<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eKemer - Antalya Kemer&#039;in Yorum Portalı &#187; KAOSUN EŞİĞİNDE &#8211; SÜLEYMAN TURAN</title>
	<atom:link href="http://www.ekemer.com/c/kaosun-esiginde/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ekemer.com</link>
	<description>Antalya Kemer&#039;in Yorum Portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 04 Jun 2010 21:05:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>DOST KİM, DÜŞMAN KİM?</title>
		<link>http://www.ekemer.com/dost-kim-dusman-kim</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/dost-kim-dusman-kim#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 21:38:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8600</guid>
		<description><![CDATA[İki arkadaş arasında geçen bir diyaloga yer vererek, hayatta hiçbir kavramı veya olguyu şematize etmemek gerektiğine vurgu yapmaya çalışacağım: &#8230; “Bugün büyük bir üzüntü yaşadım. Bir tanıdığımın ihanetine uğradım. Bundan böyle ondan nefret edecek ve düşman saflarda göreceğim belki ama, kafam da bir hayli karışık bu konuda.” “Tam olarak kafanı karıştıran ne?” diye sorar arkadaşı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki arkadaş arasında geçen bir diyaloga yer vererek, hayatta  hiçbir kavramı veya olguyu şematize etmemek gerektiğine vurgu yapmaya  çalışacağım:</p>
<p>&#8230; “Bugün büyük bir üzüntü yaşadım. Bir tanıdığımın ihanetine uğradım.  Bundan böyle ondan nefret edecek ve düşman saflarda göreceğim belki  ama, kafam da bir hayli karışık bu konuda.”</p>
<p>“Tam olarak kafanı karıştıran ne?” diye sorar arkadaşı.</p>
<p>“Düşünüyorum da gerçekte dost kim, düşman kim? Canımızı sıkan,  tekerimize taş koyan, acı çekmemize yol açan; hayat satrancı oynarken,  daima karşı cepheyi destekleyen kişi midir düşman?</p>
<p>Ya da savaşta bizimle  hiçbir bireysel sorunu olmamasına rağmen, göğsümüze doğru ateş eden  asker mi?</p>
<p>Bir iş arkadaşım vardı zamanında. Kariyerimde ilerlememi  geciktirmek için elinden geleni yaptı. Onun yüzünden terfilerim hep  gecikti. Sürekli sağda solda eksik yönlerimden bahsedip, işe yaramaz  olduğuma dair açıklamalar yapıyordu. Bir gün, çalıştığım şirketin genel  koordinatörü ile arasında geçen konuşmasına tanık oldum. Bir üst  pozisyonu hak etmediğimi iddia etti. İngilizce dışında dil bilmediğimi,  bilgisayar kullanımı hakkında yeterli donanıma sahip olmadığımı söyledi.  Belki inanmayacaksın ama, o güne kadar bu konudaki eksikliklerimin çok  da farkında değildim. Nihayetinde,  İngilizce bilmek pek çok sorunumu hallediyordu. İyi kötü bilgisayar da  kullanabiliyordum. Bir düşmanım bana bu gerçekleri hatırlattı. Yoksa  düşmanlarımız, dostlarımızdan daha mı objektif davranıyorlar bazı  konularda?”  “Bu son olay terfi etmeni ne kadar etkiledi?”  “Terfim bir yıl gecikti. Aynı pozisyonda çalışırken bilgisayar  kursuna yazıldım ve dokuz ay boyunca İspanyolca dersleri almaya  başladım. Bir yıl gecikmeli terfi ettiğimde, artık iyi biçimde  bilgisayar kullanıyor ve orta düzeyde İspanyolca konuşabiliyordum. Şimdi  bu düşmanıma kızmalı mıyım? Belki de teşekkür etmeliyim.</p>
<p>Düşmanlarımız  hayat satrancı oynarken, oyunumuzun gelişmesine katkı yapmıyorlar mı  sence? Öte yandan, madem bu dünya acı çekme yeri, acı çekmemize yol açan  ve dünyevi davranan birilerini neden düşman ilan ediveriyoruz? Din  büyüklerimiz, acı çekmek ruhu olgunlaştırıp bizleri cennete  yaklaştırıyor dediklerine göre, bizlere kötülük edenler dost mu düşman  mı?</p>
<p>İsa Peygamber &#8216;Sana bir tokat atana öbür yanağını da çevir!&#8217;  dediğine göre dostun da düşmanın da kim olduğu belirsiz kalmıyor mu? Bu  dediğime kızacaksın belki ama, çoğu zaman neşelenmemi sağlayan  ve sürekli olarak omuz veren senin gibi dostlara bozulmuyor da değilim.  Arada sırada dünyevi davranıp, beni üzmen de gerekmez mi?  Şimdi söyler misin azizim, düşman kim, dost kim?”</p>
<p>Arkadaşının yanıtı kısa ve net olur: “ Dost, düşman diye bir şey  yoktur. Sadece herkesin hayatta oynadığı bir rol vardır. Benim rolüm de  sana bu şekilde davranmak. Hepsi bu.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/dost-kim-dusman-kim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇİNLİ LING VE DÜRÜSTLÜK ÜZERİNE</title>
		<link>http://www.ekemer.com/cinli-ling-ve-durustluk-uzerine</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/cinli-ling-ve-durustluk-uzerine#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Apr 2010 07:50:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8330</guid>
		<description><![CDATA[Dürüst olmanın uzun vadede neler kazandırabileceği ile ilgili kısa bir hikaye var: Bir zamanlar giderek yaşlanan ve arkasında bir veliaht bırakması gerektiğini anlayan Çinli bir hükümdar varmış. Vezirlerinden veya çocuklarından birisini veliaht seçmek yerine, farklı birşey yapmaya karar vermiş. Ülkesindeki bütün gençleri huzuruna çağırmış ve onlara şöyle seslenmiş: &#8220;Artık tahttan çekilmemin ve yerime yeni bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dürüst olmanın uzun vadede neler kazandırabileceği ile ilgili kısa bir hikaye var:</strong></p>
<p>Bir zamanlar giderek yaşlanan ve arkasında bir veliaht bırakması gerektiğini anlayan Çinli bir hükümdar varmış. Vezirlerinden veya çocuklarından birisini veliaht seçmek yerine, farklı birşey yapmaya karar vermiş.</p>
<p>Ülkesindeki bütün gençleri huzuruna çağırmış ve onlara şöyle seslenmiş: &#8220;Artık tahttan çekilmemin ve yerime yeni bir hükümdar seçmemin vakti geldi. Hükümdar olarak içinizden birisini seçeceğim.&#8221; Gençler bu sözleri şaşkınlıkla dinlemişler. Hükümdar devam etmiş: &#8220;Bugün herbirinize bir tohum vereceğim. Tek bir tohum. Ama bu çok özel bir tohum. Hepinizin evlerinize dönüp o tohumu ekmenizi, sulamanızı ve bir yıl sonra tohumdan çıkan bitkiyle geri gelmenizi istiyorum. O zaman bana getireceğiniz bitkiler hakkında hüküm verip benden sonra tahta geçecek hükümdarı seçeceğim.&#8221;</p>
<p>Saraya çağrılanların arasında Ling isminde bir genç vamış ve herkes gibi ona da bir tohum verilmiş.  Ling, eve dönüp başından geçenleri heyecanla annesine anlatmış. Annesi ona bir saksı ve biraz da toprak vermiş. Ling, tohumu itinayla ekmiş ve güneş ışığı görebileceği bir pencere kenarına koymuş. Her gün saksıya su vererek, bitkinin tohumun açıp açmadığını kontrol etmiş.</p>
<p>Üç hafta kadar sonra, Ling&#8217;in mahallesindeki gençlerden bazıları tohumlarının nasıl açtığını, bitkilerin nasıl büyümeye başladığını anlatmaya başlamışlar. Ling bu sözleri duyduktan sonra her defasında eve gidip kendi tohumunu kontrol etmeye başlamış. Gelgelelim, saksının içinde büyüyen hiçbir şey görünmüyormuş. Haftalar birbirini kovalamış, ama değişen hiçbir şey olmamış.</p>
<p>Bu arada, Ling&#8217;in arkadaşları ballandıra ballandıra saksılarındaki çiçeklerden bahsediyorlarmış. Ling&#8217; in ağzını ise bıçak açmıyormuş. Zira hakkında konuşacağı bir çiçeği yokmuş. Elinde toprak dolu bir saksı varmış o kadar. Ve artık başarısız olduğuna inanmaya başlamış&#8230;</p>
<p>Aradan altı ay geçmiş. Ling&#8217;in saksısında çiçekten eser yokmuş hâlâ. Tohumunun çürüdüğüne kanaat getirmiş. Ling&#8217; den başka herkesin kocaman çiçekleri, ya da ağaç fidanları olmuş, ama onun koca bir saksısı, o kadar!</p>
<p>Bir yıl tamamlandığında, ülkenin gençleri yetiştirdikleri bitkileri, karar vermesi için hükümdarın huzuruna getirmişler. Ling, annesine boş bir saksıyı hükümdara götüremeyeceğini söylese de, annesi saksıyı götürmesini ve dürüst davranmasını öğütlemiş. Ling&#8217;in sıkıntıdan karnı bile ağrımış, ama annesinin haklı olduğunu bildiğinden sözünü tutmuş. Böylece, o da boş saksıyı saraya götürmüş.</p>
<p>Saraya ulaştığında diğer gençlerin getirdiği çeşit çeşit bitkiler karşısında hayrete düşmüş. Hepsi de güzel renklerde, güzel biçimdelermiş ve nefis kokular yayıyorlarmış. Birbirlerine çiçeklerini nasıl böyle güzel yetiştirdiklerini ciddi ciddi anlatan diğer gençler, Ling&#8217;in elindeki boş saksıyı görünce kahkahalarla gülmüşler. Birkaçı da onun durumuna üzülmüş ve omzuna dokunup &#8220;Boş ver, elinden geleni yapmışsın!&#8221; demişler.</p>
<p>Hükümdar gençlerin yanına gelip bitkileri incelemiş. Bu sırada, Ling arkalara kaçıp gizlenmeye çalışıyormuş. &#8220;Ne kadar da büyük ağaçlar ve çiçekler yetiştirmişsiniz öyle!&#8221; demiş hükümdar. &#8220;Bugün içinizden birisi yeni hükümdar olarak tayin edilecek.&#8221;</p>
<p>Birden, imparator elinde boş saksıyı tutan Ling&#8217;i görmüş. Hemen, muhafızlarına onu yanına getirmelerini emretmiş. Ling, korkudan titremeye başlamış. &#8220;Hükümdar başaramadığımı gördü, herhalde beni öldürtecek!&#8221; diye düşünüyormuş.</p>
<p>İmparator, yanına getirilen Ling&#8217; e ismini sormuş. Diğer gençlerin hepsi gülmeye ve kendi aralarında Ling&#8217;le alay etmeye başlamışlar. Hükümdar bir el hareketiyle hepsini susturmuş. Ling&#8217;i yanına almış ve sonra da kalabalığa ilan etmiş: &#8220;Yeni imparatorunuzu selamlayın! Adı Ling!&#8221; Ling kulaklarına inanamıyormuş. Tohumundan tek bir filiz bile çıkmamışken nasıl olurda imparator seçildiğini merak etmiş.</p>
<p>Hükümdar konuşmasına devam etmiş: &#8220;Bir yıl önce herbirinize bir tohum verdim, onu ekip sulamanızı istedim ve bir yıl sonra da bana getirmenizi istedim. Ama sizlere verdiğim tohumların hepsi kaynatılmıştı ve dolayısıyla da filiz açmaları mümkün değildi. Ling hariç hepiniz bana çeşit çeşit ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdiniz. Tohumunuzun büyümediğini görünce, size verdiğim tohumun yerine başka bir tohum ektiniz. İçinizden sadece Ling, kendisine verdiğim tohumun olduğu saksıyı bana getirme cesaretini ve dürüstlüğünü gösterebildi. Bu yüzden, yeni imparatorunuz o olacak.&#8221;</p>
<p>Dünyada ikiyüzlülük, yalan, kötülük, savaş ve sonu gelmez çekişmeler olsa da iyimser olmak için hala çokça nedenimiz var. Bunların başında, hala Linglerin var olması geliyor. Ve Lingler dürüstlükleriye, erdem ve ışık savaşçılarına örnek olmaya devam ediyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/cinli-ling-ve-durustluk-uzerine/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TORA BORA&#8217;DA ÇOBAN OLMAK</title>
		<link>http://www.ekemer.com/tora-bora-da-coban-olmak</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/tora-bora-da-coban-olmak#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 02:53:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=8092</guid>
		<description><![CDATA[Diş ağrısı çekenler, dişleri sağlam olanları; yoksulluk çekenler de parası çok olanları mutlu sanırlar. Bernard Shaw XXX Dünyaya kim olarak geleceğinizle ilgili iki seçeneğinizin olduğunu varsayalım. Tora Bora yöresinde fakir bir çoban veya İngiltere&#8217; de, Kraliyet Sarayı&#8217; nda bir prens olarak. Bu iki seçenekten birini tercih etmeniz istense, büyük olasılıkla yanıtınız prens olmak olurdu herhalde. Pekiyi neden? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Diş ağrısı çekenler, dişleri sağlam olanları;  yoksulluk çekenler de parası çok olanları mutlu sanırlar.</em></strong></p>
<p><em> </em>Bernard<em> </em>Shaw</p>
<p>XXX</p>
<p>Dünyaya  kim olarak geleceğinizle ilgili iki seçeneğinizin olduğunu varsayalım. Tora Bora  yöresinde fakir bir çoban veya İngiltere&#8217; de, Kraliyet Sarayı&#8217; nda bir prens  olarak. Bu iki seçenekten birini tercih etmeniz istense, büyük  olasılıkla yanıtınız prens olmak olurdu herhalde.</p>
<p>Pekiyi  neden? İngiliz Prens, Tora Boralı çobandan daha mı mutludur?</p>
<p>Bu seçenekler bana  sunulsa, çoban olmayı tercih ederdim.</p>
<p>Sübjektif gerekçelerimi  belirteyim: Bir çobanın sınırlı ilişkileri vardır. Yaşantısı çok sadedir.  Kafası bir prense göre  daha az karışıktır. Çevresinde entrikalar dönmez. Suratına gülüp, arkasından  olumsuz konuşan dostlara sahip değildir. Bir sürü sıkıcı törene katılma  zorunluluğu yoktur. Güvenlik sorunu olmadığından, korumaları  olmaksızın istediği yere gidebilir. Sürekli olarak göz önünde ve paparazi  takibinde değildir. Bu nedenlerden ötürü ruhu daha dingindir. Dolayısıyla  da daha mutludur.</p>
<p>Öte yandan  Tanrı, prens olarak dünyaya yollayacağı kişinin kalbini hüzünlere bürür. Genelde  bu konumdaki insanların ruh sağlığı, çok hassas dengeler üzerine inşa  edilmiştir. En ufak bir sıkıntıda moralleri yerle bir olur. Tanrı, daha  başından, prense verdiği güç kadar, güçsüzlük de bağışlamıştır.</p>
<p>Öte  yandan, prensin ekonomik açıdan güçlü olması, onun çok mutlu olduğunu göstermez.  Mutluluk içsel bir duygudur ve çoğu zaman, ekonomik güçlülük gibi dışsal  koşullardan bağımsızdır.</p>
<p>Tüm bu nedenlerden  dolayı çoban olarak dünyada bulunmak daha akılcı görünüyor. Hüzünlerden,  entrikalardan uzak, dingin bir yaşam dururken, prens olmak neyime  yarayacak?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Biraz da gülelim:</strong></span></p>
<p>YANLIŞ ANLADI</p>
<p>Oldukca yakışıklı ve cüsseli, her hali ile dört  dörtlük bir adam bardan içeri girer. Yanında bir devekuşu ile bara  yaklaşırlar ve adam barmene seslenir:<br />
-Bana bir viski!<br />
Devekuşunu  gösterek:<br />
&#8220;Ona da bir bardak su&#8221; der ve içtikçe içerler.<br />
Sonra adam &#8220;hesap&#8221;  der. Barmen:<br />
-27 Dolar 45 cent.<br />
Adam elini cebine atar. Cebinden  çıkardığı paranın hepsini bırakır ve çıkar.<br />
Barmen parayı sayar. Tamı tamına  27 Dolar 45 cent.<br />
Adam ve devekuşu ikinci gün yine gelirler ve aynı  yerde içerler.</p>
<p>&#8220;Hesap&#8221; der. 36 Dolar 18 cent. Adam elini  cebine atar; bütün parayı bırakır çıkarlar. Barmen sayar. Tam 36  Dolar 18 cent. Barmen şaşkın şekilde olayın sırrını çözmeye çalışır. Üçüncü  ve dördüncü gün adam ve devekuşu gelip, gece geç saatlere kadar içerler. Hesap  ne kadar olursa olsun elini cebine atıyor bütün parayı bırakıyor, barmen  sayıyor. Hesap tam. Ne eksik ne fazla. Barmen kafayı yemek üzere dayanamıyor ve  bu işin sırrını soruyor. Adam anlatıyor:</p>
<p>-Bir gün Aladdin&#8217; in sihirli  lambasını buldum. İçinden cin çıktı ve bana üç dilek dilememi söyledi. Ben de  diledim&#8230;<br />
1- Çok yakışıklı ve kadınların hayran olduğu bir tipim  olsun!<br />
2 -Her yerde ve her zaman ne kadar paraya ihtiyacım olursa olsun,  elimi cebime attığımda hazır olsun!</p>
<p>Barmen paranın sırrını öğrenmiş ve  rahatlamıştır. Sonra devekuşunu göstererek sorar:<br />
-Pekiyi bu ne? Adam cevap  verir:<br />
-O mu? &#8220;3.dileğim&#8221; der. Beni hiç yalnız bırakmayacak uzun  bacaklı bir piliç istemiştim.Cin, yanlış anladı!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/tora-bora-da-coban-olmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR BEDEVİ, BİR HIRSIZ VE BİR FIKRA</title>
		<link>http://www.ekemer.com/bir-bedevi-bir-hirsiz-ve-bir-fikra</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/bir-bedevi-bir-hirsiz-ve-bir-fikra#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 15:13:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7869</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda, insan davranışları ile ilgili edindiğim en önemli izlenim, bireylerin git gide bencilleşme eğilimi göstermeleridir. Şuna yakın ifadeleri çok sık duyuyorum: “O kişiye yardımcı oluyorsun ama, bunun sana yararı ne? Sevgili kardeşim, nihayetinde gemisini kurtaran kaptandır&#8230; Bilmelisin ki her koyun kendi bacağından asılır&#8230; Dünyayı kurtarmak sana mı kaldı?” Bu ve benzeri sözler&#8230; Bu düşünce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda, insan davranışları ile ilgili edindiğim en önemli izlenim, bireylerin git gide bencilleşme eğilimi göstermeleridir. Şuna yakın ifadeleri çok sık duyuyorum: “O kişiye yardımcı oluyorsun ama, bunun sana yararı ne? Sevgili kardeşim, nihayetinde gemisini kurtaran kaptandır&#8230; Bilmelisin ki her koyun kendi bacağından asılır&#8230; Dünyayı kurtarmak sana mı kaldı?” Bu ve benzeri sözler&#8230;</p>
<p>Bu düşünce yapısına doğru sürüklenen insanlar günden güne toplumcu siyasi oluşumlardan uzaklaşma eğilimi göstermektedirler. Özellikle insanımızı bu noktaya taşıyan olay, yıllardır ülkemize Batı tarafından dayatılan neo-liberal politikalardır. Günden güne insan profilimiz, toplumcu düşüncelerden uzak, acımasız, duyarsız Batılı insan profiline yaklaşmaktadır.</p>
<p>Bu noktada, bu tarz düşünen insanlar için çok kısa bir hikaye anlatacağım:</p>
<p>Bedevi, çölde yol alırken bir adama denk gelir. Adam susuzluktan ölmek üzere olduğunu söyleyince, devesinden inip, adama su verir. Bedevinin bir anlık boşluğundan faydalanan adam, deveye bindiği gibi oradan kaçar. Bunu gören bedevi, adama arkadan seslenir: <strong>“Suyu içtin, devemi de çaldın ama, ne olur bunu kimseye anlatma!” </strong><br />
Hırsız, sebebini merak eder ve arkasına dönüp sorar: <strong>“Pekiyi neden?” </strong><br />
Bedevi, üzüntü içinde şunu söyler: <strong>“Eğer bu olay duyulursa, bundan sonra çölde gerçekten zor durumda kalmış birine kimse yardım etmez ve su vermez.” </strong></p>
<p>Bedevi, haksızlığa uğramış ve olayı kabullenmiştir. Yine de bu durumun bir başkasının hayatını olumsuz etkilemesini istemeyecek kadar erdemlidir.</p>
<p>Biraz da gülelim:</p>
<p>Nasrettin Hoca evlenmeye niyetlenir. Eş,dost, bir hatunu öve öve öve göklere çıkarırlar.<br />
-Şöyle huylu!<br />
-Böyle soylu!<br />
-Dünyalar güzeli&#8230;<br />
Hoca&#8217;nın gönlünü çelerler. Hoca ile hatun evlenirler. Zifaf gecesi yüz görümlüğünü veren Hoca, gelinin duvağını kaldırır. Aman Allah&#8217;ım! Çirkin bir gelin. Gelin hanım, kocasına sadakatini göstermek için:<br />
-Hoca efendi, akrabalarından kime görüneyim, kime görünmeyeyim? diye sorar.<br />
Hoca şaşkın. Der ki:<br />
-Aman hatun, bana görünme de kime görünürsen görün!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/bir-bedevi-bir-hirsiz-ve-bir-fikra/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>11 EYLÜL SALDIRILARINA SUBJEKTİF YAKLAŞIMIM</title>
		<link>http://www.ekemer.com/11-eylul-saldirilarina-subjektif-yaklasimim</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/11-eylul-saldirilarina-subjektif-yaklasimim#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 15:10:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7596</guid>
		<description><![CDATA[Bu saldırılarla ilgili, karmaşık düşünceler içindeyim&#8230; Konuyla ilgili, realist düşünen yönüme başvurunca şu yanıtı alıyorum: Bu tür karmaşık ve politik boyutları olan olaylarla ilgili yaklaşımım, kendi içinde çelişik gibi görünse de şudur: Her olay aynen bizlere göründüğü gibidir ve tamamen doğru yansımıştır. Aynı zamanda göründüğünün tam tersi olarak yansımış olabilir. Aynı zamanda da bu ikisinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu saldırılarla ilgili, karmaşık düşünceler içindeyim&#8230;</p>
<p>Konuyla ilgili, realist düşünen yönüme başvurunca şu yanıtı alıyorum: Bu tür karmaşık ve politik boyutları olan olaylarla ilgili yaklaşımım, kendi içinde çelişik gibi görünse de şudur: Her olay aynen bizlere göründüğü gibidir ve tamamen doğru yansımıştır. Aynı zamanda göründüğünün tam tersi olarak yansımış olabilir. Aynı zamanda da bu ikisinin karışımı veya dışında olarak değerlendirilmelidir. Bu şekilde değerlendirilecek bir olaydan mutlaka mantıklı bir sebep sonuç ilişkisi çıkar. Ancak öncelik daima “aynen göründüğü gibidir” yaklaşımına verilmelidir. Komplocu yaklaşımlar mümkün olduğunca geri planda tutulmalıdır.</p>
<p>Bu saldırıyı, “aynen göründüğü gibidir”&#8217; e göre yorumlarsak; eylemi ABD&#8217; ye çok kızan ve özellikle Ortadoğu politikalarını beğenmeyen bir grup radikal islamcının yaptığı sonucuna varırız.</p>
<p>Eylem, bu kişilerce çok gizli biçimde tasarlanmış ve sorunsuz olarak icra edilmiştir. Eylem tasarısı ile ilgili bilgiler toplanmış, detaylar dışarıya sızdırılmamış ve olayı gerçekleştirenler başından sonuna kadar istihbarat servislerinden gizlenmeyi başarmışlardır.</p>
<p>Eylemci grup, davalarına sıkı sıkıya bağlı ve öldüklerinde, öbür dünyada ödüllendirilecekleri düşüncesi ile hareket eden kişilerden oluşturulmuş ve bu yönde motive edilmişlerdir.</p>
<p>Nihayetinde, eylem tasarlandığı biçimde, hiç bir aksilik yaşanmaksızın gerçekleştirilmiştir. Bu bir gerçek saldırıdır ve komplo teorilerine itibar edilmemelidir.</p>
<p>“Herşey göründüğünün tam tersidir” veya öyle değerlendirilmelidir yaklaşımına göre ise senaryo şöyle: Olayın sorumlusu ABD içinden birileridir. Hatta denilebilir ki eylem, Amerikan istihbaratı içinde bir grubun oluru ve yardımı ile gerçekleştirilmiştir. Planlama ve uygulamada katkıları olmuştur. Tek yanlış hesapladıkları şey ise hasarın büyüklüğüdür.</p>
<p>Sonuçlarına bakıldığında eylem, ABD&#8217; nin işine gelmiş gibi görünmektedir. Sonucun kime yaradığına bakıp faile ulaşılmaya çalışılırsa, bu senaryo geçerliymiş gibi görünmektedir. Ancak bu yaklaşımda hatırda tutulması gereken önemli nokta, bazı durumlarda, bir eylemin hiç istenmeyen ve hesap edilemeyen bir sonuç da doğurabileceği gerçeğidir. Bu olayda, insanların bir bölümü haklı olarak Amerikan İstihbarat Servisleri&#8217; nden şüphelenmektedir. Bu duruma yol açan en önemli neden, eylem ve sonrasında oluşan kuşku uyandırıcı noktalardır.</p>
<p>Maket bıçaklı birkaç kişinin bu sayıda uçağı aynı anda kaçırması ve hiçbir aksilik yaşanmaması, eylemcilerin kullandığı iddia edilen eğitim broşürlerinin kolaylıkla ele geçirilmesi, eylemi kimsenin üstlenmemesi, hiç olmazsa ikinci kuleye saldırının önlenememesi ve CIA gibi güçlü bir örgütün hiçbir şeyden haberdar olmaması gibi nedenlerle insanlar, olayın pek çok noktasına kuşku ile yaklaşmaktadır.</p>
<p>Diyelim ki insanlar bu şüphelere kapılmakta haklılar. Bir takım mantıklı gerekçeleleri de var. Bu noktada şu sorular akıllara gelmektedir: Eylem sonuçları itibarı ile ABD&#8217; nin ulusal çıkarlarına ne ölçüde hizmet etti? Üstelik hangi Amerikan çıkarı üç bine yakın masum insanın hayatından değerlidir ki bu eyleme yardımcı olunsun? Kim kendi ülkesinde yaşayan, aynı havayı soluduğu vatandaşlarına karşı bu denli acımasız bir saldırının destekçisi ve planlayıcısı olabilir? Amerika, Afganistan&#8217; a veya Irak&#8217; a girmese kıyamet mi kopardı? Ya da bu işgaller için başkaca gerekçeler yaratılamaz mıydı? Ayrıca eylemi gerçekleştirenler hangi motivasyonla ikna edildiler? Nihayetinde olayda hayatlarını yitirdiler. Ne vaad edebilirsiniz ki böyle bir eylem için?</p>
<p>Üçüncü yaklaşımla düşündüğümde ise bu iki ihtimalin dışında olasılıklar geliyor aklıma. Provakasyondan hoşlanan ve ABD&#8217; yi bazı ülkelere karşı kışkırtmak isteyen bir güç odağı. Yani belki de olayın faili ne ABD derin devleti ne de radikal islamcılar. Hem ABD&#8217; den hem de radikal islamcılardan nefret eden bir odak&#8230;. Bu odak, birilerinin inaçlarından ve insani zaaflarından yararlanıp, bu eylemi gerçekleştirmiş olabilir.</p>
<p>Çok itibar etmediğim komplocu yönüm ise şunları fısıldıyor: Eylem politik bir nedenle yapılmadı. Havalar yüzünden yapıldı. Olayın faili derin devlet olsa da sebebi küresel ısınma. Birileri küresel ısınma bu haliyle devam ederse, ileride buzulların eriyeceğini ve ABD&#8217; nin önemli bir bölümünün sular altında kalacağını, dolayısıyla yeni yerleşim alanlarına ihtiyaç duyulacağını hesap etti. Böyle bir durumda gidilebilecek alanlar yaratabilmek için, derin devlet bu eylemi gerçekleştirdi.</p>
<p>Eylemi gerçekleştirenler, belirtilen isimler olsa bile perde gerisindekiler çok farklı. Hükümet değil, ama birtakım derin oluşumlar. İki yüz elli milyonluk halkın geleceği için üç bin insan feda edildi. Tıpkı, Kod Adı Kılıçbalığı adlı filmde verilen mesajda olduğu gibi: Gerektiğinde, ABD halkının çıkarları ve varlığının devamı için, devlet görevlileri ve normal sivil insanlar feda edilebilir.</p>
<p>Nihayetinde o uçaklar o kulelere çarptı. Çünkü küresel ısınmanın etkisiyle sular yükseldiğinde ABD vatandaşlarının sığınabilecekleri Afganistan gibi yüksek rakımlı bölgeleri olmalıydı. Amerikan ekonomisindeki durgunluk, Irak gibi yerlerde hakimiyet sahaları oluşturma düşünceleri ve dünyayı kontrol altında tutma çabaları da işin başkaca bir boyutunu oluşturdu&#8230;</p>
<p>Felsefi anlamda tamamen idealist olan yönüme başvurunca ise şu yanıtı alıyorum: Eyleme doğa üstü bir gerekçe bulunmalı. Çocukluğumuzdan beri bizlere bahsedilen feleğin çarkı bu olayın faili.. Dünya&#8217; nın üzerinde yer alan, tek tek insanların ve bir bütün olarak insanlığın kader çizgisini belirleyen o çark. Öyle bir çark ki olayları kaçınılmaz kılan, dönen ve dönerken de canlar alan&#8230; Yapısına akıl sır ermez. Tüm gerginliklerin, yaşanan acıların mimarı. İnsanlara yaşadığı her mutluluğun bedelini ödeten, gül bahçeleri içinde bile kalplere hüzün salan o çark&#8230;</p>
<p>İdealist yönüme göre, bu çarkın insanlardan bir beklentisi var: Bizlerin bireysel olarak olgunlaşmamız; insanlığın da günün birinde Tanrı&#8217; ya layık, erdemli noktaya gelmesi ve büyük sınavını tamamlaması.</p>
<p>İnsanlık ayağa kalktı, büyüdü, yürümeyi öğrendi, olgunlaştı ve pek çok gerçeğin farkına vardı. Erdemli filozoflar ve din bilginleri, iyiliğe, dostça paylaşımlara ve yardımlaşmaya işaret edip, insanlığın bir bütün olduğunu benimsetmeye çalıştıysalar da, bunu anlamak önemli bir kesimin işine gelmedi. Çağlar boyu bazı şeyler hep yanlış gitti. Kötü ve bencil olmak, iyi olmaktan daha kolay ve az maliyetli oldu insanoğlu için. Ancak ona doğru yolu gösterecek bir yapı lazımdı.</p>
<p>Çark dönüyor ve bu tarz kaçınılmaz olaylarla acı çektirmeye devam ediyor. Çünkü insanlık, onun beklentilerinden son derece uzak tavırlar içinde.</p>
<p>Her olayın olduğu gibi, 11 Eylül&#8217; ün de faili o çark!</p>
<p>Tüm bu fikir jimnastiğinin sonunda ulaştığım net bir sonuç yok. Kimin var ki!</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>NOT: Editörümüzün verdiği bilgiye göre, köşem 18 farklı ülkeden okunuyormuş. Bu ülkeler şunlar:</p>
<p>Litvanya, İngiltere, Lübnan, Dubai, İsrail, İspanya, Almanya, ABD, Fransa, Bulgaristan, Kenya, Avusturya, Irak, Ermenistan, İtalya, Kıbrıs, Ukrayna, Yunanistan.</p>
<p>Bu vesile ile tüm yerli ve yabancı okurlarıma teşekkür etmek ve saygılarımı sunmak istiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/11-eylul-saldirilarina-subjektif-yaklasimim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TARAF IN TARAFI</title>
		<link>http://www.ekemer.com/taraf-in-tarafi</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/taraf-in-tarafi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 08:16:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7478</guid>
		<description><![CDATA[Taraf adlı gazete, 15 Kasım 2007&#8242; de yayın hayatına başladı. 18 Kasım 2007&#8242; de Bizimkemer&#8217; de aşağıdaki satırları kaleme aldım: &#8230;. Solcu olduğunu iddia eden ve öyle geçinen Çetin Altan’ ın, İkinci Cumhuriyetçi olarak yetiştirdiği iki oğlundan biri olan Ahmet Altan, Taraf isminde bir gazete çıkarmaya başladı. Kendisine karşı daha ilk günden ön yargılı değilim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Taraf adlı gazete, 15 Kasım 2007&#8242; de yayın hayatına başladı. 18 Kasım 2007&#8242; de Bizimkemer&#8217; de aşağıdaki satırları kaleme aldım: </strong></p>
<p>&#8230;.</p>
<p>Solcu olduğunu iddia eden ve öyle geçinen Çetin Altan’ ın, İkinci Cumhuriyetçi olarak yetiştirdiği iki oğlundan biri olan Ahmet Altan, Taraf isminde bir gazete çıkarmaya başladı. Kendisine karşı daha ilk günden ön yargılı değilim ama yine de içimden şu soruyu sormak geliyor: <strong>Taraf acaba kime taraf? </strong></p>
<p>İşçi sınıfına mı taraf, yoksa küresel sermayeye mi?<br />
Atatürkçü Düşünce Sistemi’ ne mi taraf yoksa ‘resmi dairelerde ne çok Atatürk resmi var!’ diyen AB yetkililerine mi?<br />
Kemalizm’ e mi taraf yoksa neo-liberalizme mi?<br />
‘Tüm insanlık kardeştir, bir bütün olarak dayanışmalıdır’ diyene mi taraf yoksa ‘altta kalanın canı çıksın!’ Gemisini kurtaran kaptandır!’ diyene mi?<br />
Laik yapıya mı taraf, yoksa ‘laiklik yeniden tanımlansın!’ diyene mi?<br />
Demokrasiyi amaç olarak belirleyene mi taraf, yoksa onu başka rejim kurma yolunda araç olarak kullanmaya çalışana mı?<br />
Fidel Castro’ ya mı taraf yoksa W. Bush’ a mı?<br />
Bağımsız Türkiye’ ye mi taraf, yoksa küreselleşme sürecine mi?</p>
<p>Korkarım ki istediğimiz politik çizgiye karşı ve hazzetmediğimiz yaklaşımlara taraf&#8230;  <strong>Umarım yanılan ben olurum&#8230; </strong></p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p>Aradan yaklaşık iki buçuk yıl geçti. Yazımda umarım yanılan ben olurum demiştim. Ama maalesef yanılmamışım. Yanılmış olmayı çok isterdim.</p>
<p><strong>Artık herkes biliyor, Taraf&#8217; ın kime taraf olduğunu&#8230; Ne sormaya gerek var ne de yanıtını belirtmeye&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/taraf-in-tarafi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SEVGİLİYE AÇIK MEKTUP</title>
		<link>http://www.ekemer.com/sevgiliye-acik-mektup</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/sevgiliye-acik-mektup#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 16:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=7080</guid>
		<description><![CDATA[Şans meleğim, uğur kelebeğim, şiirsel aşkım, Seni seviyorum&#8230; Elbette ki, çok sık kullanmamalıyım bu cümleyi; çok iyi biliyorum. İçini tam olarak doldurmadıkça, gereğini yapmadıkça seslendirmemeliyim&#8230; Öznel anlayışıma göre hayat, çölde yürüyüşe benzer. Yürüyüş boyunca, çeşitli vahalara denk gelinir ve güzellerle karşılaşılır. İnan ki hiç bir güzeli, seni sevdiğim gibi, tüm kalbimle sevemedim. Hep bir şeyler engel oldu. O engelin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şans meleğim, uğur kelebeğim, şiirsel aşkım,</p>
<p>Seni seviyorum&#8230; Elbette ki, çok sık kullanmamalıyım bu cümleyi; çok  iyi biliyorum. İçini tam olarak doldurmadıkça, gereğini  yapmadıkça seslendirmemeliyim&#8230;</p>
<p>Öznel  anlayışıma göre hayat,  çölde yürüyüşe benzer. Yürüyüş boyunca, çeşitli vahalara denk gelinir ve  güzellerle karşılaşılır.</p>
<p>İnan ki hiç bir güzeli, seni sevdiğim gibi, tüm kalbimle sevemedim. Hep bir  şeyler engel oldu. O engelin ne olduğunu sonunda anladım. Ne kadar minnettarım o  engellere ve temelinde yatan gerekçeye bilemezsin.</p>
<p>Evren&#8217; deki tüm sembol ve sinyaller seni işaret ediyor. Ta uzaklardan bir  kasırga esiyor ve beni sana doğru itiyor. Karşı duramıyorum bu yönlendirici  fırtınaya&#8230;Dalga dalga yayılan bu diriltici fırtınayı kim durdurabilir  ki!.. Kaldı ki canıma minnet. Karşı durmak isteyen kim!</p>
<p>Sensizken, güzel yerlerde dolaşmak bile sonsuz hüzün veriyor kalbime. Seninle  ise bozkırda, ıssız bir ormanda veya hiç bir özelliği  olmayan yerlerde dolaşmak bile sonsuz mutluluk verebiliyor. Sayende ruhum  dinginleşiyor. Engin, şiirsel maviliklere yol alıyorum. Kulağıma büyülü müzikler  çalınıyor. Müziklerin makamı, bir yönüyle çok tanıdık, bir yönüyle  de inanılmaz gizemli ve yabancı&#8230;</p>
<p>Sabah serinliğinde uyanıyorum. Ufka bakıyorum. Tanrı&#8217; nın büyüklüğünü  düşünüyorum. Ufuktaki kızıllık, ruhumu sonsuz bir yolculuğa çıkarıyor. Bu aşk  sayesinde, sınırlı iradem sonsuzluğu anlayabilme yolunda devasa adımlar atıyor.  Her zaman geriye kalan o bilinmezi ve sonsuzluğu algılar gibi oluyorum.</p>
<p>&#8220;Beni sık sık düşünüyor musun?&#8221; diye sormuştun geçende. Düşünmediğim tek bir an  varmış gibi.</p>
<p>Şairin de dediği gibi: <strong>&#8220;Kendim kadar aklımdasın.&#8221;</strong> Tabii kendimde  isem&#8230;</p>
<p>Kendimde olmadığım anlarda ise düşlerimi işgal ediyorsun. Bütünsel bir işgal  harekatı bu. Tüm tersanelerime girilmiş, bütün ordularım dağılmış&#8230;Dünyanın en  güzel işgal harekatı olsa gerek bu. Tamamen teslim olmuş durumdayım. Her yerde  beyaz bayraklar dalgalanıyor. Hepsi, kılıfından yeni çıkarılmış. Tertemiz, pür  beyaz&#8230; İşgal ordusu, gül denizi ile karşılanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/sevgiliye-acik-mektup/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LAİKLİK NEDEN ÖNEMLİDİR?</title>
		<link>http://www.ekemer.com/laiklik-neden-onemlidir</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/laiklik-neden-onemlidir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 11:08:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=6890</guid>
		<description><![CDATA[Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. “Tavuk toplum” önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.               CHARLES DARWIN LAİKLİK NEDEN ÖNEMLİDİR? Hemen herkesin bildiği basit tanımıyla laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Bu dar tanımının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. “Tavuk toplum” önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.               CHARLES DARWIN<br />
<strong><br />
LAİKLİK NEDEN ÖNEMLİDİR? </strong></p>
<p>Hemen herkesin bildiği basit tanımıyla laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.</p>
<p>Bu dar tanımının ötesinde laiklik, çağdaşlaşma ve insan hakları kavramları ile çok yakından bağlantılıdır. Laiklik, çoğunluğun azınlığa baskı yapmasını önlediği için insan hakları açısından çok önemli bir ilkedir. Halklar ve farklı inanç grupları arasında hoşgörü ve diyalog kurulmasına yardımcı olur. Dolaylı yoldan, dünya barışına katkı sağlar. Bu yönüyle demokrasinin, çağdaşlaşmanın en önemli unsurudur.</p>
<p>Laikliğe eleştiri getirilerek demokrat olunamayacağı açıktır. Türkiye’ de, daha fazla demokrasi isteği maskesi altında laikliği eleştirenler, başka düzen kurma peşindeki takkiyecilerdir. İnsanların çatışmasını, saflara ayrılmasını, birbirini küçük görmesini önleyen laik yapının demokrasiye katkıları meydanda iken, o yapıyı yıpratmaya yönelik eleştiri yapmak demokratlığa ne ölçüde sığmaktadır?</p>
<p>“Laiklik sadece Kemalist elitlere, solculara ya da Türkiye’ de yaşayan farklı inanç sahibi gruplara lazımdır” iddiasındaki Siyasal İslamcılara hatırlatmak istediğim şudur: Gerçekte laiklik herkese lazımdır. Dedikleri gibi bile olsa, laiklik Türkiye’ de Yahudi birisi açısından önemli ve gerekliyse, İsrail’ de veya Amerika’ da Müslümanlar için gereklidir.<strong> Laik yapı veya uygulamalar burada Yahudiyi veya Hıristiyanı “kolluyorsa” <span style="text-decoration: underline;">İsrail’de, ABD’ de veya Fransa’ da Müslümanı korur. </span></strong></p>
<p>Laiklik ve demokrasi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdırlar. Laiklik, demokrasinin en önemli ve vazgeçilemez ögesidir. Laikliğin olmadığı yerde demokrasi tam olarak hayat bulamaz.</p>
<p>Mesela kuruluşu sırasında Anayasasına laiklik ilkesini resmi olarak koymayan İsrail gibi bir din devletinde demokrasi, 1948 senesinden beri hiçbir askeri darbe ile kesintiye uğramadan başarıyla uygulanagelmiştir. Ancak orada laik bir yapının olmaması demokrasi düzeyi açısından handikaptır. Anayasalarında yazılı olmasa dahi, pek çok aydın yetiştirmiş olan Yahudi halkının laiklikten çok da uzak oldukları söylenemez.</p>
<p>Bazı aşırı dinci oluşum ve siyasi odakları (Şas partisi gibi) bir kenara bırakırsak, özellikle Avrupa’ dan göçmüş Yahudiler, bireysel olarak laikliği özümsemişlerdir. Tabii ki kendilerine “Anayasanıza buna yönelik madde ilave edin” diyecek değiliz. Bu, kendi iç meseleleridir. Ancak bir gün, buna yönelik bir düzenleme yaparlarsa, demokrasileri açısından son derece yararlı olacaktır.</p>
<p>Laik bir ülkede yaşayan insanlar, zamanla kendileri de bu kavramı içselleştirerek, günlük yaşamlarında ona uygun davranmaya başlarlar. Bu sayede demokrasi kültürü de yeşermeye ve hayat bulmaya başlar.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
Yaşadığım kısa bir olayı anlatırsam, daha açıklayıcı olacağım kanısındayım:</strong></span> Bir İsrailli arkadaşımla Antalya’ da sinemaya gittik. Film öncesi yemek yemeğe karar verdik. Yemek menüsü geldi. Arkadaşıma ne yiyeceğini sordum. İskender kebabı yemek istediğini söyledi. Yahudi inancına göre aynı yiyecekte et ve süt ürünü karıştırılmayacağını bildiğimden, arkadaşıma bu Türk yemeğinde hem et, hem de yoğurt olduğunu hatırlattım. Kendisi de bana dindar bir insan olmadığını, dolayısıyla herhangi bir sakıncası bulunmadığını söyleyince siparişi verdik. Burada durumu ona hatırlatmam, arkadaşımın inancına saygı duymamdan kaynaklıdır. Arkadaşım dindar birisi olsaydı ve siparişini değiştirseydi, son derece normal karşılardım. Ancak daha ileri gidip benim bu yiyeceği tüketmeme olumsuz baksaydı, bu durumu kabullenmezdim. Çünkü nihayetinde onun inancı kendisini bağlar. Dini pratiğini bana dayatamaz. İşte bireyler arası ilişkilerde laiklik, benim Yahudi arkadaşımın inancına saygı duymam ve onun da bana bu konuda herhangi bir telkinde bulunmamasıdır. Durum özetle budur.</p>
<p>Hiç kimse kendi sübjektif inancını yüzde yüz Tanrısal ve tartışılamaz bir bilgiymiş gibi başkasına dayatamaz. Aksi halde ne insan hakları kalır, ne özgürlük ne de demokrasi. Dayatmacı yapısı olan teokratik düzenlerde, ayrı inançlara sahip insanların dost olmaları mümkün değildir. Laikliğin esas önemi de buradan kaynaklıdır.</p>
<p>İnanç, sübjektiftir ve asla objektifmiş gibi değerlendirilemez. Nihayetinde sizin herhangi bir şeye inanmanız onun yüzde yüz doğru olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Sonuçta demokrasinin en önemli ögesi laikliğin olmadığı yerde çatışma, anlaşmazlık ve kaos olması muhtemeldir. Bu nedenle demokrasi adına laikliği eleştirmek dünyanın en büyük çelişkilerinden biridir. Kişi gerçekten demokrasi yanlısı ise laikliği eleştirmeyi bir kenara bırakıp, tam tersine onun güçlenmesine yönelik çabalar içinde olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/laiklik-neden-onemlidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERDEMİN SAVAŞÇISI-2</title>
		<link>http://www.ekemer.com/erdemin-savascisi-2</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/erdemin-savascisi-2#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 06:40:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=6752</guid>
		<description><![CDATA[Zor durumda iken sevdiği kadınları tek tek düşünüyor ve içlerinden en unutulmaz olanın üzerinde yoğunlaşınca şunu görüyordu: En sevdiği oydu. Çünkü en farklı biçimde şekillenen, karşı cins içinde geçmişi kendisine en zıt kişi oydu. Evrenin Dili’ ni kavrama yolunda önemli mesafeler katetmişti. Sinyaller ve semboller yardımıyla çözdüğü pek çok olay vardı. Zaman zaman düşleri ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zor durumda iken sevdiği kadınları tek tek düşünüyor ve içlerinden en unutulmaz olanın üzerinde yoğunlaşınca şunu görüyordu: En sevdiği oydu. Çünkü en farklı biçimde şekillenen, karşı cins içinde geçmişi kendisine en zıt kişi oydu.<br />
Evrenin Dili’ ni kavrama yolunda önemli mesafeler katetmişti. Sinyaller ve semboller yardımıyla çözdüğü pek çok olay vardı.</p>
<p>Zaman zaman düşleri ile gerçeği birbirine karışıyordu. Bazen düşlerinin onu yanılttığı zamanlar da yok değildi. Düşleri yorumlamakta ustalaşmıştı oysa.</p>
<p>Hayat yürüyüşünde gereksiz girişimlerde bulunduğu da oluyordu. Girişimleri sonuçsuz kaldığında, duruma Tanrısal gerekçeler bulma yoluna gidiyordu. Sonucunda bu olayı kaderinin ana yolunda yürümek için sapılması gereken ara yolların varlığına bağlıyordu.</p>
<p>Bazen anlam veremediği sıkıntılar yaşıyordu. Bu duruma yönelik derinlemesine analizler yapıyordu. Sıkıntılarının sebeblerini ancak onları tamamen aşınca gerekçelendirebiliyordu. Öncesinde bunu yapması engelleniyordu. Zira her şey, Tanrı’ nın istediği gibi olup bitmeliydi. Bu durumu anlayışla karşılıyordu.</p>
<p>Erdem savaşçısı sık sık ölümü düşünüyordu. Ona göre adil bir olaydı ölüm. Sonucunda herkes tadıyordu. Bazıları daha erken yaşta tatsa bile, sonuçta herkesin başına gelen olayın adaletsiz olması olanaklı değildi..</p>
<p>Geçmişe dönüp baktığında pek çok olayı zihninde not ettiğini gördü. O not ettiği olayların hiç biri tesadüfi değildi. Bazı enstantaneleri beynine kazımıştı. Onları bugün yaşadıkları ile kıyaslamada adeta bir şablon ve ölçüt olarak kullanıyordu.</p>
<p>İhanet içindeki bir yüz ifadesini onlarca metre öteden görebiliyordu. Kafasında belirlediği bir bölgeye doğru gittikçe dozajı azalan bir bakıştı bu. Oralarda insanlar daha mutlu olduklarından olacak, daha az ihanet içindeydiler. Gizli gündemli insanlara rastlamak çok zordu o taraflarda&#8230;</p>
<p>Erdem savaşımına ve mücadelesine bir kılıf bulma peşindeydi. Mücadele ettiği başkaları mıydı yoksa bir çeşit iç hesaplaşma mı yaşıyordu? Şunu sorguluyordu: Gerçekte mücadele ettiğimiz, başkaları değil de kendimiz miyiz acaba? Düşmanlar sadece mücadeleye vesile unsurlar mı?</p>
<p>Erdemin savaşçısı, ne kadar bilirsek bilelim daima geriye bilinemeyecek doğrular olduğu fark ettiğinde, uzaklara dalıp gidiyordu&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/erdemin-savascisi-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERDEMİN SAVAŞÇISI-1</title>
		<link>http://www.ekemer.com/erdemin-savascisi-1</link>
		<comments>http://www.ekemer.com/erdemin-savascisi-1#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 09:30:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekemer.com/?p=5960</guid>
		<description><![CDATA[Erdemin savaşçısı, dostluk ve düşmanlık kavramlarına farklı yaklaşırdı. Her iki kavramı da şematize etmezdi. Her dostlukta bir parça düşmanlık; her düşmanlıkta bir parça dostluk olduğunu bilirdi. Bir kimseyi en az bir yıldan beri tanımıyorsa, kendisiyle ilgili belirgin bir fikre sahip değildi. Bir konuda düşünürken, toplumlar ve sınıflar üstü yaklaşımlar sergilerdi. İnsanlığı bir bütün olarak düşünür; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erdemin savaşçısı, dostluk ve düşmanlık kavramlarına farklı yaklaşırdı. Her iki kavramı da şematize etmezdi. Her dostlukta bir parça düşmanlık; her düşmanlıkta bir parça dostluk olduğunu bilirdi.</p>
<p>Bir kimseyi en az bir yıldan beri tanımıyorsa, kendisiyle ilgili belirgin bir fikre sahip değildi.</p>
<p>Bir konuda düşünürken, toplumlar ve sınıflar üstü yaklaşımlar sergilerdi. İnsanlığı bir bütün olarak düşünür; çıkar çatışmaları sonucu gelişen yapay ayrılıklarla ilgilenmezdi. Sadece ayrılıkların giderilmesi çabası içerisindeydi.</p>
<p>Silah taşımazdı. Büyük satrançlarını politik manevralar yardımıyla oynardı. Çok gerekli ise, silahlı yasal güçleri kanunlar çerçevesinde kalmak koşuluyla satrancının bir parçası yapardı. Silahın, silahsız bir dünya yaratma amaçlı kullanılması yanlısıydı.</p>
<p>Erdemin savaşçısı kimseden nefret etmez; kimseyi de çok aşırı sevmezdi. Çok sevip de ileride bir hayalkırıklığı yaşayabileceği riskini daima göz önünde bulundururdu.</p>
<p>Politik ve felsefi yaklaşımlarını dile getirirken coşkuluydu ama, cümlelerini kurmadan önce akıl süzgecinden geçirmeyi ihmal etmezdi.</p>
<p>Empati kurmakta ustadıydı. Kendini başkalarının yerine koyup düşünmeye bayılırdı.</p>
<p>Erdemin savaşçısı, ideal insan olarak nitelendirilmek için çaba harcardı.</p>
<p>Bazen kendini Evren’ deki gerilimlerin merkezinde hissediyordu ve bazen de tersine olağanüstü dingin&#8230; Gerilimleri sırasında kalbi ona karşı çok haindi ve ne yapsa yatışmak bilmiyordu.</p>
<p>Tanrısal sırlar ifşa etmişti. Sonucunda, Evrenin Ruhu’ nda dalgalanmalara sebebiyet vermişti. İfşaanın bedelini öderken, kendini Franz Kafka’ nın romanlarındaki kahramanlar gibi hissediyordu.</p>
<p>Dünyanın güzel yerlerinde dolaşırken sonsuz hüzünler yaşarken, bozkırda veya çölde kalbini sonsuz mutluluk kaplayabiliyordu.</p>
<p>Zaman zaman kendine, doğasına, karakterine aykırı şekillenmiş kalpleri fethediyordu. Bu fetihler sırasında yaşadığı acı, tarif edilemez boyutlardaydı.</p>
<p>Bazen, hayatta hiç duymadığı bir müzik çalınıyordu kulağına. Bu sayede çocukluğundaki düşlerine geri dönüş yapıyordu.</p>
<p>En büyük işlere girişmeden önce çok tereddüt geçiriyordu. Büyük sınavlara hazırlanırken, gerekli tüm çalışmayı yapıyordu ama, sınava girerken kaybedeceğini düşüyordu.</p>
<p>En zor anında, en büyük dostunu ve düşmanlarını gözünün önüne getiriyordu. Düşmanını bir gün alt etmek isteğinin, direngenliğini ne denli arttırdığını düşünüp içinden ona teşekkür ediyordu. Dostu ise savaş azmini kırıyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekemer.com/erdemin-savascisi-1/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

