HEM NALINA, HEM MIHINA

Mart 21, 2010 tarihinde tarafından  
EĞİTİM VE KÜLTÜRÜN TARİHİ - M.ALİ SULUTAŞ kategorisinde yayımlanmıştır.

HEM NALINA, HEM MIHINA

ÜÇÜ-BEŞİ-BİR-YERDE!

HANİ, NERDE?

MERSİN’DE!..

O NERDE?..

Sahi, Mersin nerde? Nerde olacak, bedenimin çevresinde! Şimdi de ben mi neredeyim?..

Geçtiğimiz yüzyılda başımıza musallat olan ABD ile AB’nin ve bu yüzyılın tam başında da AKP Hükümeti’nin yapmak ve görmek istediği bu mu ola acaba? Orasını pek bilmem de, bildiğim ve gördüğüm bir şeyler daha var, duyarlı insanlarla paylaşmak istediğim.

“O da ne ola ki!?” demeyin. Siz yine de; altına için 1-2 bardak suyu ve oturun masanızın başına. İyi dinleyin/okuyun, şehitleri ve ölüleri bile en azından tedirgin edecek yazdıklarımı:

“Üstümüze ölü toprağı mı serpildi?” diye başlayacağım pattadak. Önceki ulusal kutlamalar bir yana, beş günün görüntüsüne bir neşter vuralım. “Sürç-ü lisan edersem affola!..”

Her Salı günü toplanan Mersin Sivil Toplum Birliği’nin düzenlediği şölen ve etkinlikler bir yana; Mersinlilerin “17 Mart Atatürk Bayramı” yine halk katılımı açısından sönük geçti. Kendimi ‘protokol’ (!) kapsamından çıkarıp sade bir Mersinli kefesine koysam bile fayda etmiyor. Bu yıl, koşular gibi bazı etkinlikler programdan çıkarılmış bile. Bu, şöleni düzenleyenlerin bileceği bir şey, ama halkın da sesi çıkmalı. “Halkın sesi çıkartılmıyor!..” mu dediniz? Yok elinin körü!..

“Yok, elinin körü!..” dedim de aklıma geldi. Kanada’da yaşayan Mersinli bir işadamı arkadaşım, “Ellinin körü!..” diye simge edinmiş kendisine bu deyimi. Adını gönlümün derinliklerinde sakladığım bu arkadaşım biliyor Mersin’in nerede olduğunu, elbette. Bu iletiyle kendisine de bir turunçgiller çiçeği kokulu Mersin selâmı çakayım, hazır yeri gelmişken… Heyamola!.. Heyamola!.. dedim ve aldım kısa bir mola. Buna mola denirse eğer.

“22-28 Mart Tarihleri Arası Doğan Ünlüler” başlığını görünce internete (bilgisunara) girer girmez ve oraya takıldım, ünlülere de değinmek için bu yazımda. Ne gezer! Ünlü dedikleri de,  perde, sahne ve bilmem ne sanatçıları (!) inanın. İnanmazsanız, bir gezinti yapın, vaktiniz de bolsa starlounge.tr.msn.com/index.cfm?objectid=79089‘da. Fotoğraf galerisinden de diğer ünlüleri (!) öğrenin.

Mersinli yatırımcı ve Akdeniz İhracatçıları Birliği Eşgüdümcü Başkanı Mahmut Arslan, bir başka önemli konuya da vurgu yaptı, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclis toplantısında: AGFORISE  (Tarım Gıda Sektöründe Kümelenme Projesi) ve RİS (Bölgesel Yatırım Sistemi) projelerinin isimlerinin Türkçe olması gerektiğini söyledi. (Ben de ekleyivereyim, ‘yenileşim’ yerine kullanılan: İnovasyon sözünü de) Meclis üyelerine sordu; “Bunların Türkçesi yok mu?..”

Mahmut Arslan, belki de MTSO’da şimdiye kadar hiç kimsenin düşünmediği önerileriyle meclis üyelerinin ufkunu açtı…Gelin, benim söyleyip yazdıklarıma kulak asmıyorsunuz, bari  Mahmut Arslan’ın sözlerine kulak verin de, aklı başında yerli-yabancı insanlar gülmesin bize.

Hayır, hayır dağıtmadım. Belirttiğim gibi, 17 Mart, “Atatürk Bayramı”, Mersinliler için. Bir gün önceden astım orta boy bayrağımızı her iki balkonuma da. Yanı başımdaki ilköğretim okulu da, bir gün önceden asmıştı dört katlı ek binasının, bahçeye bakan yüzüne, kocaman tepeden aşağı. Üzülerek belirtmeliyim ki, mahallede yüzlerce binada binlerce komşumuzdan hiçbiri ilaç için olsun bayrak asmamıştı balkonuna veya camına. Düşündürücü olduğu kadar da kaygı verici… Paraları mı yok acaba, 3-5 liralık bir Türk bayrağı satın almaya? Yoksa çekindikleri bir durum mu vardı, korkuyorlar mıydı?..

Cumhuriyet Meydanı’ndaki törene katılmak üzere erken kalktım yine. Törenin başlama saatinde çelişki sezince, 8’e 8 kala Valilik makamını aradım, yanıt veren yoktu. Kararsızlık içindeyken Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin merkezini arayıp sordum. Telefona yanıt veren bayan, ikirciksiz, “Tören saat dokuzda başlıyor,” deyince acele tıraş olup giyindim ve tören alanına 8:45’te vardığımda, görevliler dışında kimsecikleri göremedim.

Meğer, her zamanki gibi saat 10’da başlayacakmış. Bir saati aşkın bir süre oralarda gezindim, törene okul olarak katılan öğrencilerle yarenlik ettim. Töreni eleştirmek istemiyorum.

Ancak; klasik bir devlet töreniydi. STK’lere ne zaman izin verilecek, bir ucundan tutup katkıda bulunmak için bu törenlere acaba?

Belediye otobüsüyle gittim Alana. Dikkat ettim, ne Belediye ne özel otobüslerin hiçbirinde, bırakın murt dalı gibi süsü, Türk bayrağı yoktu. Utanmadım ve üşenmedim, otobüs sürücüsüne sordum, o da yanıt verdi: “Hiç kimse böyle bir talimat ve bayrak vermedi; evet bugün toplu taşıma araçları bayraklarla süslenmeliydi…” Şehidimin son örtüsüyle…

Protokol için hazırlanan kapalı seyir yerindeki koltukların üstünde adları yazılı kişilerin çoğu yoktu. MKM balkonuna Ata’nın yakasında beyaz çiçek takılı ve gökyüzüne bakan büyükçe bir bez afişi asılıydı, bayraklar eşliğinde, çok sevdiği askerlerin denetiminde. Bu afiş öyle biçimli yerleştirilmişti balkona ki, sanki balkon demirlerine tutunan Ata’nın ta gerçek kendisiydi o…

Atam, senin gölgen tutsa yeter elimizden… “Bir sudur Atam, akar, akar…”

Alandaki pek çok anı ve anıtın yok edilmesi pahasına ithal mermerle döşeli Alanı delik deşik etmiş, kendine gem vuramayanlar. Oluşan çukurlar ve boşluklar eğer hemen onarılmazsa çok kimsenin canı yanar, Belediye’nin de başı çok ağrır. Alanın güney-batı köşesinde yapılan kulenin dört bir yanına takılı saatlerin hiçbiri çalışmıyordu. Atatürk Parkı’nın başlangıcındaki kuzey-batı köşesinde yaptırılan daha görkemli kulenin dört bir yanına takılan saatler de…

Çevrede dudak büken taksici, balıkçı ve sade vatandaşla yarenlik etmeyi de ıskalamadım. Derken öğlen olmak üzereydi. Hazır balık ürünleri sunan tekneler sıralanmışlar barınakta ve müşteri ayartıyorlar; girdim her zaman uğradığım ve ne sunduklarını bildiğim tekneye. Ağzınıza lâyık, zilliyi kırmakla yetinmedim, bolca güneş ısısı ve deniz azotlu hava depoladım bedenimde. Martıların çığlıkları eşliğinde kalkış-iniş ve takla atışı gösterisi sürdükçe sürdü.

Karşıda, atlı karınca ve dönme dolap dönüp durdu, çocuklara heyecanlı anlar yaşatarak. Belirtmeden geçmeyeyim, bu kadar mı duyarsız oldu insanımız, Alan çevresindeki onlarca binalarda yüzlerce Mersinli yaşamıyor mu acaba? Sadece iki tanecik, avuç içi kadar bayrak takılmıştı iki ayrı balkona. Öteki konutlarda yabancılar oturuyor olsaydı, saygıdan bayrak asardı.

Ertesi günü “18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma” adına yine gelmişti Protokol, alana. “Ruhları şad olsun!” demekten öteye geçebiliyor muyuz?..

Ertesi günlerde, 19 ve 20 Mart’ta da anılacak, ziyaret edilecek insanlar, konuk ve konular vardı. Üst düzey konuklarımla, Valimizi ve Büyükşehir Belediye Başkanımızı. MTSO’yu ve iş insanlarını ziyaretimizi de belirteyim. Mersin’in kimi sorunları, yatırım projeleri gündemdeydi.

Derken ulaştık “Nevruz” etkinliklerine. Orta Asya’dan Balkanlara kadar çok geniş bir bölgede yerel renk ve inançlarla kutlanan Nevruz, özü nedeniyle baharın gelişinin kutlandığı ve karşılandığı gündür. Yaşadığı geniş coğrafyada doğa ve çevrenin uyanışının kutlandığı Nevruz Bayramı‘nın Anadolu’da ve Türk kültürünün yayıldığı bölgelerde de son derece köklü ve zengin bir geçmişi vardır. Nev (yeni) ve ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen ve Yenigün anlamını taşıyan Nevruz, kuzey yarımkürede başta Türkler olmak üzere birçok halk ve topluluk tarafından yılbaşı olarak kutlanır. Mersindeki Nevruz kutlamalarına gelince;

“Asayiş ber-kemal!..” Bu nedenlerden dolayı öyle belirledim yazımın başlığını…

Sevgi Özel’in 18 Mart 2010 sayılı Cumhuriyet gazetesinde yazdığı, “Ulusa Tersleniş” başlıklı yazısından öğreniyoruz, değerli dilbilimci Prof. Dr. Ahmet Kocaman’dan aktardığı, “Dilin kullanım ortamını bilmemek; kiminle, neyin,nasıl konuşulacağını bilmemek, dili bilmemektir…” diye vurgulanan veciz sözü. Sadece Türkçe sözcük kullanmak bile yetmiyor…

Öğünmek gibi olmasın, Mersinli arkadaşımız Op. Dr. Doğan Yıldırım’ın Deniz Som’un aynı tarihli, aynı gazetenin “Vaziyet” açılım köşesinde yer alan “Hırsızlar” öyküsünden de, Indra Ghandi’nin, “Bir millet uyuyorsa o milleti uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa, ne yapsanız nafile, o milleti uyandıramazsınız!..” sözünü de… Bu evreye dikkat!..

Özelde Mersinlilere, genelde Türk halkına bir sesleniş de bizden. “Umarız, duyan (ve/ya duyuran) olur!..” da uyanır ve kendimize geliriz… Ne mutlu Nevruz Bayramı’na eriştik 21.3.10,

Mehmet Ali Sulutaş

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari