GEBERECEK İT

Haziran 3, 2010 tarihinde tarafından  
AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN kategorisinde yayımlanmıştır.

GEBERECEK İT

Başlığım size tuhaf geldi biliyorum. Bu İsrail için kullanılmış bir söz.

Atasözünü hatırlatayım önce; “Geberecek it cami duvarına işer”

Evet. İsrail sonunda cami duvarına işedi.

Bu güne kadar Ortadoğu’da yüzlerce insanlık suçu işlemiş olan bu terörist devlet sonunda batı tarafından kullanım süresinin dolduğunu düşünmüş olacak ki, aynı gün Türkiye’ye iki açık saldırıyla bunu belli etti. Eski James Bond filmlerinde görürüz. Ajanlar artık iş göremez hale geldiklerinde ya intihar ederler veya hakim güç tarafından temizlenirler.

İşte Türkiye’yi karşısına alan bu çirkin devlet için bu sözleri söylemek mümkün. ABD’nin 51.nci eyaleti olarak, sözde Yahudi amaçlarına hizmet eden, ama aslında ABD’nin Ortadoğu’daki menfaatleri için bir USA üssü durumundaki İsrail, Türkiye’ye yaptığı bir günde iki saldırı ile intiharını imzalamış durumda. Artık gerek onlar için, gerekse bizim ve tüm Ortadoğu için hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylemek mümkündür. Kur’an tabiriyle bu işin sonu, her İsrail devleti mensubunun kendisine sığınmak için bir kaya veya ağaç arayacağı ve oralarda bile barınamayacağı şeklindedir.

Son gelişmeleri yorumlayalım mı?

Her şey Türkiye’nin kabul edilmiş arabuluculuk sıfatıyla katıldığı ve Ortadoğu’da barış görüşmeleri için karara varılacağı o gün Gazze’ye yapılan saldırı ile başladı. O saldırıyla Türkiye’nin arabuluculuk sıfatı önce tehlikeye girdi sonra da One Minute kriziyle hepten ortadan kalktı. Çünkü İsrail’i yönetmekte olan Uluslar arası savaş endüstrisi bu barışa izin veremezdi.

Bunu takip eden zamanlarda, tarihlerde yanılabilirim ama Türkiye, Konya’da yapılacak tatbikata İsrail’in katılmasını engelledi, Suriye ile yakınlık kuruldu, hatta sınırlar kaldırıldı. Arada üst düzey atışmalar ve Büyükelçi krizi. Bunların hepsi Ortadoğu’da hazırlanan yeni senaryonun hazırlık aşamalarıydı. En büyük yangın ise Türkiye-Brezilya ve İran anlaşmasının imzalanması ile başlatıldı. Bu anlaşma dünyada kabul görürse eğer, büyük paraların döndüğü savaş ve Petrol endüstrisine darbe vurulmuş olacaktı ki, buna silah üreten, gerilim siyasetinden fayda uman daha büyük teröristler göz yumamazlardı.

Meselenin fiili yönü ise her açıdan Türkiye’nin elindeydi. Irak savaşından büyük zararlarla çıkan Türkiye, toprakları üzerinden İran’a yönelik bir saldırıya yeşil ışık yakamazdı ve buna engel olmak için gerekli sebeplerinin hiç birini göz ardı edemezdi. Sonuçta İran’la bir savaş yapılması olasılığını düşük gören savaş endüstrisi diğer planını devreye soktu. Bunun için uygun alt yapı hazırdı. Barışçıl amaç taşımayan kiralık bir İsrail hükümeti,  İsrail’e kızgın, bir Atatürk büstü meselesinden dolayı Arjantin’le tüm ilişkileri kesebilecek asabiyette bir Türk başbakanı, Türkiye’de son zamanlarda oluşturulmuş bir kirli İsrail imajı ve bir Türk gemisi. Savaş endüstrisinin başarısı için bütün mesele bu unsurların harekete geçirilmesiydi. Önce gemi durduruldu. Müdahalenin haksızlığının belirginleşmesi için saldırı özellikle uluslar arası sularda yapıldı. Kan dökülmesi, bunun için ortaya getirilen bahane, göstericilerin sopa taşımalarıydı ve 20 ye yakın insan bilinçle öldürüldü. Aynı anda sözde PKK’lı kiralık ajanların İskenderun’daki askeri üsse saldırısı ile Türkiye’nin artık İsrail’e karşı sessiz kalamayacağı aşikardı.

Bu yazıyı yazdığım sıralarda Türkiye Başbakanı güney Amerika seyahatinden dönüş yolunda. Türkiye Genel Kurmay başkanı Mısır yolundan dönüyor. Amerika’da henüz mesai başlamadı. Avrupa topluluğu sabah mahmurluğunda ve geceden içtikleri biranın getirdiği baş ağrısıyla henüz sağlıklı bir yorum sahibi değil. Ama birileri ayakta ve onlar ne yaptıklarını iyi biliyorlar. Kim onlar?

Savaş endüstrisinin patronları,

Resmi mesaileri başlamamış olsa da planları uygulamaya geçirmiş olan Pentagon

Bu gece kendisini Carla Bruni’ye özletmiş olan Sarkozy

PKK’nın üst düzey yönetimi ve bu olaylardan menfaat bulacaklarını düşünen görevlendirilmiş salaklar.

Binyamin Netenyahu ve trustlerin kurşun askerleri.

Bunlar ayaktalar.

Şimdi ne olabilir?

1)      Türkiye alttan alabilir. Gerilimi düşürme siyaseti izleyebilir.

2)      Türkiye büyükelçilikleri kapatarak İsrail ile diplomatik ilişkileri keser ve Dünyayı özellikle Birleşmiş milletleri ayağa kaldırmaya çalışır. Bu arada başbakanlar düzeyinde atışmalar sürer.

3)      Hamas büyük bir kalkışmaya gider. Kan dökülen sonuçlar elde edilir. Gazze baskısı daha korkunç görüntülerle artar.

4)      İsrail tarafından ele geçirilen gemiler alıkonulur ve iade edilmediği gibi, içlerindeki bine yakın insandan özellikle Türkler ve diğer Müslüman olanlar seçilerek tutuklanır.

5)      Amerika, gizliden her türlü provokasyona imza atarken görünüşte itidal çağrısında bulunur. Samimiyetini göstermek için BM’de İsrail’e yönelik yaptırımları bir kez daha veto eder.!!!!!!

6)      Amerika bölgeye sanki kavgacıları ayıracakmış gibi 6.ncı filosunu gönderir. Bu Türkiye’yi daha da kızdıracaktır.

7)      Bu arada Türkiye Irak ve Afganistan dahil tüm bölgeden yabancı askeri güçlerin derhal çıkması çağrısında bulunur.

8)      Türkiye, bölgede konuşlandırılmış İsrail ve ABD’ye ait tüm nükleer silahların derhal kaldırılması için uluslararasında kavgalar vermek ister.

Bunlar olası senaryolar. Çok olası hemde. Peki ya sonra ne olur?

Birinci dünya savaşına zorlukla sokulmuş ve sonunda yenik ilan edilmiş olan Türkiye, tüm çabalara rağmen II.nci dünya savaşına katılmayarak toprak bütünlüğünü koruyabilmiştir. Bu batı için göze batacak bir başarısızlık olarak görülür ve hiç saklanmamıştır. Türkiye savaşa katılmamış ama sonrasında kullanılabilecek hükümetler vasıtasıyla hem demoralize edilmiş hem de nötr hale getirilmiştir. Oysa batının o durumda bile göz ardı etmediği unsur, Türk halkının haksızlıklar karşısında güçlenebildiği ve batıya ters gelebilecek, herkes için adaleti kararlılıkla uygulayabildiğidir. Bu özellik, Osmanlı İmparatorluk geleneğidir ve tüm etkilere, darbelere, satılmış basının çalışmalarına rağmen yok edilememiştir. Nitekim son dönemde, iletişim olanaklarının artması sebebiyle Türkiye’de belirgin bir Batı ve Amerika karşıtı cephe oluşmakta, yani batının korkuları gerçek olmaya başlamaktadır. Özellikle 7-8 yıldır var olan hükümetin korumacı yapısıyla batı menfaatlerine giderek daha çok ters düşmeye başlayan politikalarına dur demenin zamanı gelmektedir.

Şu bir gerçektir.

Belirli dönemler içerisinde Türkiye bölgede nötr davranış sergilemiş olsa da, Batı için hiçbir zaman tam olarak güvenilmiş bir ülke olmamıştır. Bunun delili uzun yıllar boyunca AB kapısında bekletilmiş olmasıdır. Onlar Türkiye’nin AB ye alınmasıyla asimile olmayacağını anlamışlardır. Eğer batı, bu enerji deposunda borusunu öttürmek istiyorsa, İran’a, Orta Asya’ya, Irak’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine kapı teşkil eden Türkiye’yi haritadan kazımak zorundadır. Bu batının güvenliği için şarttır ve işte o an gelmiştir.

Bu makro politikalar içeren düşüncelerden sonra Filistinliler için birkaç söz etmek gerek;

Türkiye’deki Müslümanlar, İslami açıdan bakanlar, Ortadoğu’daki olayları Bakara suresi tarafından görmektedirler. İnsan hakları savunucuları insanlık açısından görmekte ama bütün bu görüşlerin ifade edilmesi sırasında taraflar hep İsrail-Filistin olarak lanse edilmektedir. İsrail’in Türkiye için ne ifade ettiğini biliyoruz. Ya Filistinliler?

Müslüman olmaları dışında bizimle ortak hiçbir yan taşımamış olan bu millet, zamanında bağımsızlık diyerek Osmanlı’yı arkadan vurmaktan çekinmeyen ve bu eylemleri belgelerle sabit olan bir güruhtur, Onlar topraklarını Yahudilere satmaya daha 1860 larda başlamıştı. Oysa aynı yıllarda o bölgeyi satın almak isteyen Yahudilere Abdulhamit’in verdiği cevap onlara ders olmalıydı. Abdulhamit; “Tabii ki, size orayı maliyetine veririm.” Deyince, pazarlık için gelen Dr. Herzog sevinmişti. Ancak maliyetin CAN olduğu, ödemenin KAN olarak kabul edileceği kendisine anlatıldığında yeni başlayan süreç Osmanlı’nın çöküşüne ve hatta Sevr’e kadar devam etti.

İşte bugünkü sürecin de getirilmesi istenen nokta budur.

Bakın,

Tahrif edildiği kesin olan Tevrat orijinli bilgilere göre bir Büyük İsrail hedefi vardır. Bu hedef ile ABD’nin yüksek menfaatleri kuvvetle uyuşmaktadır.

Elinde nükleer güç bulunduran çılgın bir İsrail hükümetinin, Amerika’dan alacağı destekle bu projeyi uygulamaya koymuş olduğu görüntüsü ortada değil midir. Irak’a bakalım. Zaten teslim olmuş

Suriye zayıf ve Amerikan ambargosunun altında ezilmekte. Ürdün ve Suudi Arabistan zaten nötr. Geriye sadece Türkiye kalıyor. Çünkü Büyük İsrail devletinin içine bizim tüm güneydoğumuzun  dahil edilmesinin yanı sıra, bu garip, güvenilmez, her an Müslümanlardan yana dönüverme eğilimi gösteren, üstelik güçlü bir askere sahip ülkenin tümden yok edilmesi gerekir. Onlar tam da böyle düşünürlerken İran ortaya çıkıyor. Hem de nükleer güce sahip olarak. Üstelik Türkiye destekli. Batının yerine siz olsanız ne yaparsınız?

Bu arada orada kurulacak bir Kürt devleti hayali taşıyan, bu amaçla çığrınıp duran zavallılara gülmekten başka ne yapılabilir?

Kısacası,

Türkiye bir tuzağın içine çekilmeye çalışılıyor. Bizim bilmemiz gereken şudur. Gerçekten de bu aşamada bir savaşa girecek olsak, yanımızda tek bir dost bile bulamayacağız. Gemiyi ilk terk edenler ise önceden örneği görüldüğü üzere Kürtlerle, Filistinliler olacak. Emin olun.

Bir lafım da Mısır’a

Son günlerde basında okumuş olmalısınız. Basra körfezinde İsrail bayrağı taşıyan nükleer denizaltılar var. Bu sıralar Arap basını da bu haberle meşgul.

Hemen bir soru geldi aklıma.
Bu gemiler körfeze nereden ve nasıl geldiler?

Birincisi onların çıkış merkezi İsrail değildi. Amerika tarafından imal edildikten sonra açık denizden körfeze ulaştırıldılar.

İkincisi ise Süveyş kanalından geçtiler. İzin veren kim? Süveyş kimin elindeyse o. Ya sonra? Kızıldeniz’den, Hatta Kabe’yi vurabilecekleri mesafeden geçerek körfeze ulaştılar.

Bir başka haber de, BAE’de çıkarılan Arapça yazılı bir Kitapta Atatürk’le ilgili olarak yazılanlar. Bu kitabın toplanması için şu an T.C Abu Dhabi büyükelçiliği seferber olmuş durumda. Kitabın yazarı kim dersiniz? Bir Mısırlı. Sanırım anladınız.

Nasıl? Sizce geberecek it ne yapıyor?

Saygılarımla.

Ali Kemal Senan

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari