<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eKemer - Antalya Kemer&#039;in Yorum Portalı &#187; EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ</title>
	<atom:link href="http://www.ekemer.com/c/egitimci-gozuyle-ilhan-deni/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ekemer.com</link>
	<description>Antalya Kemer&#039;in Yorum Portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 04 Jun 2010 21:05:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>ENGELLİ VATANDAŞLARIMIZIN FERYADI</title>
		<link>http://www.ekemer.com/engelli-vatandaslarimizin-feryadi</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/engelli-vatandaslarimizin-feryadi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2010 10:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8366</guid>
		<description><![CDATA[Hükümetin son memur alımları içinde Milli Eğitim Bakanlığı da 5.000 engelli personel alacağını duyurdu. 1.000 öğretmen, 2.000 memur ve 2.000 hizmetli. Ancak öğretmen atamalarında öylesine maddeler konmuş ki engelli öğretmen adaylarımızın, bunlara isyan etmemesi olası değil. Altı Nokta Körler Derneği eğitim sekreteri Sayın Halil KÖSELER’ in de basına yaptığı açıklamayla duyurduğu isyanın da, bazı maddeler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hükümetin son memur alımları içinde Milli Eğitim Bakanlığı da 5.000 engelli personel alacağını duyurdu. 1.000 öğretmen, 2.000 memur ve 2.000 hizmetli. Ancak öğretmen atamalarında öylesine maddeler konmuş ki engelli öğretmen adaylarımızın, bunlara isyan etmemesi olası değil. Altı Nokta Körler Derneği eğitim sekreteri Sayın Halil KÖSELER’ in de basına yaptığı açıklamayla duyurduğu isyanın da, bazı maddeler şunlardır.</p>
<p>1)Atanacak engelli öğretmen adayının alacağı sağlık raporunda, çalıştırılamayacağı kısmında çalışabilir ifadesinin bulunması ibaresi isteniyor.</p>
<p>2)Matematik, Türkçe, Resim, Müzik, Fen Bilgisi, Tarih… vb gibi branşlara atanacak görme engelli öğretmen adaylarında, iki gözlerinin toplam görme oranı % 50 den az olmayacak ve renk algılama bozukluğu bulunmayacak.</p>
<p>3)Genel yüz hatlarını bozan, yüz ifadesini engelleyen, kalıcı yara, yanık ve tümör bulunanlar okul öncesi ve sınıf öğretmeni atanamazlar ifadesi yer alıyor. (Bu ifadeye baktığımızda herhalde mankenlik ve güzellik yarışmalarıyla karıştırıldı demekten insan kendini alamıyor.)</p>
<p>Bu dünyaya gelirken hiç kimse engelli olarak gelmek istemez. Bu durumda olan sevgili kardeşlerimizi, devlet ve millet olarak bağrımıza basıp, onların hayata sevgiyle sıkı sıkı ya bağlanmasını sağlamak bizim görevimizdir. Hele azimle hayata bağlanıp, yaşam mücadelesini bırakmadan, günümüzde özürsüz kişilerin bile zorlukla girebildiği eğitim fakültelerini bitirip öğretmen olanların atamalarına böylesi engeller koymak hangi adalet ve vicdan anlayışına sığar.</p>
<p>Öğretmenlik yaptığım yıllarda engelli öğrenciler düşünülmeden yapılmış, çok katlı okullar da normal öğrenciler arasında olan birkaç engelli öğrenci karşısında zaman zaman çaresiz kaldığımız olurdu. Yürüme engelli bir öğrencinin sınıfa çıkması, görme engelli bir öğrencinin yazılı sınavı gibi… Tüm bunlara karşılık ilköğretim, lise ve meslek liselerinde de bu öğrencilere yardımcı olacak engelli öğretmen ya yoktur ya da yok denecek kadar azdır. Yollarda, kaldırımlarda, otobüslerde ve trafikte düşünmediğimiz gerekli anlayışı göstermediğimiz engelli kardeşlerimize hiç olmazsa hayatta başarılı olanları engelleyerek değil ödüllendirerek yardımcı olmalıyız. Eğer engelli meslektaşlarımızı eğitim ordusunun içine katarsak eğitilmeyi bekleyen binlerce engelli çocuklarımızı hem eğitecekler hem de onlara hayata küsmeden başarılı olmanın örneği olacaklardır.</p>
<p>Adana da 21 yıllık görme engelli bir tarih öğretmeninin normal liselerde görev yapamaz dendikten sonra kazandığı hukuk mücadelesini alkışlamamak elde değil.</p>
<p>Son olarak engelli kardeşlerimize acımak yerine onlarında normal vatandaşların yapabileceği, başarabileceği meslekleri yapmalarına yardımcı olalım. Çünkü biz onlarla aynı evrende yaşıyoruz. Yaşamı her alanda onlar adına kolaylaştırırsak hayat onlarla beraber daha da yaşamaya değer olacaktır.</p>
<p>Engelli meslektaşlarımın verdiği hukuk ve kamuoyu mücadelesini sonuna kadar destekliyor ve duyarlı olan her vatandaşı da desteklemeye çağırıyorum. Engelsiz bir dünyada hep beraber kavgasız, gürültüsüz sevgi ve saygıyla yaşamak dileğiyle…</p>
<p><strong>İlhan DENİZ</strong></p>
<p><strong>Tüketiciler Birliği</strong></p>
<p><strong>Antalya Şube</strong></p>
<p><strong>Eğitim Komisyonu Sorumlusu</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/engelli-vatandaslarimizin-feryadi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KÜÇÜK HİZMETLERDEN MUTLU OLAN HALK</title>
		<link>http://www.ekemer.com/kucuk-hizmetlerden-mutlu-olan-halk</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/kucuk-hizmetlerden-mutlu-olan-halk#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 21:42:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7533</guid>
		<description><![CDATA[Erdemli Mersin’in batısında, Mersin’e 35 km uzaklıkta, merkez nüfusu yaklaşık kırk bin olan, şirin ve çağdaş bir güney ilçemizdir. Benimde ortaokul ve lise eğitimimin bir kısmı burada geçti. Okula giderken nisan mayıs aylarında mis gibi kokan limon çiçeklerinin kokusu hala aklımdan çıkmıyor. Rivayetlere göre Erdemli 15.yy da İç Anadolu’dan geldiği sanılan “Erdem Oğulları“ tarafından kurulmuştur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erdemli Mersin’in batısında, Mersin’e 35 km uzaklıkta, merkez nüfusu yaklaşık kırk bin olan, şirin ve çağdaş bir güney ilçemizdir. Benimde ortaokul ve lise eğitimimin bir kısmı burada geçti. Okula giderken nisan mayıs aylarında mis gibi kokan limon çiçeklerinin kokusu hala aklımdan çıkmıyor.</p>
<p>Rivayetlere göre Erdemli 15.yy da İç Anadolu’dan geldiği sanılan “Erdem Oğulları“ tarafından kurulmuştur. Çeşitli tarihi dönemleri yaşadığı için çevresi tarihi eserlerle doludur. Nüfus artışı ve göç nedeniyle hızla artan nüfus ve buna bağlı olarak, betonlaşma hızla devam etmektedir. Ancak yinede halkın ve ilçenin geliri tarıma ve hayvancılığa bağlıdır.</p>
<p>Şehirde yaşamakla birlikte örf ve adetlerini devam ettiren halka belediyede çeşitli hizmetler sunmaktadır. Alt yapılar, yol ve cadde çalışmaları hızla devam etmektedir. Belediyenin diğer hizmetlerinden biride, Erdemli’ de oturan annemin vefatı nedeniyle tanık olduğum cenaze hizmetleridir. İlçede herhangi bir ölüm anında belediyeye telefon ediyorsunuz. Belediye size kendi atölyesinde ürettiği çok amaçlı kullanılan bir taziye çadırı getirip sizin istediğiniz bir yere kuruyor. İçerisine istediğiniz miktarda sandalye ve masa getiriyor. Mevsim şartlarına göre elektrikli soba, çay kahve makinesi, soğuksu su makinesi ve vantilatör koyuyor, çay, şeker ve plastik bardakta getirmeyi ihmal etmiyor. (bu çadırlar yetkililerin verdiği bilgiye göre afet ve deprem anları da düşünülerek tasarlanmıştır.)</p>
<p>Camilerde ve belediyeden yapılan sala ve anons hizmetleri de telefonla yapılıyor. Ayrıca cenaze yıkama ve cenaze nakil aracı istediğiniz saatte cenaze evinde hazır ediliyor. Cenaze namazını mezarlıkta kılmak isteyenlerde düşünülmüş. Mezarlıkta üstü kapalı bir yer yapılmış, buraya musluklar konulmuş abdest almak isteyenlerde buradan yararlanıyor. Cenaze sahibi cenaze namazını kıldırmak için imam aramıyor. Burada görevli bir imam hem cenaze namazını kıldırıyor, hem de mezarlıkta çalışan işçileri denetliyor. Tüm bu hizmetler için hiçbir ücret talep edilmiyor. İnsanlar bir yakınının ölümünde neler yapacağını bilemiyor. Acılar içinde ağlarken bulunduğunuz yerin belediyesinden, böyle bir hizmet görmek acı içinde olsanız da bir yanınızda biraz olsun mutlu oluyor.</p>
<p>İşte o zaman yerel yönetimlerde parti kavramının ortadan kalktığını görüyorsunuz. Yerel yönetimlerde asıl olanın halka dönük hizmet olduğunu daha açık ve net görüyorsunuz. Bende hangi vatandaşla konuştumsa hiçbirisi belediye başkanının hangi partiden olduğunun önemli olmadığını, bu yapılan hizmetlerden memnun olduklarını ifade ettiler. Bende Antalya’da yaşayan bir Erdemli’li kişi olarak bu hizmetlerden memnuniyetimi belirtirken diğer belediyelerin de böylesi halkı memnun eden; belediye için küçük, halk için büyük olan hizmetler yapmasını diliyorum. Buradan belediye başkanını ve tüm belediye çalışanlarına şirin ilçemiz Erdemliye ve halkına, böylesine güzel hizmetler verdiği için teşekkür ediyorum.</p>
<p>İlhan DENİZ<br />
Tüketiciler Birliği<br />
Antalya Şube<br />
Eğitim<br />
Komisyonu Sorumlusu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/kucuk-hizmetlerden-mutlu-olan-halk/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE DE ÖĞRENCİ OLMAK</title>
		<link>http://www.ekemer.com/turkiye-de-ogrenci-olmak</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/turkiye-de-ogrenci-olmak#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 23:14:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7428</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde 12 yıllık eğitimin sonunda, her yıl yaklaşık bir buçuk milyon öğrenci üniversite sınavlarına girer. Tüm edindikleri bilgi birikimlerini ve gelecekle ilgili düşlerini bu sınavlara bağlarlar. Siz eğer bir aileyi dört kişiden hesaplarsınız en az bu hayaller altı milyon kişiyi kapsar. Bu kadar çok kişiyi ilgilendiren bir sınavı yapmak, onunla ilgili kararları almak, ciddi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde 12 yıllık eğitimin sonunda, her yıl yaklaşık bir buçuk milyon öğrenci üniversite sınavlarına girer. Tüm edindikleri bilgi birikimlerini ve gelecekle ilgili düşlerini bu sınavlara bağlarlar. Siz eğer bir aileyi dört kişiden hesaplarsınız en az bu hayaller altı milyon kişiyi kapsar. Bu kadar çok kişiyi ilgilendiren bir sınavı yapmak, onunla ilgili kararları almak, ciddi bir sorumluluk ister. Çünkü sınav günü yaklaştıkça veli ve öğrencilerin gözü, kulağı YÖK ve ÖSYM’den gelecek bir açıklamaya kitlenir.<a href="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2010/02/TÜKETİCİLER-BİRLİĞİ-ANTALYA-ŞUBESİ-BANNER6.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7416" title="TÜKETİCİLER BİRLİĞİ ANTALYA ŞUBESİ  BANNER" src="http://www.ekemer.com/wp-content/uploads/2010/02/TÜKETİCİLER-BİRLİĞİ-ANTALYA-ŞUBESİ-BANNER6-187x300.jpg" alt="" width="187" height="300" /></a></p>
<p>YÖK’ün aldığı <strong>katsayı kararını</strong> ikinci kez durduran Danıştay kararıyla sınavlarda tekrar bir kaos yaşanmasından korkuluyor. Öğrenciler okullarda ve dershanelerde girecekleri alanlara göre sınavlara hazırlanırken, ortaya çıkan bu durum öğrencilerin zaten var olan sınav heyecanını daha da çok arttırmıştır. YÖK başkanının hukuku dolanma hevesinin zararını öğrenciler çekeceğe benziyor.</p>
<p>Sınavda başarılı olmak için öğrencilere <strong>sistemli ve çok çalışmak</strong> gerektiği her yetkili tarafından sıkça söylenir. Şimdi sizler öğrenci olsanız, <strong>nasıl ve ne zaman, hangi tarihte veya ne şekilde yapılacağı belli olmayan sürekli tartışılan bir sınava</strong> nasıl hazırlanabilirsiniz? YÖK başkanı Sayın Yusuf Ziya Özcan bizim A,B,C,D…. Z ‘ye kadar planımız var diyor. A ve B planı olmadı. Eğer diğer planlarda yargıdan geçemez, yargıya takılır, durdurulsa ne olacak? O zaman sınavlar yapılmayacak mı? ÖSYM başkanı Sayın Ünal Yarımağan başvurularınızı zamanında yapın derken basında çıkan yazılarda başvuruların geçersizliği yazıyor.</p>
<p>Televizyona çıkan millet ve öğrenci adına konuşan kişilerden hiçbiri bu kadar <strong>öğrencinin ruhsal durumunun</strong> ne olacağı konusunda konuşmuyor. Konuşan herkes lafı evirip çevirip türbana getiriyor. Peki bunca masraflar emekler, niçin hiçe sayılıp, göz ardı edilerek öğrencilerin sınavları ile ikide birde oynanıyor. Öğrenicilerin OÖBP ile okullardaki derslere olan ilgi ve öğrencilerin derslere devam konusu bir nebze olsun halledilmişti.</p>
<p>Tüm konuşan kişiler, yanlış bir seçimle meslek lisesine veya düz liseye giden öğrencilerin, pişmanlığında söz ederken, galiba şunu göz ardı ediyorlar. Liseler dört yıldır, tüm meslek ve düz liselerde lise birinci sınıflarda ortak dersler okutulur. Meslek lisesi ve düz liselerde alan seçimi ikinci sınıfta yapılır. Yani öğrenci liseye başladıktan sonra kendi mesleğini veya alanını seçmek için bir yıllık düşünme ve inceleme zamanı vardır. Gerek yazılı gerekse görsel basında konuşan öğrencilerden hiçbiri seçtikleri meslek ve alandan pişman olduklarından söz etmemektedir. <strong>Öğrenciler adına başkaları konuşmaktadır</strong>.</p>
<p>Bir ülkede siyaset, din ve eğitim üzerinden yapılmamalıdır. Oysa günümüzde görüyoruz ki siyasilerin yaptığı tüm konuşmalar birbirini suçlamalar din ve eğitim üzerinden yapılmaktadır. Dinde tüm yapılan ibadet ve dualar kişinin kendi adınadır. Her kişi Allah katında yaptığı sevap ve günahtan sorumludur. Oysa eğitimde insanlar birbirinden sorumludur. Eğer eğitimli bir toplumda yaşıyorsak daha mutluyuzdur. Eğitimli toplumlarda insan ilişkileri daha düzeylidir. Eğitimli toplumlar daha iyi tüketici, daha paylaşımcı ve hoşgörülüdür. Kısacası bir eğitimci olarak eğitimin vazgeçilmezliğine, kalitesine ve çağdaşlığına inancım tamdır.</p>
<p>Şunu da açıkça belirtiyorum bu yıl üniversite sınavlarına girecek lise son sınıfta okuyan biricik kızımı yurt dışındaki üniversitelerde okutacak ekonomik durumum olmadığı için, ben ve benim gibi veliler adına yetkililere sınavları öğrencilerin hayallerini yıkmadan, belirsizliklere meydan vermeden yapmalarını istiyorum. Bu yıl sınava girecek tüm adaylara da tüm bu olumsuzluklara rağmen <strong>çalışma tempolarını bozmasınlar</strong> diyor ve başarılar diliyorum.</p>
<p><strong>İlhan DENİZ</strong></p>
<p><strong>Tüketiciler Birliği Antalya Şube</strong></p>
<p><strong>Eğitim Komisyonu Sorumlusu</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/turkiye-de-ogrenci-olmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEPKİ GÖSTERMEK</title>
		<link>http://www.ekemer.com/tepki-gostermek</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/tepki-gostermek#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 09:10:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=2630</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizin her IMF ile görüşmelerinde tüm dünyada olduğu gibi irili ufaklı gösteriler olur. IMF’ye karşı görüşler belirtilir. Ülke ekonomisinin IMF’ye emanet edildiği söylenir. IMF’nin ülke ekonomisi hakkında önerileri ve aldığı kararlar sivil toplum örgütleri, sendikalar ve muhalefet partileri tarafından eleştirilir. Elbette tepki göstermek, gösteri yapmak, demokratik bir haktır. Ama bu sefer İstanbul’da yapılan gösteriler biraz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin her IMF ile görüşmelerinde tüm dünyada olduğu gibi irili ufaklı gösteriler olur. IMF’ye karşı görüşler belirtilir. Ülke ekonomisinin IMF’ye emanet edildiği söylenir. IMF’nin ülke ekonomisi hakkında önerileri ve aldığı kararlar sivil toplum örgütleri, sendikalar ve muhalefet partileri tarafından eleştirilir. Elbette tepki göstermek, gösteri yapmak, demokratik bir haktır.</p>
<p>Ama bu sefer İstanbul’da yapılan gösteriler biraz gösteri olmaktan çıktı. Çünkü gösterilerin zararını halk çekmeye başladı. Tepki IMF’ye mi veriliyor, yoksa esnafa, yoldan geçen veya evinde oturan halka mı veriliyor? belli değildi. Cadde ve sokaklar savaş alanına dönmüş, polisle çatışan göstericiler, geçtikleri cadde ve sokakta ne varsa kırıp döküyordu.</p>
<p>Buda yetmiyormuş gibi evlere, iş yerlerine, caddelere burada bulunan arabalara Molotof kokteyliyle saldırıyor. Poliste gaz bombası atıyor. Tüm bu kavganın arasında kalan halk ise perişan oluyor. Çünkü göstericiler hazırlıklı polisler hazırlıklı ancak bu durma hazırlıklı olmayan sokaktaki vatandaş şaşkın.</p>
<p>Bir bayan göstericilere şöyle tepki veriyordu: “Sizler ne yaptığınızı sanıyorsunuz sizleri anneleriniz babalarınız bunun için mi büyüttü. Niye kavga ediyorsunuz elin dükkanını neden yakıyorsunuz.” Bu tepkiden şu anlaşıyor ki artık halk adına sokağa çıkıp yakıp, yıkmak, insanlara zarar vermek, bizim halkımızın hoşlanmadığı bir tepki şekli. Çünkü ülke menfaati ve halkı adına yapılan eylemleri, tepkileri halk desteklemeli, alkışlamalı.</p>
<p>Bu ülkede her yıl yanan binlerce hektar ormanlara, çevre katliamlarına, denizlerimizin ve akarsularımızın kirlenmesine, sağlık harcamalarındaki kısıtlamalara, hastanelerdeki katkı paylarına yapılan zamlarına, üniversite harçlarına yapılan zamlara, dünyanın en pahalı benzinini yakan bizler neden tepkisiz kalmaktayız.</p>
<p>Bunun için yapılan eylemler cılız kalmakta elektriğe, suya, doğal gaza yapılan zamlara, insan hayatını hiçe sayıp bozuk gıda üreten üreticilere, yaptıkları reklam ve sözleşme kurallarına uymayan cep telefonu operatörlerine…vs.</p>
<p>Buna benzer daha nice yapılan yanlış uygulamalara tepki vermezken IMF’yi bahane edip, gösteri adına geçtiğimiz cadde ve sokakları savaş alanına çeviririz. Yolumuzun üstünde gördüğümüz, görevini yapmakta olan her polise, savaşta düşman askerine bile reva görülmeyen şekilde saldırırız.</p>
<p>Ülkemizin yollarındaki kaldırımı söken, babasının gönderdiği öğrenci harçlığını çektiği bankamatiği kıran, insanların borçla dertle aldığı park halindeki arabaları, esnafın geçimini sağladığı lokantasını, büfesini, dükkanını yakan yıkan zihniyetin vatanseverlik adına yaptığı bu gösteriyi halk hiçbir zaman geçmişte de, şimdide benimsemedi benimsemezde.</p>
<p>Çünkü ülkesini ve vatanını seven hiçbir kişi ülkesinin ve halkının malına zarar vermez. Bu yakılan yıkılan her şey bu ülkenin bir parçasıdır. Bu tür eylemleri düzenleyen sivil toplum örgütleri tek amaçları içindeki kin ve öfkeyi kusmak olan, yakıp yıkmaktan zevk alan kişileri aralarına katmamalıdır. Bunları halka teşhir etmelidir.</p>
<p>Bu kişilerin verdiği zarar ülke ekonomisine ve mali kriz içerisinde bulunan esnafa gereğinden fazla zarar vermektedir. Bu ülkede zarar verilen her bir kaldırım taşı bile ulusal servetimizdir. Yapılan eylem suçu olmayan bir vatandaşımızın canına mal oldu.</p>
<p>Geride akşam evine bir lokma ekmek götürecek esnafa ve çalışanına da milyarlarca liralık borç bıraktı. IMF’ye gelince onlarda söylemlerini söyleyip, kararlarını alıp hükümetle anlaşmalarını yapıp, 5 yıldızlı otellerde ülkemizin yemeklerini tadıp ülkelerine keyifle döndüler.</p>
<p><strong>Bu yazıyı sokaklarda kırıp dökerek, sözde halkını sevdiğini söyleyen ve halk için eylem yaptığını düşünen, halka zarar veren piyonlara ithaf ediyoruz…</strong></p>
<p>İlhan DENİZ<br />
Tüketiciler Birliği Antalya Şube<br />
Eğitim Komisyonu Sorumlusu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/tepki-gostermek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞANIN ÖFKESİ</title>
		<link>http://www.ekemer.com/doganin-ofkesi</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/doganin-ofkesi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 23:13:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=2233</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlunun yıllardır dünyanın her yerinde acımacısızca katlettiği doğanın kızgınlığından bizim ülkemizde nasibini aldı. Hayatında bir ağaç bile dikmemiş insanların sebep olduğu orman yangınları, rant uğruna kesilen ağaçlar, kapatılan dere yatakları yerine yapılan plansız, özensiz binalarla oluşan bir şehirleşme sonunda tüm bu acımasızlıklara dayanamayıp kızan tabiat… İnsanoğlunun doğal felaketler karşısında düştüğü çaresizliğin nasıl olduğunu gösteren açık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlunun yıllardır dünyanın her yerinde acımacısızca katlettiği doğanın kızgınlığından bizim ülkemizde nasibini aldı.</p>
<p>Hayatında bir ağaç bile dikmemiş insanların sebep olduğu orman yangınları, rant uğruna kesilen ağaçlar, kapatılan dere yatakları yerine yapılan plansız, özensiz binalarla oluşan bir şehirleşme sonunda tüm bu acımasızlıklara dayanamayıp kızan tabiat…</p>
<p>İnsanoğlunun doğal felaketler karşısında düştüğü çaresizliğin nasıl olduğunu gösteren açık bir örneği İstanbul ve çevresinde oluşan sel felaketi. Yıllardır bilim adamlarının söylediği, bilimsel analizleri dikkate almadan dere yataklarını düzelterek yapılan evlerin; bu evlere ve iş yerlerine yapılan yolların, köprülerin nasıl bir kağıt parçası gibi sel karşısında sürüklenip parçalandığı görülmüştür.</p>
<p>Teknoloji her ne kadar tabiatın kızgınlığı karşısında çaresiz kalsa da bizler televizyonlar sayesinde sel felaketini naklen izledik. İnsan gördükleri karşısında kızmakla acımak arasında gidip geliyor. Meteoroloji bir gün önceden “sel bekleniyor” diye söyleyip insanları uyarırken hiç önlem almayan, sel gelecek yolların trafiğini kesmeyen yöneticiler; otobüslerin üzerinde, ağaçların tepesinde, evlerin çatılarında canını kurtarma derdine düşen ölümle yaşam arasındaki ince çizgide gidip gelen insanları gördükçe, ölen insanları duydukça neler düşündüler acaba?</p>
<p>Açılım konusu adı altında pervasızca konuşanlar, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacaklarına söz verip yemin edenler, ettikleri yemine sadık kalmadan, etkin kimlik üzerinden siyaset yapanlar; gördünüz mü insanların birbirine nasıl yardım ettiklerini? Sizler alacağınız oy uğruna, ayrımcı siyaset yapıp, kavga ortamları yaratırken bizim insanımız tüm dünyaya yardımlaşmanın en iyi örneğini gösteriyordu.</p>
<p>Askeri helikopterin ipinin ucundaki görevli kurtaracağı kişiye ya da sivil toplum örgütünün çalışanları, polisler yardım ettiği kişilere hiç de etnik kimliğini sormuyordu. Bir can kurtarabilmenin telaşı yaşanıyordu.</p>
<p>Ölen insanların, evlerini, arabalarını, işlerini kaybedenlerin arasında kimler yoktu ki? Ama tüm bunlar yaşanırken birileri sel felaketinin ve ölen insanlar üzerinden birbirini suçlayıp siyaset yapmaya devam ediyorlardı. Biz iyiyiz, siz kötüsünüz. Biz iyi yaptık siz kötüsünü gibi…</p>
<p>Hiç de insan derdine deva olmayan ucuz basit siyasi sözler. Peki annesini, babasını, çocuğunu kaybetmiş insanların acı feryatlarına aldırmadan, hemen yanı başlarında yatan cenazelerden etkilenmeden yağmacılık yapan tüm onurlarını ve insanlık duygularını kaybetmiş insanlara ne demeli?</p>
<p>Kamaralara sırıtan denize gideceğine biz alalım diyen, oruç tutmadıkları için sel geldi deyip çekilen sel sularından eşya toplayıp sözde dindar görülenlere diyecek hiç bir şey bulamıyorum.</p>
<p>Elindeki paraları alt yapı yerine rant ve oy’a dönüştüren belediyeler, bunun sonuçlarının insanlara nasıl zarar verdiklerini gördüler. Giden, yok olan milyon dolarlık mal ve eşyalar, geriye getirilmesi mümkün olmayan ölen 40’a yakın insan. Tüm bunlardan geriye kalan bu acıları yaşayan sağlar gelecek seçimde kimleri seçer acaba?</p>
<p>Acaba, suçu ve sorumluluğu birbiri üzerine atmakta mahir politikacılarımız mı, insanlık onurlarını kaybetmiş yağmacılar mı kötü? Ya da tüm bu olanları her zamanki gibi canlı bir cenaze halinde izleyen, sorumluluk makamında “suçlu benim” diyerek ayağa kalkacak yöneticileri seçemeyen bizler mi kötüyüz? Kim bilir belki toplum olarak bu sorunun cevabını bir gün veririz.</p>
<p>İstanbul, Tekirdağ ve çevresinde oluşan selde hayatını kaybeden kişilere Allah’tan rahmet yakınlarına baş sağlığı diler; bunun yaşadığımız son felaket olmasını temenni ederiz.</p>
<p>İlhan DENİZ</p>
<p>Tüketiciler Birliği Antalya Şube</p>
<p>Eğitim Komisyonu Sorumlusu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/doganin-ofkesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİMİT VE GÜL EKONOMİSİ    (ÜLKE EKONOMİSİNİN CAN SİMİDİ; SİMİT)</title>
		<link>http://www.ekemer.com/simit-ve-gul-ekonomisi-ulke-ekonomisinin-can-simidi-simit</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/simit-ve-gul-ekonomisi-ulke-ekonomisinin-can-simidi-simit#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:31:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=2019</guid>
		<description><![CDATA[       Televizyonlarda yeni bir reklam; simit alın ki, ekonomiye can verin. Yani, ülke ekonomisinin can simidi, simit oldu. Elbette reklam, ekonominin yani tüketimin olmazsa olmazlarındandır. İnsanlar ürettiklerini satmak için önce tanıtmak zorundadırlar. Bunun da en iyi yöntemi reklamdır. Eğer simit yemekle ekonomi düzelseydi; bizim ülke ekonomimizin dünya standartlarının üzerinde olması gerekirdi. Çünkü bu ülkede çalışan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">       Televizyonlarda yeni bir reklam; simit alın ki, ekonomiye can verin. Yani, <strong>ülke ekonomisinin can simidi, simit oldu</strong>. Elbette reklam, ekonominin yani tüketimin olmazsa olmazlarındandır.</p>
<p style="text-align: left;">İnsanlar ürettiklerini satmak için önce tanıtmak zorundadırlar. Bunun da en iyi yöntemi reklamdır. <strong>Eğer simit yemekle ekonomi düzelseydi; bizim ülke ekonomimizin dünya standartlarının üzerinde olması gerekirdi</strong>.</p>
<p style="text-align: left;">Çünkü bu ülkede çalışan memur, işçi ve emekli yıllardır simit yiyor. Elbette bunlar iyi niyetle yapılmış reklamlardır. Bizler-sizler tüketeceksiniz ki tüketilen malları üretenler, kazanacaklar. Kazananlar borçlarını ödeyecekler ve ekonomi çarkı da böylece dönecek.</p>
<p style="text-align: left;">Ama bu reklamlarda seçilen <strong>simit ve gül</strong> geçim sıkıntısı içinde çırpınıp duran borçlarından dolayı farklı farklı eylem yapan, intihar eden insanlara hiç de sağlıklı bir mesaj vermemektedir.</p>
<p style="text-align: left;">    İnsanlara tüketin derken, herkes güvenle tüketmelidir. Tüketici mutlaka aldığı, tükettiği malda güven ister garanti ister. Zaten <strong>tüketicinin aldığı mala güvenmesi demek ülkesini sevmesi devletine güvenmesi demektir</strong>.</p>
<p style="text-align: left;">Demek ki ekonomiyi canlandırmak için simit yiyin, siz yerseniz uncu kazanır, susamcı kazanır demekle olmuyor. Önce hükümetin ekonomik programı halka topyekun güven verecek. İnsanlar müsrif olmaktan korkacak. Ancak bilinçli tüketmekten korkmayacaklar.</p>
<p style="text-align: left;">Alacaklar-verecekler ve bunları yaparken de yarına güvenle bakacaklar. <strong>İşsizliğin çığ gibi büyüdüğü, kredi kart borçlarının dibe vurduğu bir ortamlarda insanlara tüketin demekte ne kadar doğru onu da bilemiyorum</strong>.</p>
<p style="text-align: left;">Zaten kazanan insanlar mutlaka tüketirler. <strong>Tüketmek için önce kazanmak gerekir.</strong> Kazanamadan tüketmek bizim haklımızda çokta doğru bulunan bir yöntem değildir. Bizim kuşağımız “<strong>ayağını yorganına göre uzat</strong>” atasözleriyle büyütüldü. Gelirimizden çok harcamayı göze alamıyoruz.</p>
<p style="text-align: left;">   Zaten simit de şuanda ekmekten pahalı. Bence bir simit yerine yakında “bir ekmek alın sizde yiyin evdekilerde yesin” diye bir reklam daha çıkarsa şaşırmayın.</p>
<p style="text-align: left;">“Bir simit alın onu yiyin ve iş arayın, iş bulamazsanız da akşam eve giderken çiçek satan çiçekçi kadından eşinize bir çiçek alın.” Siz kazanamıyorsanız hiç olmazsa onlar kazansın.</p>
<p style="text-align: left;">      Bu tür yaklaşımlar, ya sorunu çok basite aldıklarının yani sorunu analiz edemediklerinin ya da çözüm üretmekten uzak olduklarının göstergesidir. Biz halkımız adına sorumlulardan gerçekçi çözümler bulmalarını,</p>
<p style="text-align: left;">“Simit ve Gül Ekonomisi” yerine “toplumun gerçeklerini gören, ayakları yere basan, halkçı yaklaşımları olan Ekonomi” istiyoruz.   </p>
<p style="text-align: left;">Kazanarak, tüketmek dileğiyle…</p>
<p style="text-align: left;">İlhan DENİZ</p>
<p style="text-align: left;">Tüketiciler Birliği Antalya Şube</p>
<p style="text-align: left;">Eğitim Komisyonu Sorumlusu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/simit-ve-gul-ekonomisi-ulke-ekonomisinin-can-simidi-simit/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NASIL AÇILALIM?</title>
		<link>http://www.ekemer.com/nasil-acilalim</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/nasil-acilalim#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 14:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=1687</guid>
		<description><![CDATA[      Günlerdir yazılı ve görsel basında bir açılımdır polemiği sürüp gidiyor. Ancak toplumun geneline baktığımızda pekte anlaşılır olduğunu görmüyoruz. Çünkü açılım sözcüğü siyasilerin yaptığı sözlü eylemlerle topluma anlatılmak yerine kavga gibi gösteriliyor. Eğer açılım toplumların uzlaştırılması anlamını taşıyorsa, önce siyasi liderlerin kavga etmeden, birbirine hakarete varan sözler söylemeden kendi aralarında daha medeni bir şekilde uzlaşmaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>      Günlerdir yazılı ve görsel basında bir açılımdır polemiği sürüp gidiyor. Ancak toplumun geneline baktığımızda pekte anlaşılır olduğunu görmüyoruz. Çünkü açılım sözcüğü siyasilerin yaptığı sözlü eylemlerle topluma anlatılmak yerine kavga gibi gösteriliyor.</p>
<p>Eğer açılım toplumların uzlaştırılması anlamını taşıyorsa, önce siyasi liderlerin kavga etmeden, birbirine hakarete varan sözler söylemeden kendi aralarında daha medeni bir şekilde uzlaşmaları ve topluma örnek olmaları gerekiyor.</p>
<p>      Gazete başlıklarının birinde bir anne şöyle diyor “elele versinler, bir çözüm bulsunlar artık yüreğimizde acı çekecek yer kalmadı.” Bu cümle bir annenin feryadı değil toplumdaki tüm annelerin feryadı olarak algılanmalıdır. Artık ülkemizde hiç kimsenin huzursuzluk istemediğinin, dövüş ve kavganın, gözyaşının yok olmasının istediğinin açık bir ifadesidir.</p>
<p>Bunu algılamak ise; artık birbiriyle kavga etmek yerine bir araya gelip gerginlik yaratmadan çözüm üretmek de siyasilere düşüyor. Çünkü bu mesaj onlara kavga etmeden uzlaşıcı çözüm aramaları gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Denir ya “Tarlada ekin biçen insanlar savaş çıkarmazlar. Savaşı saraylarda oturanlar çıkarırlar.” Çünkü dünyayı onlar parseller. Oysa Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine baktığımızda çağa uygun olarak yorumlamak gerekiyor. Cumhuriyet ideali eskiyi koruma değil, değişim iradesidir. Kültürel zenginliğimizle birlikte bunun içinde yetişmemizi, özümsememizi ve hoşgörü ile yaşatmamız gerekmektedir.</p>
<p>       Gelişmiş toplumlarda her bireyin etnik ve dini hassasiyetini, başkalarının haklarına saygı çerçevesinde serbestçe ifade özgürlüğüne sahip olması ve bununda devletçe teminat altına alınması gereklidir.</p>
<p>Önce açılımın adını koymak gerekiyor. Demokrasi açılımı mı? Kürt açılımı mı? Bence demokrasi açılımı olmalı. Demokratik haklar ve özgürlükler bu ülkede yaşayan her bireye gerekli. Demokratik açılımını yapamayan toplumlarda etnik ve dini kimlikler üzerinden siyaset yapılmaya kalkılırsa, toplumlarda bilerek ya da bilmeyerek gerginliklere neden olunur. Oysa bizim barışa ve huzura ihtiyacımız var. </p>
<p>Eğer barış ve huzuru sağlarsak ekonomik açılımlarda beraberinde getirilirse bu ülkede hızlı bir kalkınma olacaktır. Toplumun tüm beklentileri bu ülkede huzurlu bir ekonomik kalkınma yönündedir.</p>
<p>       Bugün ülkenin geneline baktığımızda üretenler ürettiklerini satamamaktan, tüketiciler ise aldıklarının pahalı olmasından şikâyetçi, memurlar kendilerine verilen zamdan memnun değil, hükümet istenen zamdan memnun değil; kısaca alanda, satanda, veren de memnun değil.</p>
<p>Tüm bu memnuniyetsizlik içerisinde birde açılım gerilimi, geçim derdiyle uğraşan insanları çoktan bıktırmaya başladı. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı daha çok huzura, barışa ve hoşgörüye ihtiyacımızın olduğu bir aydır.</p>
<p>Bu vesile ile tüm toplumumuzun Ramazanını kutlar, açılımın barış ve huzur dolu günlere doğru olmasını dileriz.</p>
<p>İlhan DENİZ<br />
Tüketiciler Birliği Antalya Şube<br />
Eğitim Komisyonu Sorumlusu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/nasil-acilalim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SINAV HAYATTA BAŞARININ ÖLÇÜSÜ MÜDÜR?</title>
		<link>http://www.ekemer.com/sinav-hayatta-basarinin-olcusu-mudur</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/sinav-hayatta-basarinin-olcusu-mudur#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 18:14:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=1021</guid>
		<description><![CDATA[      Kıssa bu ya; “Çocuk anne ve babasına sorar. Ben nasıl dünyaya geldim. Anne hemen der ki, biz bir kesme şeker aldık. Gece yatarken yastığın altına koyduk. Sabah bir de baktık ki sen olmuşsun. Çocuk hemen bir kesme şeker alır. Uyumadan önce yastığının altına koyar. Sabah uyanır uyanmaz bir bakar ki her taraf karınca olmuş. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">      Kıssa bu ya; “Çocuk anne ve babasına sorar. Ben nasıl dünyaya geldim. Anne hemen der ki, biz bir kesme şeker aldık. Gece yatarken yastığın altına koyduk. Sabah bir de baktık ki sen olmuşsun. Çocuk hemen bir kesme şeker alır. Uyumadan önce yastığının altına koyar. Sabah uyanır uyanmaz bir bakar ki her taraf karınca olmuş. Karıncalara şöyle bir bakar. Ve der ki şimdi ben hepinizi öldürürdüm, ama annelik içgüdüsü işte der.”</p>
<p>      Bende emekli bir öğretmen olarak içimdeki öğretmenlik duygusunu atamamamdan dolayı ÖSS ve SBS sınav sonuçlarını basından merakla takip ettim. ÖSS de <strong>30 bin kişinin sıfır (0) puan çekmesi,</strong> SBS’de yetersiz alınan puanlar, ÖSS’de 250 bin kişinin matematik sorusu, 750 bin kişinin fen sorusu yapmaması ve eğitim adına yazılan tüm olumsuzluklar. “<strong>Eğitim Türkiye’de alarm veriyor”</strong> diyen yetkili ağızların köşe yazılarını okudum. Sınavın yapıldığı her toplumda mutlaka başarılı ve başarısız olanlar vardır. Bu zaten sınavın doğası gereğidir. Sınav bilenle bilmeyeni, çalışanla çalışmayanı ayırt etmek için yapılır. Ancak ÖSS ve SBS sınavları bir sıralamayı belirtmek ve bu sıralamaya göre ortaöğretim kurumlarının ve üniversitelerin öğrenci alması amacıyla yapılır. Burada öğrencilerin başarısızlığının nedenleri arasında gösterilen öğretmenlerin yetersizliği ise devletin ve öğretmen yetiştiren yüksek öğrenim kurumlarının sorunu olup, bunun halledilmesi de bunlara düşmektedir. Öğretmen eğitim ve öğretimi beraber götürmek zorundadır. Öğretmen, öncelikle öğrencilerine önce toplu yaşamayı, toplumsal barışı, ülkesini ve bayrağını sevmeyi, Atatürk ilkelerini, ülke bütünlüğünü savunmayı öğretmelidir. Öğretimde ise kendi branşına göre o dersin konularını sıfırdan alıp hiç konuyu bilmeyen öğrencilerine dersi sevdirerek öğretmelidir. Okul ile dershane arsındaki farkta zaten budur. Okullardaki dersi başarmanın sınavdaki alt limiti 100 üzerinden 45’ tir.45 not ortalaması tutturulurken sözlü notları ve öğretmenin öğrenci üzerindeki kanaati de not ortalaması alınırken etkilidir. Oysa ÖSS sınavlarında sorular yapılırken önemli olan soruların altındaki 5 seçenekten doğru olanı işaretlemektir. Okuldaki sınavlarda zamanla yarışmazsınız yani geleceğiniz 3 saat 15 dakikaya bağlı değildir. Kötü giden bir sınavınızı ikinci sınavda düzeltme şansınız vardır. Başarısız olduğunuz zaman hiç kimse sizi eğitim ve öğretim adına yargılamaz aksine çocuklara çalıştıkları zaman, diğer sınavlarda başarılı olacaklarına ilişkin öğretmenlerince moral verilir. Çalıştığım liselerde teftişe gelen bakanlık müfettişleri okullardaki disiplin cezalarına bakarlardı. <strong>Disiplin cezalarının az olması, bu okullarda eğitim ve öğretimin daha barışçıl ve sevgiye dayalı yapıldığının ölçüsü olarak kabul edilir.</strong></p>
<p>      30 Bin gencimizin adli siciline bakıldığında bu gençlerin sicilleri pırıl pırıldır. Belki de adli hiçbir suç unsuruna rastlanmaz. Zannediyorum ki bu gençlerin büyük bir çoğunluğu evlerine bir lokma ekmek götürmek ve aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla çok zor şartlar altında çalışıyorlardır. Fen sorusu matematik sorusu yapmadı, yapamadı diye hiçbir yetkilinin bu gençleri, okullarını öğretmenlerini günah keçisi yapmaya hakkı yoktur. <strong>Üniversite mezunlarının girdiği KPSS sınavında da 70 barajını tutturamayan bir yığın öğrenci vardır</strong>. Bu gençler ve öğretmenleri ellerinden geleni yapmışlardır.<br />
     Öğretmenler eğitim ve öğretimde kendileri sistem yaratmazlar, eldeki mevcut sistemin uygulayıcısıdırlar. Devleti yönetenler okullarda gerekli donanımları yapıp sınıflardaki öğrenci sayılarını Avrupa standartlarına düşürüp, öğretmenlerine gerekli maddi katkıları sağlayıp, öğretmenliği daha saygın meslek haline getirdiklerinde görecekler ki Atatürk’ün öğretmenleri bu nesilden öyle bir eser oluşturacaklar ki bu esere tüm dünya hayran kalacak. <strong>Eğitim fakirin sermayesi zenginin faizi olmaktan biran önce kurtarılmalıdır.</strong></p>
<p>Buda bizi yöneten hükümetlere ve siyasilere düşmektedir. Çünkü <strong>eğitime yapılan yatırım insana yapılan yatırımdır</strong>.</p>
<p>İlhan DENİZ</p>
<p>Tüketiciler Birliği Antalya Şube</p>
<p>Eğitim Komisyonu Sorumlusu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/sinav-hayatta-basarinin-olcusu-mudur/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MEMURUN HAYALİ</title>
		<link>http://www.ekemer.com/memurun-hayali</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/memurun-hayali#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 18:21:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=941</guid>
		<description><![CDATA[Öğretmen olarak çalıştığım yıllarda, arkadaşlarımın mesaiden artan zamanlarında hep ikinci bir iş yaptıklarına şahit oldum. Zaman zaman aynı şeye diğer memurlarda da rastladım. Bugünde bazı memurlar ek iş yapmaktadırlar. Kimi seyyar satıcılık, garsonluk, yağlı boyacılık, taksicilik… gibi. Bunun asıl nedeni memurun zengin olma hevesi değildir. Aldığı maaşın büyük kentlerdeki yaşam savaşına yetmemesidir. Yada girdiği bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğretmen olarak çalıştığım yıllarda, arkadaşlarımın mesaiden artan zamanlarında hep ikinci bir iş yaptıklarına şahit oldum. Zaman zaman aynı şeye diğer memurlarda da rastladım. Bugünde bazı memurlar ek iş yapmaktadırlar. Kimi seyyar satıcılık, garsonluk, yağlı boyacılık, taksicilik… gibi. Bunun asıl nedeni memurun zengin olma hevesi değildir. Aldığı maaşın büyük kentlerdeki yaşam savaşına yetmemesidir. Yada girdiği bir konut kooperatifinin aylık ödentilerini yatırmak içindir. Belki de hasbelkader aldığı ikinci el bir otomobilin borcunu ödeme çabasıdır. Üniversitede çocuk okutuyorsa onun masraflarına biraz olsun katkı sağlamak için. Bu arkadaşlarımızla zaman zaman sohbet ettiğimizde aslında yaptıkları işten çokta memnun olmadıklarını, ama <strong>aldıkları maaşın insanca yaşamalarına yetse</strong> bu işi yapmayacaklarını söylerler. Emekli olduklarında emekli ikramiyesiyle bir ev almak zaten hayaldir otomobil ise lükstür. Bu şekilde memur ve çalışanların ikinci bir ek iş yapması da hem kayıt dışı ekonomiyi güçlendiriyor, hem de işsizliği arttırıyor.</p>
<p>Oysa 16 Haziran 2009 tarihinde OYAK genel müdürü Sayın Coşkun ULUSOY ‘un basına verdiği geniş bir açıklama ile aslında memurun emekli olduğunda bir ev bir araba hayalinin gerçek olabileceğinin kanıtıydı. Biliyoruz ki OYAK bir TSK kuruluşudur. Ve üyelerinin maaşından % 10 bir kesinti yapılır. Üyeler daha sonra emekli olduklarında kendilerine bu kesintilere karşılık emekli sandığının verdiği ikramiye haricinde isterlerse toplu bir para ödenir. Buna benzeyen birde öğretmenlere ait İLKSAN vardır. Aşağıda vereceğimiz miktarlara bakıldığında OYAK’ın üyelerinin hayallerinin nasıl gerçekleştirdiğini çok açık ve net olarak görürüz. Yaklaşık olarak 39 yıllık bir korgeneral OYAK’tan 441 Bin TL, Emekli sandığından 65 Bin TL, 31 yıllık Kd. Albay OYAK’tan 248 Bin TL, Emekli sandığından 55 Bin TL, 31 yıllık Kd. Bsçvş OYAK’tan 196 Bin TL emekli sandığından 38 Bin TL alırken; 29 yıllık bir ilkokul öğretmeni İLKSAN ’dan 17 Bin TL, Emekli sandığından 38 Bin TL alır. Bu tabloya baktığımızda insan elbette SGK ile OYAK arasında bir kıyaslama yapıp, OYAK ve üyelerine gıpta ile bakmadan edemiyor. Aynı ülkede çalışan bir memurun birinin kurduğu bir birim emeklilik hayallerini gerçekleştirirken <strong>diğeri üyelerine cep harçlığı</strong> olacak kadar bir para veriyor.</p>
