DİZİLER VE YURDUM İNSANI
Kasım 25, 2009 tarihinde admin tarafından
KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN kategorisinde yayımlanmıştır.
Yurdum insanı, yerli dizi izlemeye bayılır. Kuşkusuz “yerli” diziye aşırı merakı milliyetçi olmasından kaynaklanmaz. Kendinden unsurlar bulmasından olacak bayılır dizilere.
Yurdum insanı, dizilerde izlediklerinin hayatın içinde bire bir gerçekleştiğini sanmasından mıdır bilinmez, filmi seyrederken hislenir. Ağlar. Dizi kahramanı öldüğünde karalar bağlar. Hatta işi, film kahramanları için cenaze namazı kıldıracak kadar ileri götürür. Oysa ortada ölen kimsecikler yoktur.
Dizi kahramanlarının bazılarını sever, bazılarına çok kızar. Örneğin çocukları vermeme konusunda direnen baba rolündeki sanatçı ile yolda karşılaşsa belki de boğazına sarılacaktır…
Yurdum insanı hayatını dizi filmlere göre programlar. Çok sevdiği dizinin yayın saatine göre işlerini ayarlar. Ertesi gün, yakın dostlarıyla, izlediği filmin kritiğini yapmayı ihmal etmez. “Gördün mü Polat nasıl daldı adamların içine! Ne yiğit adam şu Polat!” der yakın arkadaşına. Ya da “O kadın, bir gün mutlaka çocuklarına kavuşacak, hissediyorum komşu” yorumunda bulunur. Oysa ortada hissetmeyi gerektirecek bir konu yoktur. Senaryo nasıl yazılmışsa olaylar öyle cereyan edecektir.
Buna karşın aynı yurdum insanı, ülkemizin içinde bulunduğu durumla ilgili önemli bir köşe yazısını göz ucuyla okuduktan sonra “Bu yazarlar da amma paranoyak ha!… Cumhuriyetimiz tehlikedeymiş, güleyim bari!…” der. “Batı, AB sürecini kullanarak, Atatürkçü Düşünce Sistemi’ ni yıkmaya çalışıyor. Bu bir modernite projesi değil…” diye yazarsınız, yurdum insanı “Nereden çıkarıyorsunuz bunları kardeşim! Mutlaka gireceğiz AB’ ye! Türkiye’ nin gelişmesine karşı mısın?” yargılamasında bulunuverir.
Küreselleşme sürecinin insanlığı uçurumun eşiğine taşıdığını; ileride güçlüyü daha güçlü, zayıfı daha zayıf kılacağını yazarsınız. Yurdum insanı sizi “falcı olmakla” itham eder. Bu durumda çok dikkatli olmalısız insanlığın geleceği ile ilgili bir yazı yazarken…
Herşeye rağmen seviyorum yurdum insanını. İçten davranmasını, gizli gündemli olmamasını ve sınırsız insan sevgisini.
Tek beklentim ise, zamanla yurdum insanının politik satrançlar konusunda belli bir birikime erişmesi ve rasyonel gerçekleri görmesi… Filmlerde meydana gelen olayların gerçekte var olmadığını (en azından o şekliyle) ama ülkemizin AB sürecinin ve dayatmalarının kıskacı altında olduğunu görerek; Atatürkçü Düşünce Sistemi’ ne sıkı sıkıya sarıldığında daha çok seveceğim yurdum insanını.




Süleyman Bey, çok doğru yazmışsınız. Ben de bir ekleme yapayım; insanımız ‘tüketici’ olmaya alıştırıldı yani bir anlamda son 60 yıldır yeniden şekillendirildi. Dolayısıyla, bu eksende ilerliyor, ama ne diyelim; Allahtan umut kesilmez.
İyi çalışmalar, Hülya
Bence diziler bizim okumaya yönelik tembelliğimizdir.okumuyoruz izliyoruz sadece.Aslında buda bi dayatma bütün yararlı programlar sanki zararlymıscasına gece yarılarında buda bi dayatma ve biz bütün kahramanlıklarımızı o sıcacık sevinçlerimizi üzüntülerimizi dizilerde yaşıyoruz. cok doğru bi konu sayın:Turan
sonumuz hayrola
Suleyman Bey,cok haklisiniz.Benim uzuntumde ne biliyor musunuz ? Maalesef toplumumuzun buyuk bir bolumu uretmekten ,calismaktan ,arastirmaktan hoslanmiyor.Bilinclenmekten,farkindaligin farkinda olmaktan ,ulkemizin nereye gittigini ogrenmekten hoslanmiyor. Eger biz gercekten Ataturk umuzun biraktigi mirasin bilincinde insanlar olabilirsek ,devamli tuketen toplum olmaktan cikip,devamli ureten toplum olmayi basarabilirsek ,dunyanin en guclu ,en medeni,en uretken,en humanist ulkesi olmayi basarabilecegiz. Tanri dan dilegim yurdum insanina farkindaligin farkinda olabilmeyi nasip etsin.