<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eKemer - Antalya Kemer&#039;in Yorum Portalı &#187; DUYGU DOLU &#8211; DUYGU SUCUKA</title>
	<atom:link href="http://www.ekemer.com/c/duygu-dolu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ekemer.com</link>
	<description>Antalya Kemer&#039;in Yorum Portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 04 Jun 2010 21:05:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>GÜNEYDOĞUM DERNEĞİ 2010 ÖDÜLLERİ</title>
		<link>http://www.ekemer.com/guneydogum-dernegi-2010-odulleri</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/guneydogum-dernegi-2010-odulleri#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 12:04:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>
		<category><![CDATA[HABERİNİZ VAR MI?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8723</guid>
		<description><![CDATA[Güneydoğum Derneği’nin geleneksel ‘GAP Bölgesi başarı ve teşekkür plaketi ödül töreni’ 28 Mayıs 2010 günü, Ankara’da, Söğütözü Mahallesindeki TPAO Genel Müdürlüğü Sosyal tesislerinde yapıldı. Son derece seçkin bir topluluk huzurunda ve nezih bir ortamda gerçekleştirilen törene çok sayıda milletvekili, siyasetçi, bürokrat, sivil toplum temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Ödül listesinde yer alan 18 kişi ve kuruma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>Güneydoğum Derneği’nin  geleneksel ‘<strong>GAP Bölgesi başarı ve teşekkür plaketi ödül</strong> <strong>töreni’ </strong>28 Mayıs 2010 günü, Ankara’da, Söğütözü  Mahallesindeki TPAO Genel Müdürlüğü Sosyal tesislerinde yapıldı.</p>
<p>Son  derece seçkin bir topluluk huzurunda ve nezih bir ortamda  gerçekleştirilen törene çok sayıda milletvekili, siyasetçi, bürokrat,  sivil toplum temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Ödül listesinde yer  alan 18 kişi ve kuruma plaket olarak verilen 24 ayar altın işleme  tabaklar, Mardin Halk Eğitim Müdürlüğü tarafından yapıldı.</p>
<p>Ödül alanların kısaca ödül  alma gerekçeleri ve özgeçmişleri aşağıdadır.</p>
<p>Not: Ödül töreni ile ilgili  resimler aşağıdaki linklerden indirilebilir;</p>
<p><a href="http://www.yousendit.com/download/YWhOckhYQzMwVWswTVE9PQ" target="_blank">http://www.yousendit.com/download/YWhOckhYQzMwVWswTVE9PQ</a></p>
<p><a href="http://groups.yahoo.com/group/guneydogumdernegi/attachments/folder/107193505/item/list" target="_blank">http://groups.yahoo.com/group/guneydogumdernegi/attachments/folder/107193505/item/list</a></p>
<p>03.06.2010</p>
<p>Duygu SUCUKA</p>
<p>Güneydoğum Derneği Başkanı</p>
<p><a href="mailto:dsucuka@hotmail.com">dsucuka@hotmail.com</a></p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">1. Selma Kavaf  -  Devlet Bakanı</span></strong></p>
<p><strong>Güneydoğu ve Türkiye  genelinde yapmış oldukları çalışmalar ile Bilge Köyü duyarlılığı.</strong></p>
<p>1962 yılında Denizli’de  doğdu.</p>
<p>Ankara Üniversitesi Dil,  Tarih ve Coğrafya Fakültesi Türkoloji Bölümü mezunudur.</p>
<p>7 yıl öğretmen olarak,  7 yıl özel sektörde yönetici olarak çalıştı. 2002  yılında Ak Partide siyasete girdi ve 2007 yılında Milletvekili seçildi. Mayıs 2009 tarihinde Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet  Bakanlığına atandı.<strong><em> </em></strong>İngilizce biliyor, bir çocuk annesidir.</p>
<p>Çocuklara, yaşlılara,  özürlülere, topluma yönelik çalışmalar geniş kapsamlı olarak devam  ettirilmektedir.</p>
<p>2009 yazında Mardin-Bilge  Köyü katliamından sonra köy halkının ve çocukların rehabilitasyonu ve  başka yerlere nakilleri konusunda Bakanlık olarak önemli çaba sarf  edilmiştir.</p>
<p>****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">2. Nuri Okutan  -  Şanlıurfa Valisi</span></strong></p>
<p><strong>Eğitime katkıları ile tüm  gayret ve çabaları</strong></p>
<p>1962 Isparta-Eğridir  doğumludur. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü&#8217;nü bitirdi.  Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesinde Yüksek Lisans yaptı.  İngiltere&#8217;de bir yıl süreyle dil ve mesleki konularda öğrenim gördü.</p>
<p>Çeşitli yerlerdeki  kaymakamlık görevlerinden sonra İçişleri Bakanlığı bünyesinde değişik  görevlerde bulundu. 2008 yılında Siirt valisi oldu, sonra da Sakarya ve  Trabzon Valiliği yaptı. 2009 yılında Şanlıurfa Valiliğine atandı.</p>
<p>Gittiği her yerde, görev  yaptığı her şehirde çalışma ve projeleriyle kamuoyunun takdirini  topladı. Türkiye kamuoyu onu, aldığı 100 bin liralık bir ödülü eğitime  bağışlaması ile tanıdı. Eğitim, tarım, turizm dallarındaki çaba ve  projeleri oldukça önemlidir. İngilizce biliyor, üç çocuk babasıdır.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">3. Prof. Dr. İbrahim Halil  Mutlu  -  Harran  Üniversitesi Rektörü</span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p><strong>GAP Teknopark’ın kurulması  ve Harran Üniversitesi’nin gelişmesindeki gayret ve çabaları</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p>1960 yılında Urfa’da doğdu.  Selçuk Üniversitesi Fizik Bölümünü bitirdi. YÖK bursu ile  İngiltere’de  yüksek lisansını aldı, Gaziantep  Üniversitesinde doktora yaptı, ardından Harran Üniversitesi&#8217;nde göreve  başladı. ve katıhal fiziği doçenti oldu. Dr. Mutlu, çeşitli zamanlarda  Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi&#8217;nde bölüm başkanlığı, dekan  yardımcılığı, senato üyeliği ve dekan vekilliği yaptı. 1996 yılında  TÜBİTAK bursu ile, 1999-2001 yılları arasında ise Florida State  Üniversitesi’nin davetlisi olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde  süper-iletkenlik konularında araştırmalarda bulundu. 2002 yılında  profesör oldu. Rektör yardımcılığı ve Üniversite Yönetim Kurulu Üyeliği  görevlerinden sonra 2007 Haziran ayında Harran Üniversitesi rektörlüğüne  atandı. Türkiyede ilk ve tek Tematik (tarım ve tarım ürünleri  ağırlıklı) tek teknopark olan GAP-Teknoparkı Sayın Mutlu   zamanında Kurulmuştur.  İyi derecede  İngilizce bilmekte olup Mustafa Kemal, Ayşe Bilgesu, Mete Kerem, isimli  üç cocuk babasıdır. Yayınlanmış  50’nin üzerinde bilimsel çalışması ve  bilimsel etkinliklerde sunulmuş bildirileri bulunan Dr. Mutlu&#8217;nun  Amerika Birleşik Devletlerinden alınmış patentleri mevcuttur.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">4. Abdullah Erin  &#8211;  DİCLE Kalkınma Ajansı Genel  Sekreteri</span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>DİCLE Kalkınma Ajansı’nın  kuruluş aşamasındaki üstün gayret ve çabaları</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1969 yılında Mardin’de  doğdu. Midyat Lisesinden sonra Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve  İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünü bitirdi. İngiltere’de  Nottingham Üniversitesinde Yüksek Lisans yaptı.</p>
<p>Gülşehir Kaymakam  Vekilliği, Tefenni, Doğanşar, Ermenek, Taşköprü, Cizre  Kaymakamlıklarında bulundu.  Habur Mülki İdare  Amirliği, Şırnak Vali Yardımcılığı ve Mülkiye Başmüfettişliği yaptı.  Temmuz 2009’da Dicle Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri oldu. İngilizce ve  Arapça bilmektedir.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">5. Mustafa Gündüz  -  Kurtalan Kaymakamı</span></strong></p>
<p><strong>Üstün gayret ve çalışmaları</strong></p>
<p>1976 yılında Samsun’da  doğdu. 1997 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu  Yönetimi bölümünden mezun oldu.</p>
<p>Maliye Bakanlığında gelir  Uzmanlığı, PTT Genel Müdürlüğü’nde  müfettişlik görevlerinde bulundu.</p>
<p>2003 yılında kaymakam  oldu. Siirt’in Kurtalan ilçesi kaymakamlıkta üçüncü görev yeridir.     Mustafa Gündüz Kaymakamlık görevinin yanı sıra şu anda Dicle Kalkınma  Ajansının Kalkınma Kurulu Başkanıdır. İngilizce biliyor, bir çocuk  babasıdır.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">6. Şerif Akboğa  -  Batman İl Milli Eğitim Müdürü</span></strong></p>
<p><strong>Eğitime dönük gayret ve  çalışmaları</strong></p>
<p>1963  yılında Malatya’da doğdu. Gazi Üniversitesi Eğitim Yönetimi Bölümünden  mezun oldu. İnönü Üniversitesinde Eğitim Yönetimi üzerine Yüksek Lisans  yaptı. İlköğretim müfettişliği ve teftiş kurulu başkanlığı yaptıktan  sonra Kasım 2007 yılında, halen yürütmekte olduğu Batman Milli Eğitim  Müdürlüğüne atandı.</p>
<p>Sayın  Akboğa’nın görev sürecinde,</p>
<p>-Okul  öncesi eğitimde %17’den %43’e artış sağlanmış, ÖSS başarısında 67.  sıradan 39. sıraya gelinmiştir.</p>
<p>-Gönül  Köprüsü Projesi, Tarihe Yolculuk Projesi, Petrol Kentinden Avrupa  Kültür Başkentine Yolculuk Projeleri ile mali ve manevi değerlerin  aktarımı, aynı zamanda sevgi bağlarının kurulması sağlanmıştır.</p>
<p>-Avrupa  Birliği ve hibe projelerinde önde gelen iller arasında bulunan  Batman’da, <strong>‘‘Türkiye Okuyor kampanyası’’</strong>,  <strong>‘‘Eğitim  Her Engeli Aşar Projesi’’</strong>, ‘<strong>’Ana Kız Okuldayız Projesi’’</strong>, ‘‘<strong>Haydi  Kızlar Okula Projesi’’ </strong>uygulanmaktadır.</p>
<p>-22.500  öğrenci, 110 branşta mesleki, sosyal ve kültürel kurslardan  yararlanmıştır.</p>
<p>-Suça bulaşmış veya suça  meyilli 300 sokak çocuğunun Mesleki Eğitim Merkezi kanalı ile meslek  edinmeleri sağlanmıştır.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">7. Mehmet Baş  -  Batman İl Sağlık Müdürü</span></strong></p>
<p><strong>Sağlık alanındaki çabaları  ve çevre duyarlılığı</strong></p>
<p>1968 Mardin-Midyat’ta  doğdu. 1993  Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden  mezun oldu. Malatya Sağlık Eğitim Merkezi ve Malatya Devlet  Hastanesinde doktorluk ve idari görevler yaptı. Mayıs 2008 Tarihinden  beri Batman İl sağlık Müdürlüğü görevindedir.</p>
<p>Batman  Sağlık Müdürlüğü süresince “Koruyucu Sağlık Hizmetleri” alanında, başta  gebe tespit ve takip, çocuk izlem ve aşı, Sağlıklı beslenme, kronik  hastalıklarla mücadele,dumansız hava sahası çalışmaları, Sağlık  Hizmetlerinin en ücra yerlere kadar ayağa götürülmesi,üreme sağlığı ve  bu konuda farkındalık yaratma, modern yöntemler,halka güler yüzlü hizmet  hususlarında önemli mesafeler kat edildi.</p>
<p>Sayın Baş tüm mesleki  çalışmalarının dışında bir de çevre gönüllüsü olarak dikkatimizi  çekmiştir. Asli görevi olmamasına rağmen Batman’da 7 bin ağaç diktirmiş,  bakımını ağaçların dikildiği sağlık ocakları yetkililerine devretmiş,  takibini de bizzat yamaktadır. İngilizce, Arapça, Kürtçe ve Süryanice  biliyor. Aynı zamanda Midyat’ta ilk Müslüman Telkari ustasıdır.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">8. Mehmet Kızılkaya  -  Mardin Müftüsü</span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Çok kültürlülüğe katkıları</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1948 yılında Kütahya’da  doğdu. İlkokuldan sonra hafızlık eğitimi aldı, askerlikten sonra  İmam-Hatip Lisesini dışarıdan bitirdi. İzmir-Aliağa’da Müezzin-Kayyım  olarak göreve başladı. Menemen’de İmam-Hatiplik, Bozcaada’da Vaizlik  yaptı.</p>
<p>1981’de İzmir İslam  Enstitüsünü bitirerek Belçika’ya öğretmen olarak gitti. Beş yıl sonra  Türkiye’ye dönerek Isparta Keçiborlu,  İstanbul Ümraniye, Tekirdağ Çorlu ve İstanbul Beykoz İlçe  Müftülüklerinde bulundu. 1997 yılında Almanya Ştutgart Başkonsolosluğu  Din Hizmetleri Ataşesi oldu.</p>
<p>2001 yılında  Türkiye&#8217;ye dönerek İzmir Konak ve İstanbul Fatih İlçe Müftülüğü yaptı.  Mayıs 2007 tarihinden beri Mardin İl Müftülüğünde görev yapmaktadır.  Arapça ve İngilizce bilmektedir, iki çocuk babasıdır.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">9. Şehmus Sümer  &#8211;  Mardin Halk Eğitim Müdürü</span></strong></p>
<p><strong>Başarılı çalışmaları</strong></p>
<p>1956 yılında Mardin de  doğdu. ilkokul, ortaokul, lise ve Eğitim Enstitüsünü Mardin’de okudu,  Mardin Yeşilli Köyünde öğretmenlik, Merkez Noter Cevdet Altun İlköğretim  okulunda  Müdürlük görevlerinden sonra 2007 yılında Halk Eğitim Merkezi  Müdürlüğüne atandı. 3 yıllık bu görevinde, 8 adet proje ile Halk Eğitim  Merkezi en üretken durumuna geldi. Atölye sayılarını artırdı. Üretilen  ürünlerin tanıtımı ve piyasaya sürülmesini sağlayarak kurumun döner  sermayeye geçmesini sağladı. Böylece işsiz gençlerin iş bulmasına  yardımcı oldu. Telkari gümüş işleme, cam süsleme, bakırcılık,  çömlekçilik, ahşap oyma, halıcılık gibi dallarda üretim yapılmasını  sağladı. Mardin Kültürel Öğretmenler Müzik korosu ile Öğretmen Tiyatro  ekibinin kurulmasına, 6 -14 yaş piyano, gitar, bağlama, halk oyunları,  kort tenisi, yüzme, basketbol, plates ve çok sayıda spor kurslarının  düzenlenmesine katkıda bulundu. Aile eğitimi için gerekli çalışmaları  yaparak bu eğitimi verecek eğitmenlerin Ankara’da eğitilmelerini  sağladı. Sayın Sümer 3 çocuk babasıdır.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">10. Saliba Özmen  -  Mardin Metropoliti</span></strong></p>
<p><strong>Çok kültürlülüğe katkıları</strong></p>
<p>1964 yılında  Mardin-Nusaybin-Günyurdu köyünde doğdu<strong>. </strong></p>
<p>İlkokulu Midyat’ta bitirdi,  sonrasında din ve dil eğitimi için Deyrulzafaran Manastır Semineri’ne  devam etti. Midyat’taki Mor Şarbel Kilisesi’nde Süryanice öğretmenliği  yaptı.</p>
<p>1985 yılında rahip, 1990 yılında Mor Gabriel  Manastır Seminer Müdürü oldu. Orta okul ve lise eğitimini dışardan  tamamladı, arkasından İngiltere’ye gitti. Orada aldığı eğitimlerle  yüksek lisansa kadar öğrenimini sürdürdü.<br />
2003  yılında Süryani Mardin Metropoliti olarak atandı.</p>
<p>Mardin Süryani  metropolitlik görevini üstlendikten sonra, yurtiçi ve yurtdışında  geliştirdiği ilişkiler, katıldığı etkinlikler aracılığıyla Mardin’in  tanıtımına ve düşünsel kalkınmasına dolaylı yollardan katkı sunmaktadır.</p>
<p>Metropolit Saliba Özmen  başkanlığında Deyrulzafaran Manastırı, doğu ve batı kültürünün tarihsel  döngüsünün etkileşimi içinde başat rol oynayan <strong>Süryanileri, geçmişten  geriye kalanların son kalıntıları değil, düşünsel iyileşme bağlamında,  yarının barış, kardeşlik, işbirliği dünyasındaki çoğunluğun ilkleri  olarak görüyor.</strong> Bunun için insanlığı onurlandıran bir öğretiyle,  insanlar ve toplumsal katmanlar arasında sevgi mesajını yaymanın her  zamandan daha önemli olduğuna inanıyor.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">11. Doç. Dr. Zeynep Şimşek  &#8211;  HRÜ Tıp Fak. Halk Sağlığı  Ana Bilim Dalı Başkanı</span></strong></p>
<p><strong>Göçebe tarım işçilerine  dönük çalışmaları ve tüm gayretleri</strong></p>
<p>1969 yılında Karabük’te  doğdu. Hemşirelik eğitiminin ardından, Hacettepe Üniversitesi Sosyal  Hizmetler Yüksekokulunda Lisans, Nüfus Etüdleri Enstitüsünde Yüksek  Lisans ve Sağlık ve Sosyal Hizmetler alanında Doktora yaptı. 12 yıl  Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü&#8217;nde görev  yaptı. Harran Üniversitesi&#8217;nde Doçent oldu ve halen Tıp Fakültesi Halk  Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığını ve Sağlık Hizmetleri Meslek  Yüksekokulu Müdürlüğü görevini yürütmektedir. Öğretim üyeliği yanı sıra  Şanlıurfa&#8217;da risk gruplarına yönelik çok sayıda sağlık eğitimi ve hizmet  sunum sisteminin güçlendirilmesine yönelik programlar uygulamıştır.   Çocuk, genç, kadın ve geçici tarım işçileri ile ilgili çok sayıda  araştırma çalışmaları bulunmaktadır.  İngilizce biliyor, bir çocuk  annesidir.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">12. Yusuf Turanlı  &#8211;  Kâhta Belediye Başkanı</span></strong></p>
<p><strong>Başarılı çalışmaları</strong></p>
<p>1966 Yılında  Adıyaman-Kâhta’da doğdu. Lise mezunudur. Ak Parti Kâhta ilçe Başkanlığı  yaptı. 29 Mart 2009 seçimlerinde Kâhta Belediye Başkanı oldu.  4 çocuk babasıdır. 14 aylık Başkanlığı döneminde  Kahta’da alt ve üst yapı çalışmaları, taziye evi yapımı, sosyal  aktivitelere dönük düzenleme ve çalışmalar, park ve bahçelerin onarımı  ve yapılması, kaldırım ve asfalt çalışmaları, köylü garajı, araç parkı,  semt pazarı, yeni mezbahana gibi çalışmalar gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">13. Prof. Dr. Aziz Akgül  -  Türkiye İsrafı Önleme Vakfı  Başkanı</span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mikro-kredi uygulaması ile  tüm gayret ve çabaları</strong><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1956 yılında Diyarbakır’da  doğdu. Kara Harp Okulu İşletme Yönetimi Bölümü mezunudur.</p>
<p>Orta Doğu Teknik  Üniversitesinde Yüksek Lisans, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler  Fakültesinde Doktora yaptı. ABD’de araştırmalarda bulundu. 1996 yılında  Türk Silahlı Kuvvetlerinden Doç. Dr. Binbaşı olarak emekli oldu.  Akademik kariyerini daha sonra profesörlüğe yükseltti. Kara Harp Okulu,  Gülhane Askeri Tıp Akademisi,  ODTÜ, İstanbul,  Kırıkkale ve daha başka üniversitelerde dersler verdi.</p>
<p>1998 yılında, halen<strong> </strong>Mütevelli  Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütmekte olduğu <strong>Türkiye  İsrafı Önleme Vakfını kurdu</strong>. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı, Türkiye’de  israfın önlenmesi, Gıda Bankacılığı ve <strong><span style="text-decoration: underline;">Türkiye Grameen Mikrokredi  Programının</span></strong> uygulamasını yapmaktadır. Halen 47 ilde 61 şubede  32.000’den fazla yoksul kadının aileleri ile birlikte yaklaşık 150 bin  kişinin mikro-krediden yararlanmalarına ve onurlu bir şekilde  başkalarına avuç açmadan yoksulluk sınırının üzerine çıkarak kendi  kendilerine gelir getirici faaliyetlerde bulunmalarına öncülük etmiştir.</p>
<p>Sanayi ve Ticaret Bakanlığı  ve Başbakanlıkta çeşitli görevlerde bulundu. KOSGEB Başkanlığı yaptı.</p>
<p>2002 – 2007 yılları  arasında TBMM’de Diyarbakır Milletvekili olarak görev yaptı.</p>
<p>Yayınlanmış 16 kitabı ve  çok sayıda makalesi vardır.</p>
<p>Yabancı dili İngilizcedir,  iki çocuk babasıdır.</p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">14. Türkiye Petrolleri  Anonim Ortaklığı</span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p><strong>Derneğimize katkıları ve  tüm başarıları</strong></p>
<p><strong>1940’lı yıllarda Türkiye’de Petrolün bulunmasıyla Güneydoğu’da  farklı bir rüzgar esti. 1950’li yıllarda Türkiye Petrolleri A. O.nın  kurulmasıyla Güneydoğu’ya farklı bir kapı açıldı. Ve aradan geçen 50 yıl  sürecinde üç beş haneli bir köy iken bugün Batman Vilayetine dönüşen  bir yerleşim birimi doğdu. Batman’daki TPAO çevre il ve ilçelerin umudu,  iş kapısı, ekmek teknesi oldu. </strong></p>
<p><strong>Kurumun kapısına yakın köylerin bazen öğretmenleri, bazen  imamları, bazen muhtarları geldi; kimisi çimento dedi, kimisi demir, hiç  birisi bu kurumun kapısından boş çevrilmedi. Güneydoğu’ya sosyal,  ekonomik ve kültürel katkılarının yanı sıra çıkarttığı petrolle ülke  ekonomisine fayda sağladı. </strong></p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">15. İsmail Bahtiyar  -  Türkiye Pet. Jeo. Der. Bşk. </span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p><strong>Derneğimize katkıları ve  başarılı çalışmaları</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">16. Latif Doğan  &#8211;  Sanatçı</span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p><strong>Yardımsever kişiliği ve  başarıları</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>29 Nisan 1967 yılında  Adıyaman’ın Besni ilçesinde doğdu. Dört erkek, bir kız toplam beş  kardeşin en büyüğü. 9 yaşındayken babasını trafik kazasında kaybetti. Bu  üzücü olaydan sonra okulu bırakıp ailenin en büyük çocuğu olarak  çalışmaya başladı. Dokumacılık, taksicilik, pazarlamacılık, araba  tamirciliği gibi birçok iş yaptı. Müziğe başlaması 11 yaşımda Mustafa  Yasav’ ın (kör Mustafa) yanında bir düğünde darbukayla oldu. O günden bu  güne tam 25 yıldır müzikle iç içe yaşamaktadır.</p>
<p><strong>*****</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">17. BİPA  -  Midyat Tuğla</span></strong></p>
<p><strong>Midyat’a yaptığı  yatırımlarla ekonomiye katkıları</strong></p>
<p>*****</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">18. MVM Gıda Ltd. Şt.</span></strong></p>
<p><strong>Derneğimize katkıları</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/guneydogum-dernegi-2010-odulleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANTALYA SOKAK ÇOCUKLARI PANELİ SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ</title>
		<link>http://www.ekemer.com/antalya-sokak-cocuklari-paneli-sonuc-degerlendirmesi</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/antalya-sokak-cocuklari-paneli-sonuc-degerlendirmesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 14:37:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8638</guid>
		<description><![CDATA[Antalya’da Sokak Çocuklarına dönük panel çalışmasını aylar öncesinden, bu projenin uygulamaya konduğu Eylül 2009 tarihinden beri düşündük, planladık, ancak Mayıs 2010 ayının ilk yarısında gerçekleştirebildik. Uzun soluklu bir uğraş sonucunda ortaya koyduğumuz bu çalışmanın sonuç değerlendirmesini yazabilmem de, kişisel yoğunluğumdan dolayı gecikmeli olabildi. Sokak çocukları sorununu, Güneydoğu’nun değişik illerinde panellerle işlerken, Antalya Valiliği’nin hazırlattığı, Antalya’daki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Antalya’da  Sokak Çocuklarına</strong> dönük panel çalışmasını aylar  öncesinden, bu projenin uygulamaya konduğu Eylül 2009 tarihinden beri  düşündük, planladık, ancak Mayıs 2010 ayının ilk yarısında  gerçekleştirebildik. Uzun soluklu bir uğraş sonucunda ortaya koyduğumuz  bu çalışmanın sonuç değerlendirmesini yazabilmem de, kişisel  yoğunluğumdan dolayı gecikmeli olabildi.</p>
<p>Sokak  çocukları sorununu, Güneydoğu’nun değişik illerinde panellerle  işlerken, Antalya Valiliği’nin hazırlattığı, Antalya’daki sokakta  yaşayan çocukların dramını anlatan <strong>“Ben</strong> <strong>İnsanım”</strong> adlı kısa filmi salondaki konuklara izletiyorduk. Bu filmi bir gün  Antalya’da yapacağımız aynı mahiyetteki panelde Antalyalı öğrenci, veli,  vatandaşlara izleteceğimiz hiç aklımızdan geçmemişti. Gerçek yaşamdan  bir kesitti o film. Sokaktakilerin yaşamından bir parça idi. Ve diyordu  ki<strong>; “ben insanım”.</strong></p>
<p>“<strong>Ben insanım abi, biz insanız abi, bizi kurtarın abi”</strong> diye  yalvaran o çaresiz gençlerin feryatları insanın kanını donduruyor. Benim  önerim, o filmin, yetkililer tarafından daha çok izlenebilecek  arenalara taşınmasıdır.</p>
<p>Sokakta  çalışan veya sokakta yaşayan çocuklar sadece Türkiye’nin değil tüm  dünyanın sorunudur ve son derece can acıtan bir meseledir. Alınan  önlemlerle gittikçe azalması bekleneceğine, aksine kırsaldan kente göç,  terörden kaçış, işsizlik, büyük şehirlerin gettolarındaki kalabalıklaşma  bu sorunu daha da büyütmektedir. Bu sosyal yaranın asıl muhatabı devlet  olsa da vatandaş duyarlılığı sorunun çözümünü kolaylaştıracaktır.  Ailesine para götürmek zorunda olduğu için sokakta çalışmak zorunda  kalan her çocuğa, maddi durumu yerinde bir vatandaş el uzatsa sorun  kendiliğinden çare bulur. Kaldı ki devlet de bu konuda ne yapıyor,  vatandaş tarafından sorgulanmalıdır.</p>
<p>Bilgi  birikimli konuşmacılarımızdan birisi şöyle diyordu ikili konuşmamızda<strong>; “Diğer şehirlerdeki sokak çocukları kışın Antalya’ya gelir,  kışı burada geçirirler. Çünkü Antalya kışın daha sıcaktır onlar için”. </strong>Bu  sözlerden de anlaşıldığı gibi Antalya, Sokak Çocukları sorununun önde  geldiği illerimizden birisidir.</p>
<p><strong>11  Mayıs 2010</strong> tarihinde Antalya’da gerçekleştirmiş  olduğumuz Sokak Çocukları Panelimizin asıl konusu, <strong>Antalya  Emniyet Müdürlüğü</strong> tarafından hazırlanan ve uygulamaya konulan <strong>“Çiçekler Solmasın, Anneler Ağlamasın”</strong> adlı projenin  irdelenmesi ve kamuoyu ile paylaşılması üzerine idi. Son derece insanı  amaçlarla ve titizlikle yürütülmekte olan projeyi aylar önce de  irdelemiş ve yazmıştım. Projenin sonuna doğru bir panel yaparak daha da  bilgilenmek istedik. Projenin tarafları oldukça fazla idi. Valilik  destekli projeye Antalya Kepez Belediyesi, Kepez Kaymakamlığı, Antalya  Ticaret ve Sanayi Odası, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve diğer kurumlar  maddi ve manevi destek veriyorlar. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası  Konferans Salonunda gerçekleştirilen paneli organize eden taraf ise biz,  yani <strong>Güneydoğum Derneği</strong> idi.</p>
<p><strong>Emniyet  Müdürü Dr. Ali Yılmaz’ın</strong> Sokak Çocuklarına dönük proje ve  çalışmalarını daha öncelerden bilen ve takip eden Güneydoğum Derneği,  bu anlamda Ali Yılmaz’ın Antalya’daki çalışmalarını da irdeleyerek  kamuoyu ile paylaşmak istedi.</p>
<p>Bu  organizasyonda zorluk yaşasak da, bizi anladıkları zaman Kepez  Belediyesi’nin desteği son derece bonkördü. Daha önce hiç tanımadığımız,  tanışmadığımız, adımızı bile duymamış olan Ticaret ve Sanayi Odası  Başkanı Çetin Budak ise konuşmasında Güneydoğum Derneğini iyi tahlil  etmiş sözlerle anlatınca bizi yüreklendirmiş oldu.</p>
<p>Panelde  <strong>ATSO Başkanı</strong> <strong>Çetin Osman Budak</strong> ve <strong>Emniyet Müdürü Dr. Ali Yılmaz</strong> birer açış konuşması  yaptılar.</p>
<p><strong>22. Dönem Mardin  Milletvekili Nihat Eri</strong>, Türkiye’nin Sokak  Çocukları analizini yaptı. Güneydoğu’dan büyük şehirlere olan kontrolsüz  göçlerin, sokak çocukları sorununu büyüttüğünü vurguladı.</p>
<p><strong>22. Dönem Siirt Milletvekili ve TBMM Sokak Çocukları Komisyon Başkanı Öner  Ergenç, </strong>Dünyadaki Sokak Çocuklarıyla ilgili  bilgileri verdi. Bazı Latin Amerika ülkelerinde, bu sorunla baş  edebilmek için binlerce çocuğun, tıpkı hayvan itlaf eder gibi itlaf  edildiğini anlattı.</p>
<p><strong>Antalya Emniyet Müdürlüğü Çocuk  Şube Müdürü Ömür Saka</strong>, Çiçekler Solmasın  Anneler Ağlamasın Projesinin uygulama ve sonuçlarını anlattı. Panelin  ana teması, odak noktası olan bu projeden biraz daha detaylı bahsetmek  istiyorum.</p>
<p><strong>Sosyal Hizmetler  Uzmanı Hakan Albayrak</strong> ise, kurum olarak Antalya  genelindeki çalışmalarını anlattı, yaşadıkları zorluklara değindi.</p>
<p>Proje kapsamındaki yaklaşık 200  çocuk ve aileleri ile sivil toplum öncüleri, öğrenciler ve birçok  kesimden geniş katılımla gerçekleştirilen panelde önemli mesajlar  verildi.</p>
<p><strong>**** </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Projenin  adı: Çiçekler Solmasın Anneler Ağlamasın.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Panel  çalışmaları esnasında öğrendiğime göre, bu proje, AB tarafından örnek  proje seçilmiş.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Antalya’nın,  ağırlıklı olarak <strong>Doğu-Güneydoğu’dan</strong> aldığı göçlerle  oluşan yerleşim birimi <strong>Kepez İlçesinde</strong> uygulamaya konmuş  pilot bir proje.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Antalya  Emniyeti, önce pilot bölgeyi seçmiş, projeyi hazırlamış sonra da  birlikte çalışacağı kurumları belirlemiş. Bunlar; <strong>Kepez  Kaymakamlığı ve Belediyesi, Milli Eğitim İl Müdürlüğü, Sağlık İl  Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, İşkur İl Müdürlüğü, Gençlik ve  Spor İl Müdürlüğü, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı,  Sivil Toplu Kuruluşları </strong>(Türk Kızılayı, ATSO, AESOB). Bu kurumlarla,  hangi çerçevede nasıl bir işbirliği yapılacağının protokollerini  imzalamış sonra da.</p>
<p>Projeye  göre, 18 yaşın altında sokakta çalışan ve sokakta yaşayan çocuklar  eğitime ve sosyal yaşama yönlendirilecek, böylece ailelerine ve topluma  kazandırılacaklar. Sokakta yaşayan tespitli çocuk olmamakla beraber  sokakta çalışan çocuk sayısı Antalya geneli 192 olmak üzere, bunların  113’ü Kepez ilçesindedir.</p>
<p>Bu  çocukların sokaktan alınarak okula gönderilmeleri sonucunda ailelerinin  maddi anlamda mağdur olmamaları için gerekli destek verilmiştir.  Çocuklar eğitimlerine devam ederken, spor aktiviteleri, sinema-tiyatro  gibi kültürel etkinliklerle sosyal faaliyetlere yönlendirilmişlerdir.  Ailelerine, çeşitli seminerlerle sokaktaki tehlikeler anlatılmıştır.  Gerektiğinde çocuklara koruyucu aile veya koruyucu kurum bulunacağı  belirtilmiştir.</p>
<p><strong>Projenin  maliyeti bir yıl için yaklaşık 88 bin liradır.</strong></p>
<p>Antalya  Emniyet Müdürü Ali Yılmaz, bu çalışmaları ilk olarak İzmir’de görev  yapıyorken başlatmış, Gaziantep Emniyet Müdürü iken yaptığı ve  uyguladığı sokak çocukları projeleriyle başarılı olmuş; aynı  projelerini, sokak çocukları yönünden önemli şehir Antalya’da da  uygulamaya koymuştur. Kendisine teşekkür eder çalışmalarının devamını  dileriz.</p>
<p>Panelimiz  için destek veren Antalya Valiliği başta olmak üzere, Antalya Emniyet  Müdürlüğü, Kepez Belediyesi, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı,  Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü, tüm katılımcılar,  orada bulunan tüm Antalya Bürokratları, Siyasetçileri, Medyası ve bu işi  başından beri bire bir çalıştığımız Antalya Emniyet Müdürlüğü Çocuk  Şubesi’ne teşekkürlerimizi iletiyorum. Ve diyorum ki; bu örnek çalışma,  toplumsal bir sorunda kurumların nasıl bir araya  geldiğinin en iyi örneği olması vesilesiyle, gerekli olan her yerde  uygulanmalı.</p>
<p>20.05.2010</p>
<p>Duygu  Sucuka</p>
<p>Güneydoğum  Derneği Başkanı</p>
<p><a href="mailto:dsucuka@hotmail.com">dsucuka@hotmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/antalya-sokak-cocuklari-paneli-sonuc-degerlendirmesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİİRT’TE TACİZ-TECAVÜZLER, URFA’DA TÖRE CİNAYETİ</title>
		<link>http://www.ekemer.com/siirt%e2%80%99te-taciz-tecavuzler-urfa%e2%80%99da-tore-cinayeti</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/siirt%e2%80%99te-taciz-tecavuzler-urfa%e2%80%99da-tore-cinayeti#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 19:04:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8374</guid>
		<description><![CDATA[Bu olayların her ikisine ayrı açılardan bakmak gerekir. Ancak her iki olay da toplumun tedavi edilmesi gerekli kanayan yarasıdır. Siirt bir süredir olumsuz olaylarla kamuoyu gündeminde olmaya devam ediyor.  2009 yaz aylarıydı, erkek arkadaşını ziyarete giden genç kıza ailesi tarafından yapılanlar ulusal medyada epeyce yer almıştı. Genç kızı pencereden ailesinin attığı iddia edilmiş, sedyede taşınırken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong>Bu olayların her ikisine ayrı açılardan bakmak gerekir. Ancak her iki olay da toplumun tedavi edilmesi gerekli kanayan yarasıdır.</p>
<p>Siirt bir süredir olumsuz olaylarla kamuoyu gündeminde olmaya devam ediyor.  2009 yaz aylarıydı, erkek arkadaşını ziyarete giden genç kıza ailesi tarafından yapılanlar ulusal medyada epeyce yer almıştı. Genç kızı pencereden ailesinin attığı iddia edilmiş, sedyede taşınırken amcası tarafından bıçaklandığı haberleri her yerde boy boy çıkmıştı. Sonra da genç kız ailesine teslim edilmişti. O genç kız şimdilerde ne hallerdedir, merak etmemek elde değil.</p>
<p>O zaman Siirtli Milletvekilleri, bu konunun medya tarafından abartılmaması demeçleri vermişlerdi. Abartmayalım peki ama toplumsal boyutunu da unutmayalım. Ne gibi düzeltici önlemler aldınız sonrasında, aileleri hangi seminerlere tabi tuttunuz?</p>
<p>Geçtiğimiz hafta yeni bir haber dalgası yayıldı. Siirt’te ilköğretim öğrencisi 7-8 kıza iki yıldır sürekli tecavüz edildiği yazıldı, konuşuldu. Olay ulusal medyada yer alınca tüm Siirt erkekleri hedef haline geldi ve çeşitli protestolar yükseldi.</p>
<p>Bu olayın üzerinden çok geçmeden, yani iki-üç gün sonra Siirt’ten bir haber daha yükseldi. İlköğretim öğrencisi birkaç çocuk, iki ve üç yaşlarındaki iki küçük çocuğa tacizde bulunmuş, birini öldürmüş diğerini de komalık hale getirmişler.</p>
<p>Ve bu defa Bakanlar hatta Başbakan devreye girerek bu konuların neden bu kadar abartıldığını sorgularcasına medyayı suçladılar.</p>
<p>Siirt’ten gelen bu taciz ve tecavüz haberleri konuşulurken Urfa’da bir başka toplumsal vaka olayı yaşanmıştı. Urfalı genç bir kız, Urfa’da askerlik görevini yapmakta olan Ağrılı bir gence aşık oluyor ve askerlik bitince onunla kaçıyor. Genç kızın abisi, birkaç ay sonra, gidip evinde misafir olduğu kız kardeşini bıçaklayarak öldürüyor. Bunun adı namus temizleme oluyor. Namus bu şekilde temizleniyorsa Siirt’teki çocukların namusu kimden sorulacak? Töre adı altında bir dolu saçmalık yapılmasına göz yumulurken Devleti temsil edenler çirkin tacizleri, sadece olayları abartmayın diyerek ört bas etme yoluna gidiyorlar.</p>
<p>Siirt’teki tecavüz konusuna dönecek olursak, toplum vicdanında Siirt’in topyekûn sorgulanması, tüm Siirtlilerin suçlu ilan edilmesi doğru değildir. Sorgulanması gereken asıl mesele, bir tarafta, ailenin rızası dışında bir evlilik tercihi yapan kızlara namus cezası verilirken, diğer tarafta küçücük çocukların cinsel istismarıdır. Her ikisini farklı değerlendirmek gerekse de sonuçta bir tarafta feodal düzenin kapalılığı,  diğer tarafta cehaletin uzantısı, kız çocukları cinsel obje olarak görmenin ötesinde bir yorum yapmak mümkün mü? Her iki olay farklıdır ancak sosyal yaramızdır, cehalet kökenlidir. Töre cinayeti Urfa’da da vardır, Siirt’te de. Çocuk istismarı ise Türkiye’nin, hatta dünyanın her yerinde vardır. Önemli olan açığa çıktığında gizlemek yerine neler yapıldığının ve yapılacağının anlatılmasıdır.</p>
<p>Urfa’daki namus cinayeti, Doğu-Güneydoğu kültürünün en önemli detaylarından birisidir. Yanlıştır. Ama o vatandaş bunu yanlış olarak değil doğru olarak kabul eder. Bunun yanlış olduğunu anlatacak ve önüne geçme yollarını arayacak olan devlettir.</p>
<p>Siirt’teki olaylara gelince, yukarıda da dediğim gibi, tüm Siirt halkını suçlamak yerine olaya sosyal boyutta bakmak ve bu yönde iyileştirici çözümler düşünmek daha anlamlı olurdu. Siirt’te bu olaylar duyulduktan sonra Siirt medyasına yansıyan en önemli duruş, Siirt’te ulusal medyanın protesto edilmesi idi. Bir iki cılız kınama sesi ise duyulmadı bile. Oysa oradan yükselecek güçlü bir kamuoyu tepkisi, taciz ve tecavüzleri protesto eden sesler, bir anda Siirt’in hedef alınmasının önüne geçebilirdi. Bir taraftan yerel yönetimler, bir taraftan büyük yetkililer, olayın sosyal boyutunu irdelemekten öte, aman bu haberler medyada yer almasın çabasını sergiliyorlar. Dolayısıyla haklı tepkileri bile görmek mümkün olamıyor.</p>
<p>Bu olaylar sadece Siirt’e özgü değildir. Türkiye’nin her yerinde zaman zaman karşımıza çıkabilen sapıklıklardır. İki-üç yıl önceydi, Batman’da, çocuk yuvasında hamile olan bir çocuğun haberi dalga dalga sarmıştı her yeri. Daha da öncelere gidersek İstanbul’da, çocuk yuvasındaki kız çocuklarının gecelerde yuvada kalmadıkları, bu kızların pazarlandıkları haberleri ile çalkalanmıştı tüm Türkiye. O zaman da görülen oydu ki bu olaylar öncelikle ört bas edilmeye çalışılmıştı. Bir yaşındaki küçük kız çocuğuna tecavüzle suçlanan 50 yaşındaki sapık üvey baba ve devamında pazarlamak üzere çocuk doğurtan, bu çocukları büyüterek pazarlayan bir şebeke ele geçirilmişti. 14 yaşındaki küçük kızla ilişki yaşayan 75 yaşındaki bir Hüseyin Üzmez vakası vardı ki, tüm toplum üzülmüştü, öfkeler kabarmıştı. Bunlar da Türkiye’nin başka köşelerindeydi ve Siirt’teki çirkin olaylar kadar içimizi acıtmış, yüreğimizi sızlatmıştı.</p>
<p>Siirt’teki o çirkin olayları kınayalım ama kınama sadece bir deşarj oma şeklidir, öfkeyi atma biçimidir, çözüm değildir. Bu tür vakaların olup bittiğinde konuşulup unutulmaması için toplumsal eğitim gerekir, sapıklara rehabilitasyon gerekir. Suçlular cezasını çekmelidir ama cezalarını çekerken de bulundukları ortamlarda sapıklıklarına meydan bulmamaları gerekir. Ceza çekerken tedavi edilmeleri gerekir.</p>
<p>Çocuk yaş evlilikleri, sokak çocukları ve çocukların cinsel istismarı. Birbiriyle yakın olan kavramlardır. Sonuçta çocuğa verilen önemi gösterir. Hepsi de büyüklerin eylemleridir. Öyleyse öncelikle o büyüklerin ele alınması gerekir.</p>
<p>27.04.2010</p>
<p>dsucuka@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/siirt%e2%80%99te-taciz-tecavuzler-urfa%e2%80%99da-tore-cinayeti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LİSELER NEDEN DÖRT YIL</title>
		<link>http://www.ekemer.com/liseler-neden-dort-yil</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/liseler-neden-dort-yil#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Apr 2010 07:37:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8327</guid>
		<description><![CDATA[Temel eğitim sekiz yıla çıktı, bu gerekliydi ve iyi de oldu. Bilhassa Doğu-Güneydoğu’da yaygın olan çocuk yaş evliliklerini irdelerken görmüştük ki, ilköğretimin sekiz yıla çıkması bu anlamda iyi bir adımdı. Devamında ortaöğretimin zorunlu hale gelmesi çocuk yaş evliliklerini önleyecekti ama bu zorunluluk henüz Türkiye’de yok. Lise bitirmek zorunlu hale gelsin diye düşünülürken üç yıl olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Temel eğitim sekiz yıla çıktı, bu gerekliydi ve iyi de oldu. Bilhassa Doğu-Güneydoğu’da yaygın olan çocuk yaş evliliklerini irdelerken görmüştük ki, ilköğretimin sekiz yıla çıkması bu anlamda iyi bir adımdı. Devamında ortaöğretimin zorunlu hale gelmesi çocuk yaş evliliklerini önleyecekti ama bu zorunluluk henüz Türkiye’de yok.</p>
<p>Lise bitirmek zorunlu hale gelsin diye düşünülürken üç yıl olan lise eğitimi dört yıla çıkarıldı. Dört yıllık lise mezunları, 2010 Haziranında ikinci kez verilecek. İki sene öncesine kadar normal liseler üç yıl, Fen ve Anadolu Liseleri dört yıl idi. Dört olmasının nedeni, sınavla öğrenci alan bu liselerde İngilizce Hazırlık sınıfının okutulmasıydı. Tüm liseler dört yıl olunca Anadolu Liselerindeki hazırlık sınıfları kaldırıldı, İngilizce eğitimi birinci sınıf ağırlıklı olarak diğer sınıflarda okutulmak üzere müfredata yayıldı. Planı programı çok da detaylı düşünülmeden geçilen bu sistem bir anda Anadolu Liselerinin öğrencilerini zorladı.</p>
<p>Hazırlık uygulamasından vazgeçmeyen bazı özel okullar ve kolejlerde lise süreci beş yıl oldu. Oku, oku bitmez. Sanki tıp eğitimi yapıyor çocuklar. Bitinceye kadar bıkkınlık yaratan bir lise süreci.</p>
<p>Liselerdeki dört veya beş yıllık sürecin uzunluğunu bir kenara bırakalım, son sınıfta, yani normal şartlardaki dördüncü sınıfta ne kadar eğitim aldıklarına bakalım. Üç yıllık eğitim müfredatını dört yıla yayarsanız bir yerlerde boşluk olacaktır. Nihayetinde o boşluk son sınıfta ortaya çıkıyor. Bunu en iyi görenlerden birisi Milli Eğitim kadroları olmalı. Dört yıllık liselerde dördüncü sınıf sanki üniversiteye hazırlık için konmuş gibi bir manzara var ortada.</p>
<p>Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim Bakanlığı zamanında getirilen bu sistemle ilgili, hatırladığım kadarıyla bir yerlerde şöyle bir şey okumuştum;</p>
<p>“Başarılı öğrenciler liseyi üç yılda bitirebilecekler. Son sınıfta, yani lise dördüncü sınıfta da üniversite için rahatça hazırlık yapabilecekler.”</p>
<p>Bugünkü uygulamaya bakınca, sadece,  başarılı olup dört yıllık süreci üç yılda bitirenler değil, lise dördüncü sınıftaki öğrenciler tümden bu son yılı üniversite hazırlık için geçiriyorlar. Hem çocuklara yazık, hem öğretmenlere, hem okul idarelerine, hem de ailelere. Madem dördüncü sınıfta verecek fazla bir şey yoktu liseler neden dört yıl oldu? Gerekli miydi, değil miydi? Çağdaş eğitimde model bu mudur? Avrupa’da sistem böyle midir? Yoksa örnek aldığımız Avrupa’da temel eğitimin (8+4) 12 yıl olması farklı bir anlayış mı taşıyor?</p>
<p>Hangi tarafına baksak eleştirecek, aksak, eksik bir şeyler gördüğümüz eğitim sistemimizde getirilen her yeni uygulama, planlaması son derece titizlikle yapıldıktan sonra hayata geçirilse daha az eleştiriye maruz kalacaktır. Ayrıca öğrenci, veli ve eğitimcileri daha az yoracaktır.</p>
<p>20.04.2010</p>
<p>dsucuka@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/liseler-neden-dort-yil/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İZDER ÖDÜL TÖRENİ VE KADINLAR</title>
		<link>http://www.ekemer.com/izder-odul-toreni-ve-kadinlar</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/izder-odul-toreni-ve-kadinlar#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 17:40:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8014</guid>
		<description><![CDATA[İZDER; Seçilmişleri ve Atanmışları İzleme Derneği. Merkezi Mersin’de olan ve 2000 yılından beri faaliyet gösteren Dernek, bugüne kadar Türkiye gündeminde olumlu iz bırakan, işinde başarılı olan siyasetçi, bürokrat, işadamı, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü, medya mensubu birçok kişi ve kurumu ödüllendirdi. İZDER, 9. Ödül Törenini geçtiğimiz hafta (19 Mart 2010) gerçekleştirdi. Gerek Ulusal Basın’ın gerekse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İZDER; Seçilmişleri ve Atanmışları İzleme Derneği.</p>
<p>Merkezi Mersin’de olan ve 2000 yılından beri faaliyet gösteren Dernek, bugüne kadar Türkiye gündeminde olumlu iz bırakan, işinde başarılı olan siyasetçi, bürokrat, işadamı, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü, medya mensubu birçok kişi ve kurumu ödüllendirdi.</p>
<p>İZDER, 9. Ödül Törenini geçtiğimiz hafta (19 Mart 2010) gerçekleştirdi. Gerek Ulusal Basın’ın gerekse ödül alan çevrelerin ilgiyle izlediği tören, samimi ve ahenkli bir atmosfer taşıyordu. Bu törende Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Adıyaman Rektörü Prof. Dr. Mustafa Gündüz, .Danıştay Başkanı Mustafa Birden, SP Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Şanlıurfa Belediye Başkanı Fakıbaba ve daha birçok önemli isim ödüllendirildi. Danıştay Başkanı ile Saadet Partisi Başkanını bir araya getiren, yan yana oturtan İZDER, listesindeki kadınlara ödül vermeyi başaramadı.</p>
<p>Bu ödül törenlerinde ilk başlarda dikkatimi çeken bir durum olmuştu. Ödül alanlar genellikle erkeklerdi. Bazen listelerinde bir tane bile kadın yoktu. Bu ülkede, siyasetçi ya da bürokrat ya da iş ve sivil toplum çevrelerinden ödüle layık hiç mi kadın yoktu, bulunamazdı? Bunu sorgulamaya başladığımdan sonraki listelerde sembolik de olsa kadın aday olmaya başladı.</p>
<p>Sorgularken haksızlık etmek de istemiyorum.</p>
<p>İZDER’in ödüller sürecinde, siyasette kaç tane kadın bilinir, toplum tarafından takdir edilir olabildi ki?</p>
<p>Bürokraside, hangi kurumda göze çarpan bir kadın yönetici oldu ki? Kadınlar yönetici olamaz sloganı taşıyan bir ülkedeyiz sanki.</p>
<p>Özel sektör, sivil toplum, medya, hangi kadını ön plana çıkardı ki?</p>
<p>Belki vardı tüm bu alanlarda ama cılız kaldı, ödül verenler de onları fark edemedi.</p>
<p>İZDER, 9. Ödül Töreni için listesinde kadınları önemsemişti bu defa.</p>
<p>İki kadın Bakan, Milli Eğitim ve Kadın Aile Bakanını göz ardı etmedi. Her ikisi de ödül almak istemediklerini daha baştan belirttiler. Bu ödül Sayın Bakanların gelecekte kariyerlerine bir şey katmayabilirdi, buna ihtiyaçları yoktu belki ama kadınlar adına önem taşıyacaktı. Her iki Bakan da AKP’nin öne çıkardığı bayanlardır, bu ödülü kendi adlarına olmasa da bayan olmak adına almalıydılar.</p>
<p>Listede yer alan TBMM Başkan Vekili Güldal Mumcu, Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, özenle seçilmiş kadın siyasetçilerdi. Ödül almaya gelmedikleri gibi vekâleten bir kişi bile göndermediler. Üstelik de bir açıklama bile yapmadan.</p>
<p>Her ikisi de CHP mensubudur. Konuya CHP olarak bakacak olursak, CHP halkın neresinde diye sormaktan başka bir yorum göremiyorum. Biz de yaptığımız dernek faaliyetlerimizde, Güneydoğu’da yaptığımız panel-sempozyum gibi çalışmalarda, CHP başta olmak üzere parti başkanlarına davetiyemizi göndeririz. Tüm partilerden kutlama mesajı gelir, CHP’den tık çıkmaz. Sivil toplumu önemsemeyen bir irade siyasette kıt kalmaya mahkûmdur.</p>
<p>Ödül listesindeki iki bayanın neden böyle davrandığı konusunda hiç kimsenin bir fikri yok ama onlar hoş olmayanı ve şık durmayanı yaptılar. Sayın Özlem Çerçioğlu Türkiye gündeminde önemli bir isim olmuştu. Acaba bu ödülü alacağından haberi mi yoktu?</p>
<p>Sayın Güldal Mumcu, ödül listesine girmeyi hak etmiş olabilir ama bu ödüle karşı duruşunu keşke bulunduğu makama göre gösterseydi. Bu kadar önemsememek ve dikkate almamak, önemsemediğiniz ve dikkate almadığınız kesim kim ya da kimler olursa olsun sadece kaybettirir, kazandırmaz.</p>
<p>Kadınları neden gözlemlemiyorsunuz, neden ödül listelerinizde onlara da yer vermiyorsunuz diye eleştirdiğim İZDER eleştirilerime kulak verdi. Sanırım kulak verme sırası kendilerini önemseyenleri önemsemeyen kadınlardadır.</p>
<p>23.03.2010</p>
<p>dsucuka@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/izder-odul-toreni-ve-kadinlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SINIR MAYINLARINI SİVİL İNİSİYATİF MASAYA YATIRIYOR</title>
		<link>http://www.ekemer.com/sinir-mayinlarini-sivil-inisiyatif-masaya-yatiriyor</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/sinir-mayinlarini-sivil-inisiyatif-masaya-yatiriyor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 15:05:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7865</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Petrol Jeologları Derneği ile Güneydoğum Derneği’nin birlikte organize ettiği “Güneydoğu Sınır Mayınları” konulu panel 25 Mart 2010 günü Ankara’da yapılacaktır. İlk defa sivil inisiyatif tarafından, kapsamlı bir biçimde konuşulacak olan mayın konusu Türkiye’nin önemli gündem maddelerinden birisidir. Devlet kademelerinde, siyasi cephelerde  hararetli tartışmalara, kamuoyunun ise çokca merakına neden olan sınır mayınlarının temizliği zaman zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye  Petrol Jeologları Derneği ile Güneydoğum Derneği’nin birlikte organize ettiği <strong>“Güneydoğu Sınır Mayınları”</strong> konulu  panel <strong>25 Mart 2010</strong> günü Ankara’da  yapılacaktır.</p>
<p>İlk  defa sivil inisiyatif tarafından, kapsamlı bir biçimde konuşulacak olan mayın  konusu Türkiye’nin önemli gündem maddelerinden birisidir. Devlet kademelerinde,  siyasi cephelerde  hararetli  tartışmalara, kamuoyunun ise çokca merakına neden olan sınır mayınlarının  temizliği zaman zaman gündeme geliyor, zaman zaman ise beklemeye  geçiyor.</p>
<p>Çokça   tartışılan, çıkarılan Kanun <strong>Danıştay</strong> tarafından bozulan mayın  temizliği ilk defa sivil ortamda, siyaset anlayışından uzak biçimde, bilimsel  çerçevede incelenecek, irdelenecek, konuşulucaktır. Tüm üyeleri eğitimli  çevrelerden olan ve bir <strong>fikir kulübü</strong> gibi çalışan <strong>Güneydoğum Derneği</strong> ile  Türkiye’nin jeolojik yapısı, yeraltı ve yerüstü katmanlarının bilimsel  değerlendirilmesinde söz sahibi olan <strong>Türkiye Petrol Jeologları Derneği</strong> bir  araya gelerek çok önemli bir çalışmaya imza koydular.</p>
<p>Güneydoğu’da çok önemli  çalışmalar yapan Güneydoğum Derneğinin girişimleriyle, <strong>Güneydoğu’daki dört üniversite</strong> panel  programına dahil oldu. Türkiye Petrol Jeologları Derneği ise çalışmaya önemli  oranda destek sağlayarak, kamuoyunda çokça merak konusu olan <strong>Güneydoğu Sınırındaki petrol  potansiye</strong><strong>lini</strong> bilimsel ortamda tartışmaya  taşıdı. Panelin en çok merak ve ilgi duyulan noktası tartışmasız bu konu  olacaktır.</p>
<p>Türkiye,  2003 yılında imzaladığı <strong>Ottowa  Sözleşmesi</strong> ile kara mayınlarını temizleyecek, AB uyum yasaları doğrultusunda  ise sınırlarını yeniden yapılandıracaktır. Bu işler için tanınan süre ise 2014  yılına kadardır. Ancak sürecin üçte ikisi (2/3) bitmiş olmakla birlikte, ortada,  tartışmalardan ve tamamlanamayan mayın kanunundan başka bir şey  yoktur.</p>
<p><strong>Sınırlar,  temizleme karşılığında 49 yıllığına kiraya mı veriliyor? Temizleyecek olan  ülke İsrail midir? Temizleme işini neden  Türkiye ya da askerler yapmıyor?</strong> gibi soru ve endişeler kamuoyu rahatsızlığını artırmış ancak halka doğru ve  yeterli bilgilendirme yapılmamıştır. <strong>Mayından temizlenecek araziler nasıl  kullanılacak, nasıl tarım yapılacak, sınır boyunca zengin petrol yataklarımız  var mı, buralardaki zengin tarihi eserler nasıl korunacak? </strong>türünden merak  konusu olan detaylar cevabını bulamadan hep konuşulagelmiştir.</p>
<p>Bu  panelde halkın merakını cezbeden konular, siyasi ortamlarda kavgaya  dönüştürülmenin ötesinde, bilimsel ortamda tartışmaya açılarak soruların  cevapları aranacaktır. <strong>Genelkurmay  Başkanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı</strong> dahil birçok kurum-kuruluş-üniversite  bu panelde bilgi paylaşımı için davet edilmiş, ancak <strong>Dicle, Harran, Adıyaman, Gaziantep  Üniversiteleri, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ile Mayınsız Bir Türkiye  Girişimi Koordinatörlüğü ve konuyu yakından bilen siyasetçi Nihat Eri </strong>bu  daveti kabul etmiştir.</p>
<p>Gaziantep Üniversitesi arkeolojik boyutta, Dicle ve  Harran Üniversiteleri tarım boyutunda, TPAO sınır petrolleri konusunda bilimsel  ve gerçek verilerini kamuoyuna aktaracaklardır. Türkiye’de mayın konusunu en iyi  bilen kişilerden birisi olarak kabul edilen Muteber Öğreten sivil toplum adına  konuşacak, mayın konusunu yakından takip eden parlamenterlerden 22. Dönem Mardin  Milletvekili Nihat Eri ise ilgili kanunun süreçlerini, sınırların yeniden  yapılandırılmasını ve sınır güvenliğini anlatacaktır.</p>
<p>Eski  ve yeni Cumhurbaşkanlarından Başbakanlara, ilgili Bakanlardan Bölge  Milletvekillerine, önde gelen Parti Liderlerinden Tarım, Ziraat, Çevre,  Yerbilimci gibi meslek gruplarına, Bölge Valilerinden sınır boyu ilçe  Kaymakamlarına, köşe yazarlarından petrol sektöründeki tüm firmalara  kadar birçok kişinin davet edildiği ve tüm  Ulusal Basının davet edileceği Sınır Mayınları konulu panel, izleyeci olmak  isteyen herkese açıktır.</p>
<p>Siyasi  tartışmaların ve polemiklerin yaşanmasından uzak tutulması hedeflenen Panel  programı şu şekildedir:</p>
<p><strong>PANEL  PROGRAMI</strong></p>
<p>14.00     <strong>Açış Konuşmaları</strong></p>
<p><strong>Duygu  SUCUKA</strong></p>
<p><em>Güneydoğum  Derneği Başkanı</em></p>
<p><strong>İsmail  BAHTİYAR</strong></p>
<p><em>Türkiye  Petrol Jeologları Derneği Başkanı</em></p>
<p>14.15       <strong>Oturum:  Güneydoğu Sınır Mayınları </strong></p>
<p><strong>Oturum  Başkanı:</strong> <strong>Prof. Dr. Mustafa  GÜNDÜZ</strong></p>
<p><em>Adıyaman Üniversitesi  Rektörü</em></p>
<p><strong>Nihat ERİ – 22. Dönem Mardin  Milletvekili</strong></p>
<p><em>Mayın temizleme süreci ve ilgili  kanun</em> <em> </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Muteber ÖĞRETEN- Mayınsız Bir Türkiye  Girişimi Koordinatörü </strong></p>
<p><em>Ottowa Sözleşmesi, Türkiye’de mayın  sorunu</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Yurdal ÖZTAŞ–TPAO </strong><strong>Yön.  Kurulu Üyesı, Genel Müdü</strong><strong>r  Yardımcısı</strong></p>
<p><em>Mayından arındırılmış alanların petrol  potansiyeli</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr. Rifat ERGEÇ- Gaziantep Ü.  Arkeoloji Bölümü </strong></p>
<p><em>Kara mayınları ve Arkeolojik  alanlar</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza  ÖZTÜRKMEN–Harran Ü. Ziraat Fakültesi</strong></p>
<p><strong> </strong><em>Mayınlı  alanların tarımsal kullanılabilirliği, Ceylanpınar  potansiyeli</em></p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr. Muzaffer DENLİ  &#8211; Dicle Ü. Ziraat Fakültesi </strong></p>
<p><em>Mayından arındırılmış alanlarda organik  tarım</em> <em></em></p>
<p>16.00      <strong>Değerlendirme ve  Kapanış</strong></p>
<p>16.30      <strong>Kokteyl</strong></p>
<p>Tarih   : 25 Mart 2010</p>
<p>Yer      : Milli Kütüphane  Konferans Salonu  – Bahçelievler/ANKARA</p>
<p>Bilgi  için</p>
<p><a href="http://www.tpjd.org.tr/">www.tpjd.org.tr</a></p>
<p><a href="http://www.guneydogum.org.tr/">www.guneydogum.org.tr</a></p>
<p>İletişim  için</p>
<p><a href="mailto:dsucuka@hotmail.com">dsucuka@hotmail.com</a></p>
<p><a href="mailto:bahtiyar@tpao.gov.tr">bahtiyar@tpao.gov.tr</a></p>
<p>0505  605 17 43</p>
<p>0312  419 86 42</p>
<p>****</p>
<p><strong>Tüm  kamuoyuna saygıyla duyurulur.</strong></p>
<p>11.03.2010</p>
<p>dsucuka@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/sinir-mayinlarini-sivil-inisiyatif-masaya-yatiriyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ADIYAMAN DA ÖZÜRLÜLERİ KUCAKLADIK</title>
		<link>http://www.ekemer.com/adiyaman-da-ozurluleri-kucakladik</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/adiyaman-da-ozurluleri-kucakladik#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 02:08:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7714</guid>
		<description><![CDATA[Adıyaman ‘Toplumsal Yaşam ve Engelliler’ paneli değerlendirmesi 2009 yaz aylarında, Güneydoğum Derneği, Adıyaman Üniversitesi Rektörlüğüne bir öneri götürerek Adıyaman’daki fiziksel engelli vatandaşların rehabilitesi ile ilgili ortak bir çalışma yapmak istediğini belirtti. Bu çalışmanın gündeme gelmesi ve önerilmesinden sonra uygulamaya konulması yaklaşık 4 ay önce idi. Yapılan programa göre, Üniversite’deki konser, konferans, sergi, kutlama, açılış gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adıyaman ‘Toplumsal Yaşam ve Engelliler’ paneli değerlendirmesi</p>
<p>2009 yaz aylarında, Güneydoğum Derneği, Adıyaman Üniversitesi Rektörlüğüne bir öneri götürerek Adıyaman’daki fiziksel engelli vatandaşların rehabilitesi ile ilgili ortak bir çalışma yapmak istediğini belirtti. Bu çalışmanın gündeme gelmesi ve önerilmesinden sonra uygulamaya konulması yaklaşık 4 ay önce idi.</p>
<p>Yapılan programa göre, Üniversite’deki konser, konferans, sergi, kutlama, açılış gibi etkinliklere engelli vatandaşlar getirilip götürüldüler. Güneydoğum Derneği üyeleri onların taşınmasında yardımcı oldu, Üniversite de araç sağladı. Bu proje yaklaşık dört ay sürdü. Çalışmanın sonunda da bir değerlendirme toplantısı yapılması kararlaştırılmıştı.<a href="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC02302-Small.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-7716" title="DSC02302 (Small)" src="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC02302-Small-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a></p>
<p>Bugünkü ortamda bu tür toplantılar, panel ve sempozyumlar birçok kurum, sivil toplum kuruluşları tarafından projelendirilerek finansman sağlayan kurumlara sunuluyor. Proje kabul edilirse etkinlik yapılıyor. Tabi ki o durumda maddi giderler kahramanca karşılanıyor. Ama bizim çalışmalarımız tamamen kendi imkânlarımızla ve olabildiğince mütevazı şartlarda gerçekleşiyor. Çünkü biz getirim peşinde değiliz. Çünkü biz samimi olarak sorunların konuşulmasını ve muhatapları tarafından çözülmesini istiyoruz. Çünkü biz Güneydoğu’nun siyasete alet edilmesini değil, sorunların temelden ele alınmasını öneriyoruz. Ve gerçek açılımın bu olduğunu düşünüyoruz. Güneydoğu illerinde bugüne kadar 30’u aşkın panel-sempozyum yaptık, hiç birisini finans kaynağı arayacak biçimde projelendirmedik.</p>
<p>25 Şubat 2010 Urfa Sempozyumunun ertesi günü Adıyaman’daydık. ‘Toplumsal Yaşam ve Engelliler’ panelini organize edildiği biçimde gerçekleştirdik.</p>
<p>Adıyaman Üniversitesi ile Güneydoğum Derneği tarafından ortak yürütülen engelli projemizin son aşamasındaki bu panel için, Üniversite oldukça başarılı bir performansla, son derece ilgi gören bir çalışma ortaya koymuş, bu çalışmaya ev sahipliği yapmıştır. Rektör Mustafa Gündüz, Sosyolog olması ve insanları çok iyi tahlil etmesinin avantajlarını kendi açısından başarıya çevirebilmiş ender insanlardan birisidir. Daha önceki yazılarımda da anlatmaya, başarılarını kamuoyu ile paylaşmaya çalıştığım saygıdeğer bir insandır.<a href="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC02311-Small.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-7717" title="DSC02311 (Small)" src="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC02311-Small-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a></p>
<p>350 kişilik salon dolu, üstelik birçok kişi ayakta ve çok sayıda kişi de yer bulamadığı için geri dönmüş. Sanki bir şölen havası var ortada. Konu engelliler olduğu için ön sıralarda ve ön boşlukta tekerlekli sandalyelerinde oturan çok sayıda engelli var. Birçoğu da koltuk değnekli ya da birilerinin yardımıyla yürüyor. Onlarda gördüğüm en önemli yansıma kendileriyle barışık oldukları görüntüsü idi. Konuşmalar esnasında Adıyaman’da kesin olmayan rakamlara göre 30 bin civarında engelli vatandaş yaşıyor. Yadırganacak bir rakam değil bu. Diğer şehirlerde de en az bu kadar veya daha fazladır. Güneydoğu illerindeki engelli sayısı başka bölgelere göre biraz daha göze çarpar orandadır.</p>
<p>Oturumu yöneten 22. Dönem Mardin Milletvekili Nihat Eri genel bilgiler verdikten sonra ilk sözü Ankara’dan gelen ve görme engelli olan Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Genel Başkanı Hacı Yusuf Çelebi’ye verdi. Son derece bilgi birikimli Başkan çok önemli bilgiler aktardı, engelli vatandaşları kendi hakları konusunda bilgilendirdi. <a href="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC02318-Small.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7718" title="DSC02318 (Small)" src="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC02318-Small-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a></p>
<p>İkinci konuşmacı Güneydoğum Derneği mensubu olan Veysi Sayın idi. İnsan Kaynakları ve Hukuk eğitimi alan Vesyi Sayın Engelli Mevzuatı konusunda bilgi ve birikim sahibi olması nedeniyle yine ortamdaki engellileri kendi hakları konusunda bilgilendirdi.</p>
<p>Üçüncü sırada ise, mazereti nedeniyle gelemeyen Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanı Abdullah Güven yerine Dünya Bankasından panelleri izlemek üzere konuk olarak gelen Şeyda Koçer konuştu. Şeyda Hanım, Dünya Bankasındaki görevinin mimar olması ve engellilerle ilgili projeleri takip etmesi vesilesiyle engelli mimarisi üzerine konuştu.</p>
<p>İkinci oturumda konuşmacılar;</p>
<p>Güneydoğum Derneği üyesi Mehmet Günışık, sınırsız güç insan düşüncesi;</p>
<p>Adıyaman Üniversitesi hocalarından Yrd. Doç. Dr. İbrahim Yerlikaya, engelliler ve toplumsal sorumluluk;</p>
<p>Adıyaman RAM Müdürü, Uzman Psikolojik Danışman Abdulkerim Işık, özürlülerde eğitim ve kurumsallaşmada ilimizin sorunları üzerine konuşma ve sunumlar yaptılar. Abdulkerim Işık’ın Adıyaman’a dair sunduğu bilgiler son derece önemli idi. 300 bin nüfuslu ilde ortalama 30 bin engelli vatandaş bulunuyor.</p>
<p>Bu çalışmaya başladığımız zaman engellilerin kendileriyle ve çevreleriyle barışık olmasına yardımcı olmayı hedeflemiştik. Bir zamanlar engelli olmanın bir suçmuş gibi görüldüğü toplumumuzda, artık bu anlayış yavaş yavaş yerini engelli vatandaşı normal vatandaş gibi kabul etme kültürüne bırakmaktadır. Ancak gene de taşrada ve kırsal kesimde engelliyi hor görme kültürünün ortadan kalkmış olduğunu söylemek mümkün değildir.</p>
<p>Adıyaman Üniversitesi Rektörlüğüne, bu kadar hassas bir toplumsal konuda yapılmış olan bu çalışmanın öncülüğünü yapmaları; Rektör Mustafa Gündüz’ün, 4 aylık çalışmamız süresince vermiş olduğu destek; organizasyonun başındaki görevli hoca Üniversite Genel Sekreter Yardımcısı Gülşen Kırpık’ın özverili çalışması ve Adıyaman’da projeye destek veren Dernek üyelerimize teşekkür ediyoruz. Son derece mükemmel düzenlenmiş olan panel için de kendilerini kutluyoruz.</p>
<p>İzleyici olarak katılan Vali, Vali Yardımcısı, Belediye Başkan Yardımcısı, İl Müdürleri, sivil toplum temsilcileri, vatandaşlar, Akademisyenler, öğrenciler ile yoğun ilgiyle takip eden Adıyaman Basınına ve Ankara’dan gelen Hacı Yusuf Çelebi’ye, Dünya Bankası’ndan katılan Şeyda Hanıma teşekkür ediyoruz.</p>
<p>Gerek Urfa, gerekse Adıyaman’daki toplantılarımıza telgrafla kutlama ve teşekkür gönderen Başbakan, Bakanlar, Milletvekilleri, Parti Başkanları ile çiçek gönderen Kurum-Kuruluş temsilcileri ve vatandaşlara teşekkür ediyoruz.</p>
<p>03.03.2010</p>
<p>Duygu Sucuka</p>
<p>Güneydoğum Derneği Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/adiyaman-da-ozurluleri-kucakladik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MERSİN EMNİYETİ NİN SUÇA İTİLEN ÇOCUKLARI  KAZANMA GİRİŞİMLERİ</title>
		<link>http://www.ekemer.com/mersin-emniyeti-nin-suca-itilen-cocuklari-kazanma-girisimleri</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/mersin-emniyeti-nin-suca-itilen-cocuklari-kazanma-girisimleri#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 14:09:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7367</guid>
		<description><![CDATA[Mersin Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılmakta olan sokak çocuklarına dönük çalışmalar, bir süredir irdelemeyi ve yazarak kamuoyu ile paylaşmayı hedeflediğim bir konuydu. Mersin, Türkiye’nin en güzel kıyı kentlerinden birisi olup demografik yapısı en çok çeşitlilik gösteren şehirlerimizden birisidir. Özellikle 1980’li yıllarda aldığı göçlerle göç hızı en yüksek iller arasına girmiştir. İkinci on yıllık dilimde, yani 1990–2000 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>Mersin Emniyet Müdürlüğü tarafından  yapılmakta olan sokak çocuklarına dönük çalışmalar, bir süredir irdelemeyi ve  yazarak kamuoyu ile paylaşmayı hedeflediğim bir  konuydu.</p>
<p><strong>Mersin,</strong> Türkiye’nin en güzel kıyı kentlerinden birisi olup demografik yapısı en çok  çeşitlilik gösteren şehirlerimizden birisidir. Özellikle 1980’li yıllarda aldığı  göçlerle göç hızı en yüksek iller arasına girmiştir.</p>
<p>İkinci on yıllık dilimde,  yani 1990–2000 yılları arasında aldığı göç biraz daha düşük gözükmekle birlikte  devamlı göç alan Mersin, çarpık yapılaşmadan ekonomik dengesizliğe, sokaktaki  terör eylemlerinden bakımsızlık ve çevre kirliliğine her konuda baş edebilmek  için mücadele vermektedir. 1980 öncesinin, kalpleri fetheden güzel Mersin’i  gitmiş, yerine kozmopolit, sorunları çoğalmış, çekiciliğini iticiliğe döndürmüş,  çoğalan sorunlar karşısında yaşamın zorlaştığı bir şehir  gelmiştir.</p>
<p>Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllardaki  en önemli sosyolojik olgulardan birisi olan <strong>‘köyden kente göç’</strong>, şehirlerin nüfusunu  bir anda artırmıştır. Devam eden yıllarda bu iç göçler hem <strong>köyden kente</strong> hem de <strong>bölgeler arası</strong> boyut kazanarak sürüp  gitmiştir. Bölgeler arası göçlerin en belirgin ve en acımasızı istihdam vaat  eden büyük şehirlere olmuştur. Bu şehirlerin başında da <strong>Mersin</strong> gelmektedir.</p>
<p><strong>Doğu-Güneydoğu’</strong>da terör olaylarının su yüzüne çıktığı 1980’li  yılların ilk yarısından itibaren özellikle <strong>Diyarbakır, Batman, Mardin,  Adıyaman’</strong>dan<strong> Antalya, Mersin,  Adana</strong> başta olmak üzere birçok büyük şehre sıkı göçler yaşanmaya başladı.  İşte bu nedenledir ki Mersin’in göç hızı 1980–1990 yılları arasında en üst  seviyeye ulaştı. Ve bugün aldığı göçleri hazmetmekte zorlanan Mersin’in  görüntüsü, bir canlının vücudundan dışarı taşan organları anımsatmaktadır.</p>
<p>Yine göçle gelen insanların devlete  karşı sergilediği sokak eylemleri, taş atma gibi istenmeyen tavırları, bugüne  kadar en bariz, en görülür biçimde Mersin’de karşımıza çıktı. Zaman zaman  Mersin’in sokaklarını alevler içinde seyrederken bu sokaklarda Türk Bayrağının  yakıldığına bile şahit oldu tüm Türkiye. Güneydoğu illerinde bile yaşanmayan  terör olayları Mersin’de yaşandı.</p>
<p>Bu bilgiler doğrultusunda Mersin’den  kısaca bahsetmemin nedeni, bugün Mersin Emniyeti tarafından Mersin’in bu  imajının olumlu yönde değiştirilmeye çalışıldığı bilgisini okuyucu ile paylaşmak  istememdir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Arif ÖKSÜZ</strong>;</span> 2009 yazında <strong>Batman Emniyet Müdürlüğü</strong> görevinden <strong>Mersin Emniyet Müdürlüğü</strong> görevine  atandı. Sayın Öksüz’ü Batman’da görev yaptığı yıllarda, Başkanı olduğum  Güneydoğum Derneği’nin çalışmaları kapsamında tanıdım. Ve bazı yazılarım içinde  de hep şunu vurguladım, <strong>“Batman’da halk  polisi seviyor”.</strong></p>
<p>Sevgi konusunu insana indirgeyerek düşünürsek hiçbir kimse  durup dururken sevilmez, kendini sevdiren insan sevilir. Bu düşünce  doğrultusunda şunu söylemek istiyorum; Batman’da halk durup dururken polisi  sevmemiştir elbette, polis kendini sevdirmiş olmalı. Arif Öksüz’ün Batman’da  görev yaptığı dönemde Batman Emniyeti ‘<strong>Taş atma ayakkabı al’</strong>, <strong>‘Sağlıklı  Nesil Batman’, ‘Her Çocuk Bir Çiçektir’, ‘Gelecekte Buluşalım’ </strong>gibi projelerle<strong> </strong>sokak çocuklarını kazanma yönünde çalışmalar yapmıştır.</p>
<p>Arif Öksüz Batman’dan  Mersin’e atandığı zaman Batman’daki çalışmaları Mersin’de de yapmasını,  Mersin’in buna Batman’dan daha çok ihtiyacı olduğunu bir yazım içerisinde  belirtmiş, böyle bir istekte bulunmuştum. O zaman <strong>“Bana bu yazıyla önemli bir sorumluluk  yüklediniz” </strong>demişti Sayın Müdür. Ve yaklaşık on gün önce kendilerine  yaptığımız kısa bir ziyaret esnasında Mersin’de uygulamaya koydukları o  çalışmalarını dinledim, notlarımı aldım, yazabilmek için de ancak fırsat  yaratabildim.</p>
<p>Gerek Müdür Beyin  verdiği bilgilerden, gerekse Mersin Basınından edindiğim izlenimler  doğrultusunda şunu söylemek isterim;</p>
<p>Mersin’de suça itilen ya  da suça yönlendirilme potansiyelindeki çocuklar oldukça fazla, bunlar için de  önemli mücadele veren bir Emniyet var. Ancak Emniyet tek başına yeterli değil,  gelin bu mücadeleyi topyekûn Mersin hep birlikte  yapalım.</p>
<p>Mersin Emniyet  Müdürlüğü’nün suça itilen çocukları kazanma projeleri çeşitli dallarda devam  ediyor, bazıları da tamamlanmış sayılır. Burada asıl hedeflerden birisi polise  taş atan çocuğu, taş atmaktan caydırmak ya da daha taş atmasına fırsat vermeden  kazanmak. Çok doğru çalışmalar bunlar. Emniyet bu anlamda kamuoyu tarafından  desteklenmeli ve bu çalışmalar kapsamı daha da genişletilerek, tüm kurumlar  ortak hareket ederek ve görev paylaşımı yaparak devam ettirilmelidir. Böyle bir  birlikteliğe, daha kapsamlı çalışmalar ve finansal boyut için ihtiyaç  vardır.</p>
<p>Önce futbol  müsabakalarıyla başlamış Mersin Emniyeti sokak çocuklarını kazanma  çalışmalarına<strong>. ‘Çocuk Polisi Futbol  Turnuvası’</strong> demiş etkinliğin adına. Mersin ilindeki 16 Emniyet birimi adına  16 futbol takımı kurulmuş ve müsabakalar yapılmış. Sporun iyi meziyetler  kazandırdığı, kötülükten uzak tuttuğu teziyle girişilmiş böyle bir çalışmaya.</p>
<p>Bir başka boyuttan bakıldığında, polisin himayesinde futbol heyecanını yaşayan  ve polisle dostluk kuran çocuk polise taş atar mı sizce? Olağanüstü bir durum  olmadığı sürece bence atmaz. Yaşları 13–18 olan 250 genç bu proje kapsamında  değerlendirilmiş.  2010 yılının  başlarında ilk yarı finali oynanıp ödül töreni yapılmış. Net’te arama yaparken  gördüğüm kadarıyla Mersin basını renkli görüntülerle işlemiş konuyu.</p>
<p>Emniyet Müdürü’nün  anlattığı bir başka proje <strong>halk oyunları  projesi</strong> idi. Göçle gelen ailelerin kız çocuklarından oluşan ve sayıları 40  olan bu çocuklar ekipler halinde folklor<strong> </strong>oynuyor, bu dalda eğitim alıyorlar.</p>
<p>Diğer bir çalışma, yine  <strong>kenar semtlere dönük</strong> olarak  belirlenen çocuklarla <strong>Tarsus ve  Erdemli’</strong>nin <strong>tarihi ve turistik  mekânlarına geziler</strong> düzenleniyor. Bu kapsamda 500 çocuk var, şu ana kadar  geziye katılan çocuk sayısı 400 imiş.</p>
<p>Ayrıca <strong>sinema ve bowling günlerinde</strong> çocukların  eğlenmesi sağlanarak polisle sıcak diyalog geliştiriliyor. Yine çocuk  polislerince <strong>mahalle ve ev  ziyaretleri</strong> yapılıyor.</p>
<p>Tüm bu çalışmalar  yapılırken stratejik bir hata yapılmamasının bilincinde olan ve titizlikle  çalışan Mersin Emniyet birimlerini başta Emniyet Müdürü Arif Öksüz olmak üzere  kutluyor, başarılar diliyorum. Ve çok ihtiyaç duyulan bir yerde, Mersin’de bu  çalışmaları yaptıkları için teşekkür ediyorum.</p>
<p>Bu ülkenin, Emniyet  Müdürleri <strong>Arif Öksüz ve Dr. Ali  Yılmaz</strong>, Kaymakam <strong>Tuncay Sonel</strong>,  Vali <strong>Nuri Okutan</strong>, Rektör <strong>Prof. Dr. Mustafa Gündüz</strong>, Milli Eğitim  Müdürü <strong>Mehmet Ali Atalay</strong> gibi ve  adını bilmediğimiz bu nitelikteki daha birçok bürokrat, akademisyen ve  eğitimciye ihtiyacı çok fazladır. Bu gibi bürokratların özellikle Güneydoğu’da  görev yapmalarının önemle üzerinde durulmalıdır.</p>
<p>Siyasi düşüncesi, etnik  kimliği, dini görüşü ne olursa olsun, bu ülke için güzel şeyler yapmayı  hedeflemiş olan herkese teşekkür etmek, desteklemek, yüreğimizi onlara açmak  zorundayız.</p>
<p>07.02.2010</p>
<p><a href="mailto:dsucuka@hotmail.com">dsucuka@hotmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/mersin-emniyeti-nin-suca-itilen-cocuklari-kazanma-girisimleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>IMF DEN KURTULALIM ARTIK</title>
		<link>http://www.ekemer.com/imf-den-kurtulalim-artik</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/imf-den-kurtulalim-artik#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 10:42:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=6993</guid>
		<description><![CDATA[İMF ve Dünya Bankasının Yok Ettiği Ekonomiler Bush’un Ajandası diye bir kitap okuyorum. Yazarı; uluslararası ticaret ve finans konularında önemli bir uzman olan, Washington’da Politika Araştırmaları Enstitüsü’nde konuk araştırmacı olarak çalışan, San Fransisco’da yaşayan, ödüllü yazar Antonia JUHASZ. Kitabı okudukça, İMF ve Dünya Bankası’nın, ekonomisini kurtarmaya çalıştığı bir ülkenin bir vatandaşı olarak, var olan endişelerim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #888888;">İMF ve Dünya Bankasının Yok Ettiği Ekonomiler </span><br />
</span></strong><strong><br />
Bush’un Ajandası diye bir kitap okuyorum.</strong></p>
<p>Yazarı; uluslararası ticaret ve finans konularında önemli bir uzman olan, Washington’da Politika Araştırmaları Enstitüsü’nde konuk araştırmacı olarak çalışan,<strong> San Fransisco’da yaşayan, ödüllü yazar Antonia JUHASZ.</strong></p>
<p>Kitabı okudukça, İMF ve Dünya Bankası’nın, ekonomisini kurtarmaya çalıştığı bir ülkenin bir vatandaşı olarak, var olan endişelerim arttı. Bildiğim gerçekleri, köklerine kadar anlatan bu kitap, ABD’nin, dünya ekonomisini nasıl istila ettiğini ve kendi gücünü diğer ekonomileri yok ederek koruma çabasında olduğunu örneklerle anlatıyor. Uzun bir süreyi kapsayan dönemde hazılanan bu ajanda, ABD için, uzun bir geleceğin hesabını yapmaktadır.</p>
<p>Herkesin okumasını tavsiye ettiğim bu kitaptaki ilginç bölümleri, kitaptan alıntılar şeklinde vermek istedim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>İMF ve Dünya Bankasının tarihçesi:</strong></span></p>
<p>1892 yılında ABD-Boston’da doğan Harry Dexter White, bir Rus göçmen ailesinin çocuğudur. Askerlik öncesi babasının nalbur dükkanında çalışan White askerlik sonrası çeşitli üniversitelerde eğitimini sürdürdü, mastır, doktora ve uzmanlık çalışmaları yaptı. 1930’lu ve 1940’lı yıllarda ABD ekonomisi için kabul gören çok önemli fikirlerin sahibi oldu ve önemli makamlarda bulundu. İkinci Dünya Savaşına giren ABD’nin, savaş sonrası ekonomisinin çökmemesi için White’ın öne sürdüğü, ‘Amerikan malları için yeni pazarlar yaratmak üzere uluslar arası ticaretin genişletilmesi’ tezi benimsendi.</p>
<p>Temmuz 1944’te, Başkan Franklin Roosevel, kırk dört ülkenin temsilcisini Bretton Woods, New Hampshire’da topladı ve Birleşmiş Milletler Para ve Finans Konferansı çözüm arayışına girişti. Bu toplantının odağı İMF idi. İMF’nin başlangıçtaki onurlu amacı, bir ülkedeki ekonomik sorunun, küresel bir ekonomi krizi haline gelmemesini önlemek idi.  Bir ekonomik sorun yaşandığında, İMF bir çöküşü önlemeye yetecek kadar para sağlayacak ve potansiyel zararın diğer ülke ekonomilerine bulaşmasını önleyecekti.</p>
<p>Dünya Bankası ise başlangıçta, savaşta yıpranmış olan Avrupa’nın yeniden yapılanması için düşünülmüştü ama sonradan, yeniden yapılanma çabalarının sadece Amerika’nın kontrolünde olmasına karar verildi. Bunun üzerine Dünya Bankası odağını değiştirdi ve dünyanın diğer yerlerindeki ekonomileri de değiştirmeye yöneldi. Örnek; Marshall Planı.</p>
<p><strong>Üçüncü ve benzer kurum Dünya Ticaret Örgütü idi.</strong></p>
<p>1980’lerden itibaren İMF ve Dünya Bankası politikaları değişti, gelişmekte olan ülkeler üzerinde ciddi ve trajik etkiler yarattı. Gelişmekte olan ülkeler hem yabancı ticari bankalara hem de kredi kurumlarına borçluydular. Bankalar paralarını geri istiyordu ve gelişmekte olan ülkelerin hayır deme şansı yoktu. daha fazla kredi alabilmek için ülkeler yerel harcamalarını kısmak, kredileri geri ödemek için sermaye artışına onay vermek zorundaydılar.</p>
<p>Özelleştirilmiş devlet endüstrileri, yabancı sermaye konusundaki sınırlamaların azaltılması, ticaret engellerinin ortadan kaldırılması, devlet harcamalarının kısılması, ülkenin para biriminin değer kaybetmesi, petrol, mineral, ağaç, tarım ürünleri, kahve ve çiçek gibi lüks ürünlerin önemli kaynakların ihracının geliştirilmesine odaklanılması.</p>
<p>Aslında ABD’nin, dünya ekonomilerini, İMF ve Dünya Bankası yoluyla istila etmeye yönelmesinin temelinde birinci dünya petrol krizi yatmaktadır. 1973 yılında, Arap-İsrail savaşına karşı, petrol ihraç eden ülkeler birliği OPEC tarafından yaratılan kriz, ABD’nin, dünyanın her yerindeki petrol yataklarına yönelmesini gündeme getirmiştir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>İMF ve Dünya Bankası politikalarıyla geriletilen ülkeler</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Zambiya</strong></span><br />
1960’lı yıllarda, halkın sokaklara dökülmesi ile İngiliz sömürgesine son verilen Zambiya’da bağımsızlık kazanılmıştı. Bağımsızlığına kavuştuktan sonra Zambiya, Afrika çöl bölgesindeki ülkeler arasında en zengin ikinci ülke olmuştu. Güçlü bir üretim sektörü vardı, bakır ihracatı yükseliyordu ve ekonomi büyük ölçüde devlet tarafından yönetiliyordu. İMF ve Dünya Bankası, İngilizlerin bıraktığı yerden devam etme kararlılığında idi.</p>
<p>Birinci dünya petrol krizi ülke ekonomisini sarsınca, Zambiya yabancı kredicilerden borç almaya zorlanmıştı. 1970 yılında 814 milyon dolar olan dış borcu, 1980 yılında 3.2 milyar dolar olmuştu. Bu dış borçların ödenmesi için İMF ve Dünya Bankasına yönelinmişti.</p>
<p>1983-1987 yılları arasında İMF ve Dünya Bankasının, Zambiya’da uyguladığı programlar ekonomide birçok değişiklik getiriyor ve yerel harcamaların kısılması zorlanıyordu. İthalat ve ihracat etkileniyor,  paranın değeri düşürülüyor, memurların maaşları donduruluyor, faiz oranları üzerinde devlet kontrolü azaltılarak abancı yatırımcıların ülkeye daha fazla para sokmasına imkan tanınıyordu.</p>
<p>Bu süreçte Zambiya ekonomisinde hiç bir gelişme olmadı. Yabancı rakiplerin hakimiyeti, fiyat kontrolsüzlüğündeki azalmalara, bu da enflasyonun dizginlenememesine neden oldu. Hem milli bütçe açığı hem de ticaret açığı arttı.</p>
<p>Zambiya ne borçlardan ne de İMF ve Dünya Bankasından kurtulamıyordu. İnsanların işlerine son verildi, temel ihtiyaçlarından yoksun bırakıldı, ülkede açlık ve sefalet baş gösterdi. 1990-1993 yılları arasında bir somun ekmeğin fiyatı 2 dolardan 60 dolara fırladı. 1970 yılında insan ömrü beklentisi 49.7 iken 2007 yılında bu rakam 33.4 yıla düştü ve dünyada en düşük seviyeyi buldu.</p>
<p><strong>18 Şubat 2004’te Zambiya halkı İMF’den kurtulmak için tüm ülkede greve gitti.</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong></strong></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Rus Ekonomisinin Çöküşü</strong></span><br />
1989’da Berlin Duvarının yıkılması ve 1991’de Sovyetlerin dağılması sonunda, Rus ekonomisi 1992’de Amerikalı ekonomistlerin eline geçti. Cazip gelen konu petroldü. İstatistiklere göre dünya petrolünün %5’i, tahminlere göre ise %14’ü Rusya’da idi.</p>
<p>1992’de İMF Rusya’ya kredi vermeye başladı ve sonraki yıllarda devam etti. 1998 yılında Rusya ekonomisi çöktü. Ertesi yıl Rusya İMF’den kredi almayı kesti.</p>
<p>İMF uygulamaları sonucu Ruslar birikimlerini çabucak tüketti ve ilk üç ayda enflasyon yüzde 520 arttı. Ülkede buhran hakim oldu ve dört yıl içinde gelir düzeyi yüzde 50 düştü. Sovyet dönemi sona erdiğinde nüfusun %2’si yoksulluk sınırının altında iken reformdan sonra yoksulluk oranı %50 arttı ve erkeklerde ömür beklentisi 65.5 iken 57’ye düştü.</p>
<p>1998’de Rus ekonomisinin çökmesine yol açan politikalardan İMF, Dünya Bankası ve Birleşik Devletler Hükümeti sorumludur. 2003 işgalinin başlarında Bush Hükümetinin Irak’a uyguladığı yaptırımlar da bunlardı. İki ülkenin çarpıcı özellikleri var. İki ekonomi de devlet tarafından yönetiliyordu ve ikisi de bir gecede Pazar kontrollü ekonomiye geçmeye zorlanmıştı. İkisi de yüzeye çok yakın petrol yataklarına sahipti ve Birleşik Devletler şirketlerinin petrol kaynaklarına ulaşmasına izin vermek üzere kanunlarını değiştirmeye zorlanmıştı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Arjantin İMF’den Kurtuluyor</strong></span><br />
Arjantin bir zamanlar İMF’nin başarı hikayesiydi, sonradan İMF’nin başarısızlığı oldu.</p>
<p>1990’ların başlarında Arjantin İMF’nin şartlarına harfiyen uydu. Devlet tarafından yönetilen endüstrileri özelleştirdi, ticari ve finansal pazarları serbestleştirdi,  sermaye Kontrollerini ortadan kaldırdı ve devlet harcamalarını kıstı, para birimini dolara bağladı.</p>
<p>Reformlar başladığında Arjantin yoksul bir ülke değildi. Yabancı sermaye ülkeye akın etti, şirketler aldı, mağazalar ve bankalar için şubeler açtı, hastaneler gibi sosyal hizmetleri satın aldı.</p>
<p>Endüstri gerilemeye, işsizlik artmaya başladı. Yabancı şirketler ve yatırımcılar Paralarını çekip bir sonraki gelişmekte olan pazara yöneldiler. Arkalarında bıraktıkları enkazı temizlemek Arjantin halkına kalmıştı. Büyük sıkıntılar ve kargaşa yaşanan ülkede üst üste hükümet krizleri de yaşandı.</p>
<p><strong>2002 yılında İMF’yi kovan Arjantin tüm zorlukları sineye çekerek her şeyi baştan yarattı.</strong><br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
Güney Afrika’da Direniş</strong></span><br />
1993 yılında İMF Güney Afrika Cumhuriyeti’ne 850 milyon dolar verdi ve klasik yapısal ayarlama şartlarını bildirdi. Vergi indirimi, devlet harcamalarında kısıntı ve kamu sektöründe maaşların indirilmesi. Üç yıl sonra Dünya Bankası aynı şeyi tekrarladı ve bir isim koydu. “Gelişim, İş ve Eşit Gelir Dağılımı”. Dünya Bankası Güney Afrika’ya toplam 130 milyon dolar kredi verdi.</p>
<p>Arjantin’de olduğu gibi, sermaye kontrollerinin kaldırılması Güney Afrika ekonomisini harap etti.  Bireysel ve kurumsal zenginlik artıyordu ama Güney Afrika’nın değil Londra’nın ekonomisine yarar sağlıyordu.</p>
<p>1994-2002 yılları arasında 10 milyon yoksul insan susuz kaldı, elektriği kesildi. 2 milyon insan kamu hizmetlerinin faturalarını ödeyemediği için evlerinden çıkarıldı. Temiz su parasını ödeyemeyen insanların temel su kaynağı lağım suları olmuştu. Bunun sonucu olarak benzeri görülmemiş bir kolera salgını oldu ve 2000-2002 yıları arasında 140 binden fazla insan etkilendi. İnsanlar sağlık hizmetlerinden yararlanamadıkları için AIDS, tüberküloz, kolera ve sıtma gibi önlenebilir hastalıklar yaygınlaştı.<br />
<strong><br />
İMF uygulamalarını protesto eden herkes tutuklanıp hapse atılıyordu. </strong><br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
Ve İMF çıkmazındaki ülkeler böyle uzayıp gidiyordu. </strong></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Türkiye de bu çıkmaza takılmış ülkelerden birisidir. </strong></span><br />
İMF ile yolun sonuna geldik mi, hala o bile net değil&#8230;<br />
ABD’nin, devlet politikaları doğrultusunda, yoksul Afrika ülkelerinin açlığa terk edilen zavallı halkları için, yine ABD sanatçıları, şarkılar besteleyerek kampanyalar düzenlerler ve o insanların açlıktan ölmemesi için mücadele verirler. Ne garip dünyadır bu böyle.</p>
<p><strong>(Not: Bu yazıyı geçen yıl yazmıştım, IMF tartışmları arasında tekrarlama gereği duydum. Ne kadar güncel ve her dem taze değil mi?)</strong></p>
<p>08.06.2008<br />
dsucuka@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/imf-den-kurtulalim-artik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ KİMİN HEDEFİNDE?</title>
		<link>http://www.ekemer.com/adiyaman-universitesi-kimin-hedefinde</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/adiyaman-universitesi-kimin-hedefinde#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 01:50:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYGU DOLU - DUYGU SUCUKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=6746</guid>
		<description><![CDATA[Şimdi de poşu mu? Türban krizine, ülke olarak, uzunca bir süre takılmıştık. YÖK bu konuyu çözümsüz görünce topu rektörlere atarak rektörler yasağı uygulamayabilirler demişti. Son derece mantık dışı olan bu yaklaşım tabi ki rektörleri zor durumda bırakmıştı. Yasalara uymak zorundayım diyen her rektör bu konuda sonuna kadar haklıdır. Adıyaman Üniversitesi Rektörü ile Üniversiteyi huzursuz ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şimdi de poşu mu? </strong></p>
<p>Türban krizine, ülke olarak, uzunca bir süre takılmıştık. YÖK bu konuyu çözümsüz görünce topu rektörlere atarak rektörler yasağı uygulamayabilirler demişti. Son derece mantık dışı olan bu yaklaşım tabi ki rektörleri zor durumda bırakmıştı. Yasalara uymak zorundayım diyen her rektör bu konuda sonuna kadar haklıdır.</p>
<p>Adıyaman Üniversitesi Rektörü ile Üniversiteyi huzursuz ve rahatsız etmeye çalışan çevreleri dün konuşmuştuk. Aynı konuları bugün de basında görünce, konuya ilişkin düşüncelerimi sıralama gereği duydum. Boynuna poşu takarak Üniversiteye girmeye çalışan bir grup öğrenciyi güvenlik içeri almıyor. Poşu takanları protesto etmek için bir başka grup da Üniversite’ye geliyor. Ve gerilen ortam huzursuzluk yaratıyor.</p>
<p>Bir taraftan poşu takarak Üniversiteye girmeyi zorlayan bir grup, diğer taraftan yine Üniversiteye gelen karşıt görüşlü bir grup sınırları zorlamaktan ve Üniversiteye zarar vermekten başka ne yapıyor olabilirler ki?</p>
<p>Her şey bir yana oldu şimdi de poşu sorunu mu çıktı? Türban siyasi simgedir yaklaşımı kanunlarla cevaplanmaktadır. Poşunun siyasi simge olduğunu ise herkes bilir ancak bu simge hiçbir biçimde ön plana çıkarılmamıştır. Şimdiye kadar poşuyu hiçbir art niyet taşımadan hatıra olsun diye alan, boynuna takan, evinde süs eşyası olarak kullanan insanlar böyle bir tartışmadan sonra poşuya da temkinli yaklaşacaklardır.</p>
<p>Poşuyu yerel giysi olarak kullanan Güneydoğulu vatandaş diğerlerinin gözünde nasıl bir muamele görecektir, bu da işin bir başka boyutu.</p>
<p>Poşuyu boynuna takarak Adıyaman Üniversitesinin kapısında eylem yapan bir grup öğrenciden kapıdaki güvenlik görevlisine şöyle bir ses yükseliyor:</p>
<p><strong>“Poşu siyasi simge ise senin yakandaki Türk Bayraklı rozet de siyasi simge, ben bunu çıkaracaksam sen de onu çıkar”. </strong></p>
<p>Böyle bir mantığı kınayarak şunu söylemek isterim: Türk Bayrağı sokaklarda terör eylemleri yapanların başına sarılı bir simge değil, bu ülkede yaşayan herkesin güvenliğidir. Sokaklardaki başına poşu sararak eylem yapanlar bile o Bayrağın gölgesinde yaşadıklarını unutmamalıdır. Hedefi Türk Bayrağı olan hiç kimse vatansever olamaz ve bu ülke için iyi niyet taşıdığı söylenemez.</p>
<p>Adıyaman, bölücü düşüncelerin olmadığı, alt kimliğini konuşmak bile istemeyen insanların yaşadığı bir şehrimizdir. Böyle bir şehirde, Türk Bayrağına olan bu pervasızlık mutlaka cevap bulacaktır. Asıl sorun Adıyaman’ın bu duruşundan kaynaklanıyor olmalı. İzmir’i, Muş’u karıştırmaya çalışan mantık burada da devreye girmiş anlaşılan.</p>
<p>Adıyaman Üniversitesi’nde bu tür eylemlere gelince; bu Üniversiteyi birileri hedef seçmiş olmalı diye düşünmek gerekir. Huzurlu, başarılı, hızlı bir biçimde büyüyen ve Güneydoğu’da Model Üniversite olarak belirlenen Adıyaman Üniversitesi hangi çevreleri rahatsız etmiş olabilir, bu önemlidir.</p>
<p>Adıyaman halkı, çağdaş, çalışkan, hiçbir olumsuzluğa taviz vermeyen bir Rektörle büyüyen bu üniversiteye sahip çıkmalı, son derece iyi niyetli bir toplum bilimci olan Rektörün yıpratılmamasına dikkat etmelidir.</p>
<p>09.01.2010</p>
<p>Duygu Sucuka</p>
<p>Güneydoğum Derneği Başkanı</p>
<p>dsucuka@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/adiyaman-universitesi-kimin-hedefinde/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

