KAOSUN EŞİĞİNDE BELİREN OLASILIKSIZ YAZILAR 3

Kasım 19, 2009 tarihinde tarafından  
KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN kategorisinde yayımlanmıştır.

KAOSUN EŞİĞİNDE BELİREN OLASILIKSIZ YAZILAR 3

…1997 Yılı Temmuz ayı. Bodrum’ da Levent isimli arkadaşı ile tanışır. Levent, ona üst düzey bir askerin çocuğu olduğunu söyler. Aynı otelde, farklı departmanlarda çalışmaktadırlar. Levent ile, otelin barında bir araya gelirler. Konu dönüp dolaşıp Felsefe ve Siyasete gelir.

Filozof, açınlanan olayların tamamını arkadaşlarına anlatır. Laf arasında Levent’e  “Babana ve tanıdıklarına, bu olayları takip etmelerini rica et! Hepsi olursa, sonuncusu da mutlaka olacaktır. O gün insanlar uyarılsın!” der. Yani Diana, arabasının göstergeleri değiştirilerek öldürülürse; Monica olayı açığa çıkarsa, Dünya Kupası Finali Brezilya ile Fransa arasında oynanır; Kupayı Fransa alır; golleri Zidane ve Petit atarsa, Kennedy, uçak kazasına kurban giderse, anlasınlar ki, o gün, o dakikada, o deprem de olacaktır! Hepsi aynı kaynaklı haber sonuçta!

Karşısındaki kişinin Genelkurmay İstihbarat Başkanı olan Korgeneralin oğlu olduğunu ise bilmemektedir. Farkında olmadan, olayları hep “doğru yerlerde” ve “doğru kişilere” dile getirmektedir. Bu gerçeği, yıllar sonra anlayacaktır. Levent, pek inançlı bir insan olmadığını ama felsefi birikimini üst düzeyde bulduğunu arkadaşına ifade eder.

1997 Ekim sonu… Belçikalı arkadaşı Catherine onu, Bodrum Mc Donalds’ a yemeğe çağırır. Aynı yemeğe Amerikalı arkadaşları Suzanna ve Catherine’in Faslı arkadaşı Bouchera da davetlidir. Üç farklı ülkeden kızla yemeğe gitmiştir. Dördünün ortak konuştuğu dil Fransızca’ dır. Zira, Bouchera İngilizce bilmemektedir. Bu nedenle sohbetin önemli bir bölümü Fransızca olarak gerçekleşir. Birden bire aklına Suzanna kanalı ile ABD yetkililerine mesaj gönderme fikri gelir. Babası New York’ ta çevresi geniş bir işadamı olarak bilinen Suzanna ile gerekli mesajlar iletilebilir. Gözden kaçırdığı nokta ise, tüm bunların zaten iletilmiş olabileceği ihtimalidir. Hiç sansürsüz anlatır. Zaten gizlemek bir tarafa, “görevi” herşeyi açıkça söylemektir. İnsanların hayatı söz konusudur ve olayın şakaya gelir yanı yoktur.

Lady Diana, o sırada yeni ölmüştür. Faslı kız “ne yani o bir kaza değil miydi? Suikast mıydı?” diye sorar. O da “elimde nesnel bir kanıt yok ama maalesef öyle” der. Ölmeden önce “arabasının göstergeleri değiştirilecek ve kazaya sürüklenecek” iddiasında olduğunu ifade eder. Böylece ilk olay gerçekleşmiştir. Bu bilgi, istihbari bir haber değil, Tanrısal bir realitedir. Deprem ve diğer tüm olayları paylaşır. Junior Kennedy’ nin baldızı ile okyanusa çakılacağını söylediğinde ise Suzanna’ nın baldız kelimesinin Fransızcasını bilmemesi ihtimaline karşın, İngilizce karşılığı olan sister-in-law kelimesinin üzerinde ısrarla durur. Babasının durumu İstihbarat Servisi Başkanına iletmesini rica eder. “Bir şey deniyoruz. Birinin kaderini değiştirebiliyor muyuz, onun derdindeyim. Yardımcı olun. Konu politik değil. Ben, enternasyonal sosyalist bir çevrede doğmuş ve büyümüş biriyim. CIA ise dünyanın en büyük anti-sosyalist organizasyonu. Ama konu bu değil, çok farklı!” diye ekler. Hiç bir İstihbarat Servisi veya güç odağı ile direkt veya endirekt bir bağlantısının olmadığını özellikle belirtir. “Tamamen bireysel hareket ediyorum ve elimde olmayarak bu satrancı oynuyorum” der. Diğer üzerinde durduğu konu ise Lewinsky olayıdır. Şunu belirtir: ‘CIA Başkanı, Clinton’ ı mutlaka kenara sıkıştırmalı. O, elbette ki ABD Başkanından daha güçlü konumdadır. O kızın namusunun % 51’ ni kurtarsın! % 49’ u kirlendi zaten!’

Sonraki süreçte, Suzanna ile olan irtibatı tamamen kesilir. Notu iletip iletmediği ile ilgili merak içindedir. Cumhuriyet Gazetesi’ nde Temmuz 1999’ da okuduğu bir haber, ufak da olsa bir hissiyat uyandırır. Haberde şöyle yazar: CIA Başkanı Tenet’ in tüm uyarılarına rağmen uçağa binen Kennedy, eşi ve baldızı ile beraber okyanusa çakıldı. Bu cümle az da olsa ona birşeyler ifade etmektedir. Çok üzülür. Bir yandan da “bu deprem kesin olacak” diye geçirir içinden. Ama derdini kime, nasıl anlatacaktır? Geçmişteki çabalarını düşünerek kısmen rahatlar. “Umarım benim düşündüğümü onlar da düşünmüştür ve gerekli uyarı yapılır” diye geçirir içinden.

Bir de Clinton’ın telefonlarının dinlendiği haberlerini gazetelerden okuyunca, Bodrum’daki sohbet, gözünde yeniden canlanır.

O dönemde CIA, onu iki İstihbarat Servisine sordurmuş ve belli bir düzeyde bilgilenmiştir. Hakkında, memleketinden dolayı, “solcu, koyu Marksist” notu düşülmüştür. Bu durumu, asla sorun yapmaz. Zaten kimin solculuktan ne anladığı sonu gelmez bir tartışma konusudur. Kaldı ki, buradaki olay, sağcı veya solcu olmanın çok ötesindedir.

Öte yandan, CIA, onun ön görülerini bir başka İstihbarat Servisi ile paylaşmayı ihmal etmemiştir.

Dünya çapında bir profesör ise, Frederic Nietzsche’nin “Bireysel anarşist idealisttir” sözüne atıfta bulunarak ona “davranışları, bireysel anarşistlerinkine benziyor. İdealist. Dolayısıyla, sosyalizm kapitalizm denkleminde, pratiği daha çok kapitalizme yarıyor. Solculuğu tartışılır.” eleştirisinde bulunur.

Satranç tamamen irade ve kontrolü dışında şekillenmiştir. Süreç boyunca görünmez bir güç, sürekli olarak onu kollamış; düşlerine girilip, hamlelerini nasıl yapması gerektiği anlatılmıştır.

Çocukluğunda yaşadığı o doğa üstü olay nedeniyle algıladığı ve şifrelenmiş olayların detaylarını ilk olarak 1996 hatırlamaya başlar. Olaylar neden az da olsa endirek biçimde anlatılmıştır. Bu konuyu tam anlayamamıştır. Belki de yanlış hatırlamasını önlemek için bu yol seçilmiştir. Mesela depremin oluş zamanını şu biçimde hatırlar:

-Yer: Sanayiinin en geliştiği bölge (Çok az genel kültür ve Coğrafya bilgisi olan herkes bölgenin Marmara olduğunu bilir).

-Yıl: 2000’ e bir kala olacak. Yani 1999.

-Ay: “Şu adını bir türlü doğru telafuz edemediğin ayda olacak!” ( Fransızca’ da onlarca kelimeyi doğru telafuz etmesine rağmen, çocukluğundan beri Ağustos ayını hep yanlış telafuz etmektedir. Aout kelimesini “ut” olarak söyleyeceğine sürekli olarak “ot” olarak söyler.

-Tarih: Fransızca’ da sayıların özel söylenişinden normal hale döndüğü aralıkta( 16, 17 arası)  Fransızca bilenler bilir, bu dilde sayılar 16’ ya kadar özeldir ve tek kelime ile söylenir. Onaltı dan sonrası normal söylenir: On Yedi, On Sekiz gibi.

-Zaman: “Ortaokulda, hocanızın tahtaya yazdığı saat örneğini hatırla!” Ortaokuldaki Fransızca hocaları, örnekler verirken, her türlü saat söylenişini öğretmiştir. Çeyrek geçe, çeyrek kala, yarım, geceyarısı…Bir de şu saati şu dakika geçeye örnek verirken şu örneği vermiştir: Il est trois heures et deux… Yani saat üçü iki geçiyor. O cümleyi hatırlaması asla tesadüfi değildir. Zihnine adeta kazınmıştır.

-Şiddeti: Kıbrıs Harekatı’ nın yılından bul: Harekat 74 yılında gerçekleşmiştir… Ancak 0,74 veya 74 olması olanaksız olduğu için araya bir virgül koymak gerektiğini anlar. Yıkıcı bir deprem ancak 7,4 şiddetinde olabilir. Bu bilgiye ulaşmak için zaten uzman olmaya gerek yoktur.

Esas soru şudur: Tüm bu olup bitenlerden sonra, birilerinin kaderinde pozitif bir kırılma yaşatmış mıdır?

Lewinsky olayının açığa çıkmasının temelinde yer aldığını kabul edebilir. Üst yapısında kimin olduğu ise tartışmalıdır.

Yıllar sonra, Ordudan birilerinin o aralar (Ağustos 1999 döneminde) neden tayinlerini Gölcük’ ten çıkarmak için yoğun çaba gösterdikleri ile ilgili sorulara muhattap olur. Yani oradan apar topar tayinini çıkaran askerler olmuştur ve depremden kurtulmuşlardır. Demek ki birileri o ön görüyü önemsemiştir. Olay son derece açıktır.

Sonuçta Allah, ne kadar kırılma yaşanmasını istedi ise o kadar olmuştur. O ise bireysel olarak üstüne düşeni yapmaya çalışmıştır. Sonuçta insanlara can veren de Allah’tır, onu alan da O’dur…  Filozof ne yapsın!

3 BÖLÜMLÜK YAZI BİTTİ

(EN ALTTA BULUNAN “KATEGORİDEN DİĞER YAZILAR” BÖLÜMÜNDE YAZARIN “ESKİMEYEN YAZILARI” VAR !!)

  • Netinial Internet

Yorumlar

“KAOSUN EŞİĞİNDE BELİREN OLASILIKSIZ YAZILAR 3” adlı makaleye 2 yorum yapilmis
  1. Aysel AL dedi ki:

    sevgili Süleyman arkadaşımın bu makalesini okurken konuya bakış acısı beni etkiledi. Dünyada yaşanan olayları dinleyip veya okuyup geçmemeli ve ne anlama geldiğini anlamaya çalışmalıyız çünkü biz bu dünyada yaşıyoruz. Neyin ne olduğunu okumalı düşünmeliyiz. Düşünmeliyiz. Düşünebilmeliyiz. Seni kutluyorum arkadaşım böylesine düşünen okuyan ve bilen bir yürek taşıdığın değerlerin olduğu için. Ve makalendeki en çok dikkatimi çeken söz: Esas soru şudur: Tüm bu olup bitenlerden sonra, birilerinin kaderinde pozitif bir kırılma yaşatmış mıdır?Esas soru şudur: Tüm bu olup bitenlerden sonra, birilerinin kaderinde pozitif bir kırılma yaşatmış mıdır? Tebrikler…Tebrikler.
    Aysel Al

  2. Süleyman Turan dedi ki:

    Sevgili Aysel Hanım,
    Pozitif eleştirileriniz ve değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim. Sizin gibi değerli bir şairimizin, kıymetli vakitlerini ayırması, çok ince bir davranış. Belirtmeden geçemeyeceğim. Sağ olun, var olun. Saygılarımla. Süleyman

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari