.000 personeli buralarda görev alacak. Bu personel oraya nereden gidecek dersiniz? Bir düşünün bulacaksınız. Size oradan bir örnek daha; Adamlar çölde kum tepelerinin gölgesine çadırlardan köyler yaparak bedevi yaşantısını anlatıyorlar  hemde ekstra fiyatlarla. Bu emsalsiz memlekette önümüzdeki yıllar size aydınlık görünüyor mu? Aydınlık mı ki şu anda Kremlin, Topkapı, yada Titanik benzeri mükemmel otelleri inşa ediyoruz da sonra oralarda “Her şey dahil” sistemini uyguluyoruz. Yazık değil mi? İnanın bu vatanı korumak sadece uğruna kan dökmek değildir. Bu vatanı yakışacağı şekilde kullanmaktır. Gelin biz yakışanı yapalım. Kısa süreli zararlar uzun vadeli karları getirebilir. Biz nelere katlandık yine katlanırız ama hiç değilse gelecek artık aydınlık olur. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/bu-yazi-bir-tasaridir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YA! TÜRKLERE YAPILAN MEZALİM (KAÇKAR&#8217;LAR DA KELEBEKLER)</title>
		<link>http://www.ekemer.com/ya-turklere-yapilan-mezalim-kackarlar-da-kelebekler</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/ya-turklere-yapilan-mezalim-kackarlar-da-kelebekler#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 21:07:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=3989</guid>
		<description><![CDATA[Güve halindeyken küçük ve çirkindi ama kelebek olduğunda kocaman, beyazlı sarılı ve siyah lekeli kanatları ile çok gösterişli olmuştu. Buna kendisi bile şaşkındı. Başını sağa sola çevirdikçe gördüğü arkadaşları, kardeşleri ona kendi yansıması olarak dönüyor, göğsü sevinçle kabarıyordu. Uçarken gördüğü diğer yaratılmışlara baktığında ise var olan sevinci artıyor, aynı arkadaşları gibi onlara olan üstünlüğünü net [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güve halindeyken küçük ve çirkindi ama kelebek olduğunda kocaman, beyazlı sarılı ve siyah lekeli kanatları ile çok gösterişli olmuştu. Buna kendisi bile şaşkındı. Başını sağa sola çevirdikçe gördüğü arkadaşları, kardeşleri ona kendi yansıması olarak dönüyor, göğsü sevinçle kabarıyordu. Uçarken gördüğü diğer yaratılmışlara baktığında ise var olan sevinci artıyor, aynı arkadaşları gibi onlara olan üstünlüğünü net olarak hissedebiliyordu.</p>
<p>Kendi cinsinden kalabalığa katıldı. Diğerleri gibi onunda karnı açtı. Yemeliydi. Hep birlikte dalgalar halinde uçarken, hafif rüzgarlı bir yamaçta başlarını sallayıp duran, güneş yükseldiğinde kaybolacak olan sabah çiyi henüz üzerlerinde iken elmasla bezenmiş gibi görünen çiçekleri gördüler. Kokuları da ne kadar cezbedici idi. Sürüdeki arkadaşları ile birlikte yavaş ve ahenkli uçuşları ile alçaldılar ve her kelebek gibi oda hedef çiçeğine yöneldi.</p>
<p>Kelebek, ilkinde doymadı sonrakine gitti, Çiçekler o kadar çoktular ki, her kelebek karnını rahatlıkla doyurabilirdi. Devam etti, her çiçeğe, her çiçeğe konmak hevesiyle ve ilk günün neşesi ile kanat çırptı. Kibirle.</p>
<p>Grup öncü kelebeğin verdiği işaretle çiçekleri terk etti. Kısa ömürde ziyaretler de kısa olmalıydı ve bu güzel günde ziyaret edilecek daha çok çiçek vardı. Çevresindekilere uyup O’da seğirtti diğerlerinin peşinden.</p>
<p>Şimdiki çiçekler kırmızılı sarılı idiler. Öncü kelebek aldığı lezzetin büyüklüğünü anlatmıştı ya, az önce tıka basa doydukları halde yine iştahlandılar. Hevesle kondular Yaratanın sunduğu sarı simli güzel kokulu yemek tabaklarına.</p>
<p>Başını çevirdiğinde şaşırdı. Karşı dalda oturuyordu. Ne garip bir hayvandı bu. Kelebeklere hiç benzemiyordu. Bir yere uçmadığı halde kanatlarının çıkardığı ses farklı ve çok itici idi. Haince bakmaktaydı kendisine. Yerinden kalkıp büyük bir hızla yaklaştığını gördü son kez. Kımıldayamadı bile. Bir küçük acı ve sonrasını ise hissetmeyecekti. Onun gibi bir çok kelebek günün sonunu beklemeden ayrılacaktı bu cennet benzeri dağlardan. <strong>Kaçkarlar’dan.</strong></p>
<p>Sevgili okurlarım. Yukarıdaki satırlar, benim 2004 yılında yazdığım « KAÇKARLAR’DA DAĞ ÇİÇEKLERİ » İsimli eserimin ilk satırları. Egeliyim. Akdeniz’de oturuyorum. Neden Kaçkar’lar ? Birinci sebebi Hanımıma ithaf en olması. İkinci sebebi, bu günlerde yeniden yükseltilip gündeme oturtulan « Sözde Ermeni soykırımı » meselesi.</p>
<p>Ben 1985-87 arası Artvin-Yusufeli ilçesinde askerlik şubesi başkanlığı yaptım.</p>
<p>O yıllara ait pek çok anıya sahibim. Sözde soykırım yıllarını yaşamış olan pek çok kişi o yıllarda sağdılar ve söyledikleri vardı. Bunun yanında o yöreden gelme bir iki belgeye de sahibim. TV’lerdeki kısır tartışmaları gördükçe istedim ki benim de söyleyecek bir şeyim olsun.</p>
<p>İnsanlar şu ara Ermenilerin yaşadığı mezalimden bahsetmekteler. Bu soykırım yaşandı mı ? Yaşanmadı mı ? Yaşanan soykırım mıydı ? Değil miydi ? Yani ne şekilde kategorize edilmeliydi ? Bahsi geçse de çok fazla konuşulmayan konu Türklerin yaşadıkları.</p>
<p>Zor günleri yaşamış olan Türk insanı böyle zamanları belgelemesini bilmiştir. Hiçbir toplumda bizdeki kadar yüksek miktarda sanatçı yok. Bu insanlar o günleri destanlaştırmışlar. Bu insanlar yalan bilmezler, politik amaçları yoktur dahası bu tür belgeleri sadece ruhlarındaki ağırlığı boşaltmak amacı ile yazmışlardır. Para kazanmak için değil. İşte size bir tanesi ; İsmi, Azmi, Artvin Yusufeli ilçesi Erkinis köyünden. Türklere uygulanan zorunlu göç yıllarında 8-10 yaşındadır. Eserin ismi « Muhacirler destanı » Aynı kişi tarafından 1923 te kaleme alınmış. Bir grup Artvinli Türk’ün yaklaşmakta olan Ermeni çetelerinden kaçmak için Anadolu’nun içlerine doğru amaçsız, ekmek ve susuz yürüyüşlerini bu arada yaşadıklarını hastalıkları, ölümleri anlatmaktadır.</p>
<p>TOPLUMUMUZDA ŞİİR OKUMA ALIŞKANLIĞI PEK YOKTUR. SABREDİP ANLAMAYA ÇALIŞARAK OKUYUN LÜTFEN. SİZİ ÇOK ETKİLEYECEĞİNDEN EMİNİM.</p>
<p>MUHACİRLER DESTANI ;</p>
<p>Dinleyin Dünyanın vasf-ı halini</p>
<p>31(1915)te düştük nice figana</p>
<p>Halk olan meydanda döktü malını</p>
<p>Muhtaç oldu birden bir nan’a</p>
<p>Dağıldı meydanda hep pılı pırtı</p>
<p>Herkeste var idi bir sürü hırtı</p>
<p>Nicelerin yere serildi sırtı</p>
<p>Yalın kat yorganla girdi meydana</p>
<p>Kaçıştı bir yorgan üç cecim alan</p>
<p>Kendi helal malı sanırsın talan</p>
<p>Mirasa kondular geride kalan</p>
<p>Sanırsın biz bize geldik talana</p>
<p>Talan eylediler lengerle tavayı</p>
<p>Bir bir dolaştılar yurdu yuvayı</p>
<p>Çalınca yukarıdan saldat havayı (Rus silahı patlayınca)</p>
<p>Dediler uğradık büyük ziyana</p>
<p>Aldılar haberi Rus inmiş Yac’a</p>
<p>Kitlendi korkudan hep kapı baca</p>
<p>Yetişmez hamurlar tekneden saca</p>
<p>Biz de Zor(Esenyaka) köyünde geldik mekana</p>
<p>Mekan tuttuk üç ay karye-i Zor’u</p>
<p>Durulmaz.Tükettik peyniri loru</p>
<p>Çare bulunmadı çaldı kalk boru</p>
<p>O gece Öğdem’de erdik amana</p>
<p>Koyulduk Öğdem’den gurbet izine</p>
<p>Geçtik yüklü kervan Şadut düzüne</p>
<p>Yetiştik Dünyanın ahir güzüne</p>
<p>Yarab nasıl geldik kötü zamana</p>
<p>Bu Hengam içinde anladık işi</p>
<p>Yüz kadın içinde yok on er kişi</p>
<p>Büktü belimizi Keşiş yokuşu</p>
<p>Kozahor’da yorgun düştük bir yana</p>
<p>Ersis’te « Muhacir » oldu adımız</p>
<p>Açlıktan bozuldu ağız tadımız</p>
<p>Kimbilir ne olacak serencamımız</p>
<p>Çıkmaz lanet ettik yeter bu cana</p>
<p>Ersis’ten göç ettik doğru İspir’e</p>
<p>Bize yoldaş idi bit ile pire</p>
<p>Kim bakar derdinden üstünde kire</p>
<p>Yük yıkın dediler dolduk bir hana</p>
<p>Handan sonra çektik çok fırtınalar</p>
<p>Kimse bilmez hangi derde yanalar</p>
<p>Kaç sabısın suya döktü analar. (Sırtında ölen çocuğunu Çoruh’a atan analar)</p>
<p>Neyse sağ yetiştik Karye-i Kan’a</p>
<p>Kan’da bir camiye hinç oldu millet</p>
<p>Soğuktan çoğaldı dert ile illet</p>
<p>Minare yakmaya ettiler niyyet</p>
<p>Az kalsın uğradık büyük dumana</p>
<p>Kan’dan kalkıp çıktık biz Semeyrek’e</p>
<p>Evleri benziyor ayni mereğe</p>
<p>Tezek kokar kar eyledi yüreğe</p>
<p>Yüklenip göçelim buradan bir yana</p>
<p>Semeyrek’ten yola çıktık yarı tok</p>
<p>Amansız açlığa çare bulan yok</p>
<p>Mevlam köprü kurmuş buz tutmuş Çoruh</p>
<p>Yürüdük üstünden geçtik o yana</p>
<p>Bayburt’ta soğuğu aldık dört yandan</p>
<p>Balahor’da evler farksız zindandan</p>
<p>Yerde tandır, pencereler tavandan</p>
<p>Ayaz çekti bizi zor imtihana</p>
<p>Haber geldi elden gitmiş Erzurum</p>
<p>Gör ki, felek bize kıldı ne zulum</p>
<p>Açılmadan soldu Lale sümbülüm</p>
<p>Çare yok başladık yola revana</p>
<p>Yolda kurtuluş yok tipiden kardan</p>
<p>Nice nev civanlar ayrıldı yardan</p>
<p>Çokları el çekti göçtü dünyadan</p>
<p>Nefessiz can attık bir değirmana</p>
<p>Bitmedi kimsenin feryadı yası</p>
<p>Verdi kış ayazı Kelkit ovası</p>
<p>Kılçıklı arpadan saç kavurgası</p>
<p>Soldurdu benzimiz el verdi cana</p>
<p>Derler belli değil baharı yazı</p>
<p>Yaz kış eksik olmaz budur ayazı</p>
<p>Açlıktan dişdişe çaldırdı bizi</p>
<p>Mahvoldu yazıklar sabi sibyana</p>
<p>Felek bize verdi çok yaman ceza</p>
<p>Hesaplara sığmaz çekilen eza</p>
<p>Biraz daha kalsak kopacak niza</p>
<p>Burada durulmaz kaçsak ne yana</p>
<p>Dedik, Elbet ihsan kılacak Hüda</p>
<p>Fayda yok kesildi artık ses seda</p>
<p>Eğer yetişmezse Şiran imdada</p>
<p>İlaçsız serilmiş idik meydana</p>
<p>Gözlere fer, kuvvet geldi dizlere</p>
<p>Bundan sonra top kar etmez bizlere</p>
<p>Giriftin’de bahar geldi düzlere</p>
<p>Çok dert çektik biraz erdik dermana</p>
<p>Çıkmayan canlardan umut gitmedi</p>
<p>Çekilen cefalar cana yetmedi</p>
<p>Yürüdükçe uzun yollar bitmedi</p>
<p>Takat yok dönecek bir yandan,yana</p>
<p>Elverdi bizlere şu Şehr-i Tokat</p>
<p>Şenlendik çok iken derdimiz kat kat</p>
<p>Karın tok sırt sıcak can oldu rahat</p>
<p>Dediler eriştik burada ihsana</p>
<p>Zile’de bal gibi pekmezin tadı</p>
<p>Düştü gönüllere memleket yad-ı</p>
<p>Geldik bir şehre Sungurlu adı</p>
<p>Elverdi yol, dedi oğul, kız, ana</p>
<p>Bitti yol tepmesi postlar serildi</p>
<p>On haneye yalkı bir ev verildi</p>
<p>Gür sineler esen yele gerildi</p>
<p>Garip bülbül gibi düştük hazana</p>
<p>İlkin bolluk idi lakin yok para</p>
<p>Sonradan dirlikle bozuldu ara</p>
<p>Hücum eder kerkes boş fırınlara</p>
<p>Elde bir vesika döndü fermana</p>
<p>Fırınlardan ekmek almak iş oldu</p>
<p>Bu gidişle işlerimiz yaş oldu</p>
<p>Gün doğmadı baharımız kış oldu</p>
<p>Çare yok arz-u hal kılsak Yezdan’a</p>
<p>Sungurlu’da oldu yıl 36(1920)</p>
<p>Koptu ortalıkta başka gürültü</p>
<p>Ermeni düşmanlar Yunan milleti</p>
<p>Boştur deyip uğradılar meydana</p>
<p>Girdiler meydana aç it misali</p>
<p>Deriz ne olacak memleket hali</p>
<p>Kendi başlarına kendi vebali</p>
<p>Deyip bizimkiler döndü aslana</p>
<p>Silahını alan bindi atına</p>
<p>Verildi el ele hak niyetine</p>
<p>Dediler memleket elin itine</p>
<p>Kalmasın tek boyanırız al kana</p>
<p>Daraldı muhacir ne yana dönsün</p>
<p>Yalvarır düşmanın ocağı sönsün</p>
<p>Kimi helalleşir ki ahir günsün</p>
<p>Çoğu el pençeli durmuş divana</p>
<p>Urus gitmiş duydu, güldü Muhacir</p>
<p>Bu mahşerde bir yol buldu Muhacir</p>
<p>Döndü yola revan oldu Muhacir</p>
<p>Zorundan karıştı tozlar dumana</p>
<p>Derken yolda çattık bir uğursuza</p>
<p>Hem dili uğursuz yüzü nursuza</p>
<p>Damdan düşer gibi başladı söze</p>
<p>Dedi Ermeni’ye kaldı Livana (Yusufeli)</p>
<p>Pabuç bırakmadık bu zırıltıya</p>
<p>Ermeniden kopan boş gürültüye</p>
<p>Sonu ölüm gerek ne hırıltıya</p>
<p>Fırsat düşer dedik gelir imana</p>
<p>Çekip hasretini geldik vatana</p>
<p>Bülbülsüz kafese dönmüş kime ne</p>
<p>Beş yılda yad kalmış gelip geçene</p>
<p>Gazel vermiş güller dönmüş yabana</p>
<p>Unuttuk bağ ile bostanımızı</p>
<p>Kahpe düşman sardı dört yanımızı</p>
<p>Sonunda çıkarttık ziyanımızı</p>
<p>Sürdük Ermeni’yi Kars’tan Revan’a</p>
<p>Bu yerden geçelim gel öbür başa</p>
<p>Dertli iken yer yok şimdi telaşa</p>
<p>Bir vuruşta Mustafa Kemal Paşa</p>
<p>Gör ne yaman ceza verdi Yunan’a</p>
<p>Bu hal ile yurda yerleştik biz de.</p>
<p>Sözüm tamam Üçyüz otuzdokuzda (1923)</p>
<p>Eğer yetişmese kalırdık düzde</p>
<p>Tül ömür dileriz o kahramana</p>
<p>Sebep oldu ğaşa kıldı mürüvvet</p>
<p>Mevlam bu günleri eyledi kısmet.</p>
<p>Azmi der sizlere olsun bir ibret</p>
<p>Yadigar kıldığım iş bu destane</p>
<p>Sevgili okurlarım,</p>
<p>Gördüğünüz gibi köylerinden çıkmak zorunda kalan binlerce Muhacir Türk insanının Artvin’den Sungurlu’ya kadar olan yolculukları anlatılmakta. Dikkatli okursanız dramı görmek mümkün. Evet biz şiir okumayı bilmez ve pek sevmeyiz. Lütfen bunu sabırla okuduktan sonra benim de yaptığım gibi düşünün. Kendinizi o zavallı insanların yerine koyun. O zaman, Ermenilerin, Bölücü PKK ve izinden gidenlerin, cehaleti ile bilmeden de olsa amaçlı grupların peşine takılmış entellektüel geçinen aydınların, tarihi tekerrür ettirmek istercesine oynadıkları oyunları anlayacaksınız. Anladıktan sonra da şunları söyleyeceksiniz tıpkı benim gibi</p>
<p>Ben bu mekandan muhacir olmam bir kez daha,</p>
<p>Ecdadım yaşamış mezalim yazık değilmi ere avrada,</p>
<p>Eğer lazımsa illaki muhacir bu Firdevsten,</p>
<p>Emin olasın ki, sen gideceksin bu cennetten.</p>
<h1>Ali Kemal Senan</h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/ya-turklere-yapilan-mezalim-kackarlar-da-kelebekler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DELİRİYORUM&#8230;&#8230;..! Ali Kemâl SEN&#8217;AN</title>
		<link>http://www.ekemer.com/deliriyorum-ali-kemal-senan</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/deliriyorum-ali-kemal-senan#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 14:24:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=3631</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili okurlarım, uzun bir aradan sonra sizinle yeniden buluşmak güzel. Çölde geçirdiğim sekiz aydan sonra ben bu köşedeki yazı dizime, yaşamakta olduğumuz bahar günlerinin benim içimde yarattığı coşkudan bahsederek başlamak istiyordum. Ancak 3 Nisan günü Hürriyet Akdeniz ilavesindeki manşet haberini gördükten sonra delirdim, oturduğum yerde sekiz defa zıpladım. Hanımla münakaşa ettim, kapıdaki çöp kovasını tekmeledim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili okurlarım, uzun bir aradan sonra sizinle yeniden buluşmak güzel.</p>
<p>Çölde geçirdiğim sekiz aydan sonra ben bu köşedeki yazı dizime, yaşamakta olduğumuz bahar günlerinin benim içimde yarattığı coşkudan bahsederek başlamak istiyordum. Ancak 3 Nisan günü Hürriyet Akdeniz ilavesindeki manşet haberini gördükten sonra delirdim, oturduğum yerde sekiz defa zıpladım. Hanımla münakaşa ettim, kapıdaki çöp kovasını tekmeledim.</p>
<p>Haberi okumadınız ise mutlusunuz. Sinirlerinizin bozulması ertelenmiş demektir. Ama eninde sonunda öğreneceksiniz ve eğer biraz düşünürseniz, hele daha önceden biraz gezmiş ve birikim sahibi iseniz sizde bir şeyleri tekmeleyeceksiniz.</p>
<p>Haber şu;<strong> DENİZİN ORTASINA PORTAKAL HEYKELİ..!</strong></p>
<p>Sevgili okurum, şu an çok kızgınım ve tuşlara basmakta zorlanıyorum. Bu ülkede yaşayıp ta yöneticilerin yada kendini “fikir babası” sayan birilerinin aymazlıklarına şahit olmadığımız gün geçmeyecek mi? Bu nasıl iştir? “Denizin ortasında portakal heykeli&#8230;..!” inanamıyorum. Antalya’da yaşayan, buranın ekmeğini yiyen, suyunu içen buranın tarihi havasını soluyan biri olarak bu fikre inanamıyorum.</p>
<p>Antalya denince birilerinin aklına “Portakal” geliyor. Buna inanamıyorum. Xhantos’tan  Alaiye’ye kadar uzanan sahil şeridi üzerinde yüzlerce tarihi ören yerine sahip olduğumuz halde, Aynı şerit üzerinde 18 ayrı medeniyetin yaşadığını bildiğimiz halde, buraların bir portakal ile simgelendirilmesine İNANAMIYORUM. İNANMAK İSTEMİYORUM. Bu kötü bir rüya, bu bir kabus, ve ben ter içinde uyanacağım.</p>
<p>Lütfen beni iyi okuyun.</p>
<p>Kahire’deki bir günüm.</p>
<p>Beni hava limanından alıp otelime yerleştirdiler. Biraz dinlenip lobiye indim. Sonra, yemek saati geldi ve salona geçtim. Yemekten sonra tekrar odama çıkıp üzerimi değiştim. Amacım havuza girmekti. Öyle de yaptım. Akşam üzeri spor bir kıyafetle şehri gezmeye çıktım. Dükkanların vitrinlerine baktım, kavşaklara, taksilere, insanların üzerlerindeki tişörtlere, belediyenin diktiği anıtlara, çiçeklerle yapılmış animasyonlara baktım.</p>
<p>İNANIN BANA gördüğüm her yerde eski MISIR’a ait bir unsur vardı. Sabah kalktığımda gözümü açar açmaz beni yastığımın üzerine Altın rengi ile işlenmiş Nefertiti karşıladı. Diğer yastıkta ise Ramses vardı. Her yerde, bardakların üzerinde havuzun tabanında, tabakların kenarlarında, vitrinlerde köşelerde, her yerde eski Mısır izleri, logoları siluetleri vardı. Eski Mısır öğelerini bir ulus olarak kabullenmişler bunların tamamını kendi logoları olarak düşünüp dünyaya tanıtma yarışına girişmişler. Her Mısır’lı üzerinde eski Mısır’a ait unsur barındırıyordu. Ben gördükçe şaşırıyor, şaşırdıkça oraları, o resmini gördüğüm eserleri görme isteği ile dolup taşıyordum. Heyecanla katıldım turlara.</p>
<p>Ey, Antalya’nın sözüm ona “Muhteşem fikir babaları” Bu güzelim memleket için “Antalya’yı Dubai Yapacağım” diyenler. Bizim logomuz yok öyle mi? Bizim Aspendos’umuz yok, bizim Kaleiçimiz, bizim Pergemiz, Alanya kalemiz, Bizim Düdenimiz, Phaselisimiz, O muhteşem Xsanthosumuz yok değil mi? Oralarda yaşayıp devirlerine imza atmış muhteşem krallar yaşamadı buralarda. Bizim Telmessosumuz da yok zaten. Hani ya bizim Hadrian kapımız mı var? Ya Olympos? O Yunanistan’da değil miydi?</p>
<p><strong>Bir lafım daha var;  şu </strong><strong>“Antalya’yı Dubai yapacağım” </strong>lafına çok takılıyorum. Bu sözü söyleyenler Dubai’yi ne kadar biliyorlar? Biliyorlar mı ki oranın çeşmelerinden tuzlu deniz suyu akıyor? Biliyorlar mı ki oranın denizi abdest suyu gibi, çevresinde bir tek yeşillik yok. Burada özenmesi gerekenler Dubailililer değil mi? <strong>Onlar demeliler “Dubai’yi Antalya yapacağım” diye.</strong></p>
<p>Portakalı çok severim. Suyunu sıkarım, kışın kabuklarını soba üzerine koyarım mis gibi kokarlar. Yeşillikleri yıl boyu eksilmez. Tıpkı güzelim çam ormanlarımız gibi. Hayır Bence denize portakal heykeli koymayalım. Çam ağacı koyalım. Ama durun bakalım. Çam ağacı logosunu Kanada kullanıyor.</p>
<p>Biz oraya bu aymazların heykelini koyalım. Çok anlamlı olur.</p>
<p>Ali Kemâl SEN&#8217;AN <strong>(Eskimeyen yazılarından)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/deliriyorum-ali-kemal-senan/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PKK HAKKINDA KAMUOYUNDAN SAKLANMAK İSTEYEN GERÇEK</title>
		<link>http://www.ekemer.com/pkk-hakkinda-kamuoyundan-saklanmak-isteyen-gercek</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/pkk-hakkinda-kamuoyundan-saklanmak-isteyen-gercek#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 05:37:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=1968</guid>
		<description><![CDATA[PKK’nın katlettiği Kürtler ne  olacak?                                                                                      Kamuoyu, PKK&#8217;yı sadece askerle çatışmış gibi görmeye yöneltildi.                                          Bu, PKK&#8217;nın siyasi projesine uygun bir konuşlanma idi. PKK’nın katlettiği Kürtler ne olacak? &#8220;Kürtlerin yüzde 80&#8242;i&#8221; başlıklı yazımı değerlendiren bir okuyucum, görüşlerimi haklı bulduğunu, PKK-DTP dışında yüzde 80&#8242;lik bir Kürt topluluğu olduğunu ve bunların görüşlerinin, gerçekten kamuoyuna yansımadığını belirttikten sonra, meseleye İslami hassasiyete [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PKK’nın katlettiği Kürtler ne  olacak?                                                                                      Kamuoyu, PKK&#8217;yı sadece askerle çatışmış gibi görmeye yöneltildi.                                          Bu, PKK&#8217;nın siyasi projesine uygun bir konuşlanma idi.<br />
