HAYAL BALONLARI VE BUZA YAZDIĞIMIZ SÖZLER…

Şubat 15, 2010 tarihinde tarafından  
ÜSTAD'IN KALEMİNDEN - BURHAN ÖZBEY kategorisinde yayımlanmıştır.

HAYAL BALONLARI VE BUZA YAZDIĞIMIZ SÖZLER…

Bu AKP artık gitmez mi ? diye düşünüyoruz. Teslim mi olduk yoksa çaresiz miyiz? Hem kızıyoruz hem de oy veriyoruz. Hem atıp tutuyoruz, hem parmağımızı taşın altına sokmuyoruz…

Nasıl ki özelleştirmeler karşısında sessiz kaldık. TEKEL işçileri faciası yaratık… TSK’ ya Atatürk’ümüze, Cumhuriyetimize saldırılara da seyirci kalıp, kabuğumuza çekildik…

En aydınımız bile ortaya çıkıp, fikrini söylemekten çekinip korkar hale geldi. Konuşursak, yazarsak, ön plana çıkıp AKP’yi eleştirirsek, Ergenekoncu diye bizi suçlamaya kalkarlar korkusuyla sinip;  sütre gerilerinde birbirimize acizliğimizi haklı göstermek için teselli martavalları attık. Öyle avunduk (!)

****

Zamanında  “hayal balonlarıyla” kendimizi göklere çıkarmıştık.
Aydınlar ve kent burjuvaları olarak, halka tepelerden bakmıştık.
Rakı viski kadehlerinin parıltısında, her gece sadece konuşarak vatanı kurtarmıştık.
Aslanız, kaplanız diye çaka satıp kumdan saraylar kurmuştuk.

Birlikte iken, erimekte olan buzlara yazılar yazıp sözler vermiştik.

Sonrasında buzlar eriyince, verdiğimiz sözleri unutup “aslımıza” dönmüştük…

Bir türlü gerçeklerle yüzleşmeyi göze alamamıştık…

Yıllarca emek, sömürü, ezilenler diyerek, gariban halk edebiyatı söylemleriyle duygu sömürüsü yaptık. Sonrasında:

Gün geldi, her şeyi unutup, ezenlerin sınıfında yer almaya başladık.

Maziyi, emeği, söylediklerimizi tümüyle unutup, “ben enayi miyim…” gerekçelerini göstererek, vicdanen rahatlamaya çalıştık…

Çünkü artık sırça köşklerde, umulmayan avantajlarda, tatlı yaşamın içinde idik…

Geçmişte kronik emek savunucusu idik, şimdilerde sermaye sevdalısı olduk Ceplerimiz şişti, giysilerimiz markalı oldu. Arabalarımız lüks ciplere dönüştü… Evlerimiz ise villalara..

Bir zamanlar gariban halkla iç içe olmanın edebiyatı yapıyorduk. Şimdilerde büyük patronların yanında, alkışçılığın, yağcılığın keyif ve onuru(!) ile yaşıyoruz… Rant peşinde koşuyor, imar planları ayarlamaya çalışıyoruz…

Eskiden basındık, şimdi medya olduk ve ağa babaların, patronların sadık kalemleri olarak, üstlendiğimiz misyonları “elin enayisi ben miyim…” diyerek başarılı biçimde (!) yerine getirmeye başladık…  Ama artık yerimiz, yurdumuz, mekanımız görkemli plazalar… Bindiğimiz arabalar son model…

Kimimiz geçmişte bireydik, şimdi ise  “herif” ve “sürü” konumuna getirildik… Birbirimize ve bir zamanlar önümüzde gidenlere güven ve saygımızı yitirdik… Ne idealimiz ne de ideolojimiz kaldı.

Paranın ve makamın sesi nereden geliyorsa, oraların şarkısını söyler olduk.

“Beraber yürüdük biz bu yollarda…” masal şarkısını söyleyenlerin peşine “uysal koyun” olarak takıldık…

“Ankara’nın taşına bak gözlerimin yaşına bak” şarkısını hatırlamaz olduk…

Vatanseverliğine yürekten inandığımız değerli kişilere sahip çıkmadık.
Uğradıkları vicdan sızlatan ve isyan ettiren haksızlıklar karşısında sustuk.
Şaşılacak ölçüde ve utanmadan sinip, korkup üç maymunu oynadık…
Görmedim… duymadım… konuşmadım… utançlığına razı olduk..

Geçmişte birileri TV’lerde sürekli olarak kötü yönetiliyoruz, ülke kötüye gidiyor diye halkın önünde feryat figan ettiler… Sonrasında:

Hesap verme tezgâhından geçirilince, dut yemiş bülbüle döndüler…
Toplumun gözünde güven ve saygınlık açısından “taban yaptılar.”
Şimdilerde ise hangi köşelerde ve kuytularda sinmiş durumdalar bilinmiyor…

Tarikatlar, cemaatler ve din simsarları, son beş altı yılda büyüdüler serpildiler…
Ülkenin ekonomisi küçülürken, onların gizemli büyüme katsayısı yükseldi…
Büyümede, yayılmada, her köşeye yerleşmede rekor kırdılar.

Günlük yaşamımızın odağında peşinden gidilenler “şeyhler” “hoca efendiler” oldular.
“Emperyalist akbabalar” inişlerinden önce havada ki son turlarını atıyorlar.
Türk Silahlı Kuvvetleri; tarihinde görülmemiş ölçüde suçlandı ve yıpratıldı…
Ordumuzda moral ve motivasyon diye bir şey kalmadı…
Masum subaylarımız haksız biçimde suçlandı.

Yapılanları ve suçlamaları askerlik onurlarına yediremeyen kimi komutanlar, göz göre göre kendilerini ölüme bıraktılar…
Darbe ve suikast, günlük yaşamın en çok konuşulan ironik sözcükleri oldu.

Ortaya atılan iddiaların bir kısmı doğru bile olsa, hiçbir şeye inanılmaz oldu. Ülke artık kamplaşma ve kaos içerisinde. Yarınından kimse emin değil.

****
Hâlâ:
Anlamsız bir şekilde AKP’ye alternatif yok gerekçesini ortaya koyarak moralsizliğe ve umutsuzluğa yenik mi kalacaksınız?

Muhalefete güven duymama yanlışlığını sürdürecek misiniz?
Ülkenin gidişatında ki tehlikeyi görmemekte ısrarlı mısınız?
Yolsuzluklar konusunda duyarsız kalmaya devam edecek misiniz?
Köşe dönenleri işini bilenler olarak görüp, olup bitenlere tavırsız kalmanızı sürdürecek misiniz?
Asgari ücretli olmakla, gemicik sahibi olmanın kader olduğuna inanma gafletiniz devam edecek mi?

Son olarak diyoruz ki:

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” muhteşem düşünce ve eyleminizin doğru olduğuna dair inancınızı sadakatle sürdürmeye devam edecek misiniz?

Bizi bu hale; “kötü havalar” değil, “Hayal balonları” ve “buza yazdığımız tutulmayan sözlerimiz getirdi !”

BURHAN ÖZBEY

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari