KIBRIS TÜRK KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI AHMET GÖKSAN

Temmuz 21, 2009 tarihinde tarafından  
KATEGORİLENMEMİŞ kategorisinde yayımlanmıştır.

KIBRIS TÜRK KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI AHMET GÖKSAN

02 Nisan 1945 gününde Minareliköy Lefkoşa’da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi  Kıbrıs’ta tamamladıktan sonra yüksek öğrenim için Türkiye’ye geldim. Rum saldırılarını durdurabilmek için Türk Subaylarının önderliğinde kurulan  Türk Mukavemet Teşkilatının yayınladığı NACAK Gazetesinde   1959 yılında yazı yazmaya başladım. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nda  yayınlanan Kıbrıs’a ilişkin belgesellerde  Program Danışmanı olarak görev aldım. Kıbrıs’ta yayınlanan Halkın Sesi Gazetesi ile Türkiye’nin değişik illerinde yayınlanan yerel gazetelerle kurumların yayınladıkları dergilerde Kıbrıs davasına ilişkin yazılar yazıyorum. Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Başkanlığı görevini sürdürmekteyim.
ATATÜRK’çü düşünceye katkılarım ve ülke yararına (Kıbrıs ve Türkiye’de) yaptığım çalışmalar nedeni ile pek çok kurum ve kuruluştan onur ödülleri almaktayım. 

 

PAZAR’LIK FİTNENİN FESADI

 

                                                                                             Ahmet GÖKSAN

                                                                                     a.goksan@hotmail.com

 Geçtiğimiz hafta, Kıbrıs eksenli olarak yaşanmakta olan maskaralıkları sizlerle paylaşmıştık. Bizlerin duyduğu rahatsızlıkların adanın güneyinde de yaşanmakta olduğu gerçeği ile yüzleşiyoruz. Fileleftoros gazetesinde Bayan Andrulla Taramın da rahatsızlığını gizleyemeyenlerden birisidir.

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet ile Birleşik Amerika Devletleri Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza’nın çözüme ilişkin müzakerelerin bir takvime bağlanmasına itiraz ediyor. Adada yeni bir referanduma gidilmek istendiğinin hazırlıklarından söz ediliyor.

Bayan Andralla, “Birçok kez belirttik. Hala daha sömürge gibi davranıyorlar. Yabancı diplomatlar ülkemizde sadece temsilci değildirler. Özellikle de İngilizler ve Amerikalılar. Gauleiter (eyalet yöneticisi) gibi çalışıyorlar” diyor.

Bu bayanın şikayet etme hakkının olmadığını bilmesi gerekiyor. Eğer Kıbrıs’ta bir sorun varsa, bu sorunun ülkesinin yöneticilerinin görgüsü ve bilgisi çerçevesinde yaşanmakta olduğudur. Sorunun kaynağı kendileridirler.

Kıbrıs Türklerine yaşama hakkını çok görerek, adayı açık hava hapishanesine kim veya kimlerin çevirdiğine tarih tanıklık etmektedir. Onların sorun var diyerek ortalık yere çıktıkları olaylar, 20 Temmuz 1974 gününde yaşanmamıştır. 20 Temmuz, 01 Nisan 1955 tarihinden sonra yaşananların bir sonucudur. Asli görevleri din adamlığı olanların soykırımlarda görev aldıkları biliniyor.

Sorunu BM kulvarlarında diledikleri gibi çözemeyeceklerini anladıklarında konuyu hemen AB’ne taşıdılar. Böylece sorunu çözebilmek bir yana, içinden çıkılmaz noktaya taşıdırlar.

Bu durumu fırsat olarak görenler de, sorunu kendi çıkarları doğrultusunda çözebilmek için pisliklerle dolu olan burunlarını sokuyorlar. Bu gün bunları yaşıyoruz. Oluşturucu diye tanımladıkları devletlerin, hem azınlık hem de çoğunluk haklarına nasıl saygı duyacağı büyük bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bunun ötesinde siyasi iktidar dengesinin nasıl güvence altına alınacağı konusu, sokağa terkedilmiş çocuğa dönmüş durumdadır.

Yaşamsal önemde olan bu temel olgu çözülmeden, İngilizlerle Avrupalılar hemen devreye giriyorlar. Yeterli olunmadığı noktada ise Amerikalılar devreye giriyorlar. Çözülmesi oldukça zor olan temel felsefi farklılıkların Aralık ayına kadar çözülmesi isteniyor. Bu temel sorunun Aralık ayına kadar çözülmemesi sonrasında nelerin yaşanabileceğini düşünmek bile istemiyoruz.

Ellerinde sihirli bir formül varsa zaman yitirmeden açıklamak gibi bir yükümlülükleri olduğunu unutmasınlar. Yakın tarihte yaşanan dayatmalar ve sonrasında yaşanan düş kırıklıkları belleklerdeki yerini korumaktadır. Kimse düş kırıklığı yaşamak istemiyor.

Annan’ın belgesinin yerlerde süründüğü 2004 yılında, adada bulunan İngiliz üslerine ait toprağın önemli bir bölümünün dağıtılacağı açıklanmıştı. Açıklamada dağıtılması öngörülen toprağın %90’nın Rumlara, geriye kalanın da Türklere verilmesi öngörülüyordu. Aradan geçen sürede bu konunun üstünün, öneriyi ortalık yere atanlarca örtüldüğü biliniyor. Majestelerinin adaleti bu mudur ne…

Rum Yönetimi Başsavcısı Petros Klerides, 28 Haziran 2009 günlü Haravgi gazetesinde yer alan açıklamasında, Orams davasını değerlendiriyor.  Bay Başsavcı, Avrupa Toplulukları (Adaletsizlik) Adalet Divanı başkanının bir Yunanlı olmasını Türkiye’nin hiçbir zaman resmi olarak gündeme getirmediğini söylüyor. Buna karşın konuyu gündeme getirebilmek için farklı yöntemler bulmaya çalışıyordu dedikten sonra; “Çünkü Avrupa’daki hiçbir mahkeme ATAD kadar itibar görmüyor” vurgusu yaşıyordu.

Avrupa’daki mahkemelerin başkanlarının Rum veya Yunanlı olması itibar görmesi için yeterli bir neden mi oluyor ne…

Dağılma süreci tetiklenmiş olan AB’nde güçlü liderlik arayışları devam ediyor. Avrupa’nın istikranın ve itibarının tehlikede olduğu belirtiliyor. Avrupa’nın önde gidenleri de bu hususu sıklıkla yineliyorlar.

Böyle bir ortamda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde düzenlenen toplantılara katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere adaya gidiyoruz. Koşulların uygun olması halinde bize ayrılan köşeyi boş bırakmayacağız. Olası bir olumsuzluk halinde de engin hoşgörünüze sığınıyoruz.

SEVGİ ile kalınız.

 

10 Temmuz 2009 – Ankara

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari