DELİRİYORUM……..! Ali Kemâl SEN’AN
Kasım 15, 2009 tarihinde admin tarafından
AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN kategorisinde yayımlanmıştır.
Sevgili okurlarım, uzun bir aradan sonra sizinle yeniden buluşmak güzel.
Çölde geçirdiğim sekiz aydan sonra ben bu köşedeki yazı dizime, yaşamakta olduğumuz bahar günlerinin benim içimde yarattığı coşkudan bahsederek başlamak istiyordum. Ancak 3 Nisan günü Hürriyet Akdeniz ilavesindeki manşet haberini gördükten sonra delirdim, oturduğum yerde sekiz defa zıpladım. Hanımla münakaşa ettim, kapıdaki çöp kovasını tekmeledim.
Haberi okumadınız ise mutlusunuz. Sinirlerinizin bozulması ertelenmiş demektir. Ama eninde sonunda öğreneceksiniz ve eğer biraz düşünürseniz, hele daha önceden biraz gezmiş ve birikim sahibi iseniz sizde bir şeyleri tekmeleyeceksiniz.
Haber şu; DENİZİN ORTASINA PORTAKAL HEYKELİ..!
Sevgili okurum, şu an çok kızgınım ve tuşlara basmakta zorlanıyorum. Bu ülkede yaşayıp ta yöneticilerin yada kendini “fikir babası” sayan birilerinin aymazlıklarına şahit olmadığımız gün geçmeyecek mi? Bu nasıl iştir? “Denizin ortasında portakal heykeli…..!” inanamıyorum. Antalya’da yaşayan, buranın ekmeğini yiyen, suyunu içen buranın tarihi havasını soluyan biri olarak bu fikre inanamıyorum.
Antalya denince birilerinin aklına “Portakal” geliyor. Buna inanamıyorum. Xhantos’tan Alaiye’ye kadar uzanan sahil şeridi üzerinde yüzlerce tarihi ören yerine sahip olduğumuz halde, Aynı şerit üzerinde 18 ayrı medeniyetin yaşadığını bildiğimiz halde, buraların bir portakal ile simgelendirilmesine İNANAMIYORUM. İNANMAK İSTEMİYORUM. Bu kötü bir rüya, bu bir kabus, ve ben ter içinde uyanacağım.
Lütfen beni iyi okuyun.
Kahire’deki bir günüm.
Beni hava limanından alıp otelime yerleştirdiler. Biraz dinlenip lobiye indim. Sonra, yemek saati geldi ve salona geçtim. Yemekten sonra tekrar odama çıkıp üzerimi değiştim. Amacım havuza girmekti. Öyle de yaptım. Akşam üzeri spor bir kıyafetle şehri gezmeye çıktım. Dükkanların vitrinlerine baktım, kavşaklara, taksilere, insanların üzerlerindeki tişörtlere, belediyenin diktiği anıtlara, çiçeklerle yapılmış animasyonlara baktım.
İNANIN BANA gördüğüm her yerde eski MISIR’a ait bir unsur vardı. Sabah kalktığımda gözümü açar açmaz beni yastığımın üzerine Altın rengi ile işlenmiş Nefertiti karşıladı. Diğer yastıkta ise Ramses vardı. Her yerde, bardakların üzerinde havuzun tabanında, tabakların kenarlarında, vitrinlerde köşelerde, her yerde eski Mısır izleri, logoları siluetleri vardı. Eski Mısır öğelerini bir ulus olarak kabullenmişler bunların tamamını kendi logoları olarak düşünüp dünyaya tanıtma yarışına girişmişler. Her Mısır’lı üzerinde eski Mısır’a ait unsur barındırıyordu. Ben gördükçe şaşırıyor, şaşırdıkça oraları, o resmini gördüğüm eserleri görme isteği ile dolup taşıyordum. Heyecanla katıldım turlara.
Ey, Antalya’nın sözüm ona “Muhteşem fikir babaları” Bu güzelim memleket için “Antalya’yı Dubai Yapacağım” diyenler. Bizim logomuz yok öyle mi? Bizim Aspendos’umuz yok, bizim Kaleiçimiz, bizim Pergemiz, Alanya kalemiz, Bizim Düdenimiz, Phaselisimiz, O muhteşem Xsanthosumuz yok değil mi? Oralarda yaşayıp devirlerine imza atmış muhteşem krallar yaşamadı buralarda. Bizim Telmessosumuz da yok zaten. Hani ya bizim Hadrian kapımız mı var? Ya Olympos? O Yunanistan’da değil miydi?
Bir lafım daha var; şu “Antalya’yı Dubai yapacağım” lafına çok takılıyorum. Bu sözü söyleyenler Dubai’yi ne kadar biliyorlar? Biliyorlar mı ki oranın çeşmelerinden tuzlu deniz suyu akıyor? Biliyorlar mı ki oranın denizi abdest suyu gibi, çevresinde bir tek yeşillik yok. Burada özenmesi gerekenler Dubailililer değil mi? Onlar demeliler “Dubai’yi Antalya yapacağım” diye.
Portakalı çok severim. Suyunu sıkarım, kışın kabuklarını soba üzerine koyarım mis gibi kokarlar. Yeşillikleri yıl boyu eksilmez. Tıpkı güzelim çam ormanlarımız gibi. Hayır Bence denize portakal heykeli koymayalım. Çam ağacı koyalım. Ama durun bakalım. Çam ağacı logosunu Kanada kullanıyor.
Biz oraya bu aymazların heykelini koyalım. Çok anlamlı olur.
Ali Kemâl SEN’AN (Eskimeyen yazılarından)




Tam bir delisin. Ne işin var ulan oralarda.
Pakistan’dan misafirimiz var, gel.
Usta, hani benim marangoz atölyem içinde mitolojik hikaye yazacaktın. Unutmadın umarım. Gelirsen çay içmeye beklerim. Ama kasılıpta gelmezsen…
Gülen yüzünü resimde bile olsa görmek güzel. Bütün Kemer sohbetlerini özlemiştir ve benim gibi düşünüyordur. Burada olmanı çok isterdik, ama kıymetini bilemediler. Şarkının sözlerinde olduğu gibi,
Gittiğin yerde mutlu ol,
Ya da gel, kalbimde taht’a sahip ol.
Delidir ne yapsa yeridir.Seni yeniden görmek cok güzell…
BENDE DELİRİYORUM….
BENDE DELİRİYORUM…AMA BEN BAŞKA ŞEYDE EKLEYECEĞİM…
DELİRİYORUM…ÇÜNKÜ;PHASELİS PRENSİ adlı kitabının ALCAM.SATCAM. sitesinde 386865 kodlu ürün olarak 5.00 TL.ye satılmasına ve de..SEVGİLİ YAZARIMIN nerde olduğunu BİLMEDİĞİME DELİRİYORUM….
Sevgili Leyla duymayan yorumunuzu okudum.Alcam satcam sitesine baktıgınızda(dikkatlice)PHASELİS PRENSİ adlı kitabın 2.el fiyatının 5 tl olduğunu görürsünüz.Kitabın asıl fiyatından daha ucuza satılması demek AKDENİZİN DELİSİNİ tanımıyor olmaları demektir.Her hakkı ALİ KEMAL SENAN a saklıdır. Yazarımız nerde diye sormuşşunuz HÜSEYİN SOYDABAŞ ın Ne kadarını alabiliyorsunuz yazısını okudugunuzda yazarımız ALİ KEMAL SENAN ın Abu Dhabi de oldugunuda göreceksiniz…
ben marmariste bir akşam üstü balık avlarken,ali kemal senan ile tesadüf tanıştım.onu çok sevdim.ayakta biraz sohbet ettik.bu ülkenin ali kemal senan gibi insanlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
hayallerin sınırı mı var allahaşkına…salla gitsin.o da ööööle yapoooorrrr.
Ali Kemal hiç değişmemişsin . izmiri bırakıp ne zaman gittin oaralara.
halıcıoğlu, prof. yılo 1986 personel okuluhafızanı zorla bakalım
Sahi hiç değişmemişsin aynısın …selamlar