<p>Türkiye de OYAK gibi bir kuruluş böylesine güzel işler yapıp, üyelerinden aldığı parayı en güzel şekilde değerlendirirken, emekli sandığı, sigorta, bağ-kurun özelliklede İLKSAN’ın neden böyle şeyleri yapamadığını sorgulamadan yapamıyoruz. Elbette iyi yönetilip kar edip milyonlarca üyesi olan emekli sandığı ve İLKSAN’ ın da üyelerine böylesi güzel şeyler yaşatmasını isteriz. Ama sanırım Bu işler siyasilere düşüyor. Çünkü bu kurumlara özel nitelikler kazandırıp, dürüst, çalışkan, tarafsız, siyasetten uzak yöneticiler atamak bunlara düşüyor. Sayın ULUSOY modeli ihraç edebiliriz. Polise, öğretmene diğer memurlara da uygulayabiliriz diyor. Şimdi buradan bizi yöneten ve yönetmeye talip olan tüm siyasilere sesleniyorum. Elimizde böylesine güzel örneği olan bir model kurum varken <strong>neden hala milyonlarca memur, işçi çalışanın hayalleri gerçekleşmez</strong>. İnsanlar yarınlarına güvenle bakamazlar. Çalışanlar gelecek kaygısı olmadan ikinci bir iş düşünmeden mesleklerinde daha başarılı, verimli olmanın yollarını böyle kurumlar oldukça sağlayacaklardır.</p>
<p> Eski bir çalışan olarak devleti yönetenlerin; çalışanlarına, memurlarına, en azından bir ev bir araba hayallerinin gerçekleştirecek sistemi hayaller hayal olmadan hayata geçirmelerini dileriz….</p>
<p> İlhan DENİZ</p>
<p>Tüketiciler Birliği Antalya Şube</p>
<p>Eğitim Komisyonu Sorumlusu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/memurun-hayali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EKMEĞİMİZ YUFKA</title>
		<link>http://www.ekemer.com/ekmegimiz-yufka</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/ekmegimiz-yufka#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 09:19:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİMCİ GÖZÜYLE-İLHAN DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=823</guid>
		<description><![CDATA[Basından bir haber: “12. Likya-Kaş Kültür ve Sanat festivaline katılan Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay yerde yufka ve gözleme yapan kadınları görünce hijyenik ortamda yapılmadığı için kızdı.” Bu haberi okuyunca çocukluğumu, çocukluğumun geçtiği yerleri hatırladım. Yufka ekmek Anadolu’nun her yerinde yapılsa da genellikle, konar-göçer toplumlarda yapılan bir ekmek çeşididir. Çünkü yufkayı yapmak ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Basından bir haber: “12. Likya-Kaş Kültür ve Sanat festivaline katılan Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay yerde yufka ve gözleme yapan kadınları görünce hijyenik ortamda yapılmadığı için kızdı.”</p>
<p>Bu haberi okuyunca çocukluğumu, çocukluğumun geçtiği yerleri hatırladım. Yufka ekmek Anadolu’nun her yerinde yapılsa da genellikle, <strong>konar-göçer toplumlarda</strong> yapılan bir ekmek çeşididir. Çünkü yufkayı yapmak ve pişirmek için kullanılan malzemeler kolay taşınabilir. Hamur yoğurmak için hamur leğeni, yufkayı yapmak için senit ve oklava, pişirmek için sac; bunların <strong>hepsi birer emek ve sanat eseridir</strong>.</p>
<p>Marmara, Ege ve Akdeniz bölgesinde yufkalar haftalık yapılır ve odun ateşinde sacın altı küllenerek pişirilir. (yufkanın daha iyi pişmesi için) Ancak Anadolu’nun bazı yörelerinde yufka pişirilirken odun yerine ekin sapı kullanılır ve 5-6 aylık yetecek kadar, çok yapılıp ıslatılmadan evlerde üst üste konularak muhafaza edildiğini gördüm. Yufka yapmak üstün beceriler isteyen, kadınlara has bir marifettir. Genellikle yufka ekmek annenin kızlarına öğrettiği usta-çırak ilişkisiyle öğretilir. Yufka yapılırken Anadolu’da kadınlar arası dayanışmanın, yardımlaşmanın en iyi örnekleri görülür. Yufka yapmak için bazı yerlerde komşular toplanıp, birbirinin yufkalarını beraberce yaparlar. Yufka yapımının sonuna doğru <strong>bazlama, sıkma, sac böreği(gözleme) gibi farklı yiyecekler</strong> de yapılır.</p>
<p>Cuma günü Anadolu’da köylünün dinlenme günüdür. Erkekler evdeki ihtiyaç ve pazar eksiklerini giderirlerken, kadınlarda çamaşır, temizlik ve yufka yapımı gibi ihtiyaçlarını tamamlarlar. <strong>Tüketim toplumu olmaktan üretim toplumu olmaya doğru yönelen bir gidiştir bu</strong>. Çünkü buğdayı kendi üretip, değirmende öğütüp ekmeğe dönüştürmek. <strong>Yani kendi kendine yetmek. </strong>Anadolu’nun diğer yerlerinde de kendi yörelerine has tandır, lavaş, mısır ekmeği, ev ekmeği gibi ekmek çeşitleri yapılır.</p>
<p> Oysa kentlerde insanlar ekmek ihtiyaçlarını fırından karşılarlar. <strong>Ekmek yapımında bazı girdiler arttıkça bunlar ekmek fiyatlarına yansır. Buda tüketiciyi tedirgin eder</strong>. Oysa köylerde ekmeğe yapılan zam köylüyü etkilemez. Çünkü ekmeğini kendisi üretir. Anadolu’da ekmek yapımı, üretimi kadınla öylesine özdeşleşmiştir ki “<strong>Elinin hamuru ile erkek işine karışma</strong>” diye atasözümüz bile vardır. Türk toplumunda ekmek kelimesi farklı deyimler içinde kullanılır. Öyle ki insanlar iş ararken, çalışırken zoru “Ekmek aslanın ağzında hatta midesinde” başkalarına kötülük yapma anlamında “Kimsenin ekmeği ile oynama” denir. Bir tanıdığının işlerinin iyi olduğunu ifade etmek için ”Onun ekmeği bütün” yada evlenmek isteyen gençlere anneleri babaları veya büyükleri gençlerin bir işleri yok ise onlara geçimlerini sağlama tavsiyesinde bulunmak için “Elin önce ekmek tutsun” derler.</p>
<p>Türk toplumunda ekmek öylesine kutsaldır ki <strong>yere düşen bir ekmek parçasını insanlar alıp öptükten sonra ayakaltında olmayan bir yere koyarlar</strong>. Bu toplumun ekmeği yenecek zamana getirinceye kadar verilen emeğe olan saygılarındandır. Aynı zamanda tanrıya olan şükürleridir.</p>
<p> Ekmek nasıl kutsal ise ve el üstünde tutulması gerekiyorsa, elleri ekmek tutacak geleceğimiz nesillerini, gençlerini el üstünde tutmalı, baş tacı etmeliyiz.</p>
<p><strong> </strong>Atatürk’ün yurdumuzu emanet ettiği geleceğimizin ve bu cennet vatanımızın teminatı olan gençlerimizin hepsinin ellerinin emek ve sanat eseri ekmek tutması dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/ekmegimiz-yufka/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