PKK’nın katlettiği Kürtler ne olacak?</p>
<p>&#8220;Kürtlerin yüzde 80&#8242;i&#8221; başlıklı yazımı değerlendiren bir okuyucum, görüşlerimi haklı bulduğunu, PKK-DTP dışında yüzde 80&#8242;lik bir Kürt topluluğu olduğunu ve bunların görüşlerinin, gerçekten kamuoyuna yansımadığını belirttikten sonra, meseleye İslami hassasiyete sahip yazarların sahip çıkması gerektiğini ifade ediyor ve kendisini üzen bir durum olarak da &#8220;Benim &#8216;Türkçü&#8217; olarak görüldüğümü&#8221; not ediyor.</p>
<p>Hayatımın hiçbir döneminde &#8220;Türkçü&#8221; olmadım. Etnik aidiyetin kutsanmasını da ona hakaret edilmesini de yok farz edilmesini de inançlarıma aykırı bulurum.</p>
<p>Ama Türkiye&#8217;nin varlığını, güçlü olmasını hayati bir gereklilik olarak görüyorum. Bir şey daha, İslam coğrafyasında parçalanma sürecinin devam etmemesini, aksine entegrasyonlar sürecinin başlamasını, bu coğrafyada yaşayan bütün Müslüman halklar adına vazgeçilmez bir zaruret olarak görüyorum.</p>
<p>Bu ön açıklamadan sonra, &#8220;Kürt meselesi&#8221;nin doğru konumlandırılması gibi bir hassasiyetim var.</p>
<p>Bir kere Türk-Kürt tarafı gibi bir taraflaşmayı sağlıklı bulmuyorum.</p>
<p>İkincisi, hakim sistemin, ülkede yaşayan herkese yönelik yanlışlıkları bulunuyor.</p>
<p>Üçüncüsü, evet, Kürtler&#8217;e yönelik özel bir &#8220;Türkleştirme&#8221; operasyonu gerçekleşmiş ve bu, daha özel bir mağduriyeti doğurmuş. Bunu görmemek ve bunun giderilmesi için adım atmamak da hem yeterli insani duyarlılığı göstermemek, hem Türkiye&#8217;de sancının sürüp gitmesine göz yummak anlamına geliyor.</p>
<p>Dördüncüsü, &#8220;Ama&#8221; diye başlamak zorunda&#8230;</p>
<p>Ama Kürtler adına PKK-DTP çizgisinin temsil konumuna oturmasını sorgulamak gerektiğini düşünüyorum. Bu hem temsil açısından yanlış, hem PKK&#8217;nın işlediği günahları görmezden gelip, bu &#8220;Stalinist&#8221; örgütü, bir mağduriyet mücadelesinin sembolü gibi göstermekteki haksızlık açısından yanlış.</p>
<p>&#8220;Stalinist&#8221; tanımlaması, PKK için en son Kürt aydını Ümit Fırat tarafından dile getirilmiş bir yargıdır. Anlamı mı? Basitçe şöyle: Sosyalizmin Stalin kişiliğinde faşizme eşit bir totalitarizme, bir &#8220;kişiye tapma&#8221; ideolojisi haline gelmesi&#8230;</p>
<p>PKK, bu hüviyette bir örgüt ve Eruh baskınından bu yana geçen 25 yılda, kanlı bir tarih yazdı.</p>
<p>Kamuoyu, PKK&#8217;yı sadece askerle çatışmış gibi görmeye yöneltildi. Bu, PKK&#8217;nın siyasi projesine uygun bir konuşlanma idi.</p>
<p><strong>Peki PKK&#8217;nın ya Kürtler&#8217;le ilişkisi?</strong></p>
<p>Yani, kendi çizgisine karşı olan, onaylamayan, tarafsız kalan Kürtler&#8217;le&#8230;</p>
<p>PKK&#8217;nın &#8220;Korucular&#8221;la savaşını biliyoruz.</p>
<p>PKK, &#8216;Korucular&#8217;ın bölgedeki yanlış tavırlarını da kullanarak, bunu, &#8220;Askerle savaş&#8221;ın bir parçası gibi algılatmayı başardı.</p>
<p>Ama PKK&#8217;nın Kürtler&#8217;e yönelik cinayeti bununla bile sınırlı değil ki&#8230;</p>
<p>Vergi alamadıkları&#8230; Oğlunu kızını dağa çıkaramadıkları&#8230; Asker&#8217;in baskısına maruz kalmamak için zahiresini vermemekte direnenleri&#8230; İnanç yönünden kendisiyle aynı çizgide olmayanları&#8230;</p>
<p>Böyle bir cinayet dosyası yok mu PKK&#8217;nın?</p>
<p>Onları ne yapacağız?</p>
<p>Dün, Vakit&#8217;ten Ayhan Bilgin&#8217;in sütununda okuduklarım, neleri nasıl unuttuğumuzu düşünmeme sebep oldu.</p>
<p>O yazının şu paragrafını sizlerle paylaşayım ve herkese sesleneyim:</p>
<p>Bu işin muhasebesi yapılırken, &#8220;PKK&#8217;nın cinayet dosyası&#8221;nı görmemek, hunharca katledilenlere karşı vefa mıdır?</p>
<p>Alın işte size o cinayet dosyasından kanlı bir sayfa:</p>
<p>&#8220;Tarih 5 Ağustos 1985. Yer Van&#8217;ın Çatak ilçesi, Kanalga Köyü, Taşbucak Mezrası. Saat 21 suları&#8230; Halk yavaş yavaş uykuya hazırlanıyor.</p>
<p>Tam bu sırada ölüm PKK olmuş, mezraya yaklaşıyor.</p>
<p>10-15 kişilik PKK&#8217;lı teröristler ilk önce silahlarının namlularını evinin önünde oturmakta olan Hacı Şerif Özkan&#8217;a çeviriyorlar. PKK namlularından peş peşe çıkan mermiler silahsız Hacı Şerif Özkan&#8217;ı kalbura çevirirken, vücudundan kanlar fışkıran Hacı Özkan&#8217;dan sadece bir tek ses duyuluyor: &#8220;Allah&#8230;&#8221;</p>
<p>Ardından PKK silahları tekrar ölüm kusmaya başlıyor. İkinci hedef Gazi Özkan&#8230; Ardından iki yaşındaki kız çocuğu Nergis ve 1 yaşındaki kız çocuğu Heyet&#8230; Bebekler de tıpkı amcaları Hacı ve Gazi Özkan gibi ne olduğunu anlayamadan, belki de son bir kez &#8220;Anne&#8221; diyerek, kanlar içinde çırpına çırpına can vermişlerdi&#8230;</p>
<p>PKK&#8217;lılar öldürmeye doymuyorlardı. Bu sırada PKK&#8217;lılardan biri de elindeki gazı Hacı Şerif Özkan&#8217;ın evine dökmekle meşguldü, Evde, Meryem Özkan, 10 yaşında Hakim ve 8 yaşında Utbe vardı. PKK&#8217;lı çakmağını çaktığında belki de Meryem Özkan, Hakim ve Utbe&#8217;ye sarılmış titreye titreye kelime-i şehadet getiriyordu.</p>
<p>Ev içindekilerle birlikte cayır cayır yanarken, diğer PKK&#8217;lılar bu sırada Hayriye Özkan&#8217;ın evine bomba atıp silahlarla taramakla meşguldüler. Bomba atıp silahla taradıkları evde de anne Hayriye Özkan, 10 yaşındaki Zaide Özkan ve 5 yaşındaki Veliti Özkan bulunuyordu.</p>
<p>PKK&#8217;lı grup, daha başka canlı bulamadıkları mezradan gecenin karanlığında yılan sessizliğinde sürünerek ayrılırken, Meryem Özkan&#8217;ın, 10 yaşındaki Hakim ve 8 yaşındaki Utbe&#8217;nin kömürleşmiş minicik cesetlerinin üzerinden hâlâ dumanlar yükseliyordu.&#8221;</p>
<p>Ne yapmalı şimdi bu tasarlanmış cinayet öyküsünü?</p>
<p>&#8220;Olur, böyle şeyler&#8221;e mi havale etmeli?</p>
<p>Bence hayır! Asla!</p>
<p><strong>Devletin günahlarını konuşalım ama PKK&#8217;nın cinayetlerini de konuşalım.</strong></p>
<p>O cinayet dosyasında Türkler&#8217;den çok, belki de akıtılan Kürt kanı vardır.</p>
<p>BUGÜN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/pkk-hakkinda-kamuoyundan-saklanmak-isteyen-gercek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

