KÖY ENSTİTÜLERİ – Mehmet Ali SULUTAŞ

Şubat 17, 2010 tarihinde tarafından  
EĞİTİM VE KÜLTÜRÜN TARİHİ - M.ALİ SULUTAŞ kategorisinde yayımlanmıştır.

KÖY ENSTİTÜLERİ - Mehmet Ali SULUTAŞ

Bu yazıda köşemi Mersinli yazar, gazeteci, çevirmen Sayın Mehmet Ali Sulutaş’ın Köy Enstitüleri adlı yazısına ayırdım. “Ana Sütüm Türkçe” diyebilecek kadar, Türkçe sevgilisi olan ve etrafına enerji saçan bir kişi, bir usta o…

Duygu SUCUKA
***

PESTALOZZİ (1746’lı), TONGUÇ (1897’li) ve KÖY ENSTİTÜLERİ (1940’lı)

Silifke’de 1940’lı yıllarda ilkokulda okurken emelim köy enstitüsünde okuyup öğretmen olmaktı. Köyümüzden bir ağabey orada okurdu, köye geldiğinde saygınlık görürdü. Köyde okul yoktu henüz ama öğretmen adayımız, muhtar ve imamdan sonra yerini alıyordu ‘köy meclisinde’ yaz aylarında. Özenilecek bir meslekti köy öğretmenliği o günlerde…

Köylülerin imecesiyle ‘İlipınar’ diye anılan suyun başında bir okul yapıldı, mezarlığın ve köye de adı verilen Şeyh Ömer Dede’nin türbesinin yanı başına. O ağabey öğretmenliğe başladı sonraki yıllarda. Kendine bir de radyo almıştı, aküyle/pille çalışan. Harman yerine gidip gelirken duyardı köylüler o ‘ırado’nun sesini koyaktan geçerken. İmrenirdik o sese…

Demokrasiye geçiş yıllarıydı, 1930’lu ve 40’lı yıllar. Atatürk’ü yitirdikten sonra İsmet İnönü Cumhurbaşkanı, Recep Peker ve daha sonra Hasan Saka Başbakan. Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü ve Enstitülerin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç görevden alınıyor. Reşat Şemsettin Sirer Bakan oluyor. Bir başkası da Genel Müdür…

Azığında Kuru Soğan, Nutuk ve Sofokles Bulunan Köy Enstitülü

Bu gelişmeler 1946 yılında yaşanıyordu. O günlerde okul harçlığımı çıkarıp aile bütçesine katkıda bulunmak için gazete sattığım için olan bitenleri okuyabiliyor ve 17 Nisan 1940’ta istençle kurulan Köy Enstitüleri’nin başına gelenlere bir anlam vermeye çalışıyordum. Sonradan öğreniyorum ki 1947-48 yıllarında Köy Enstitüleri’nin defteri dürülürmüş meğer.

Öğretmenler ve öğrenciler tedirgin edilmeye başlanmış bile o günlerde. Biz ortaokula geçtik, hükümet de değişti: Celal Bayar Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes Başbakan oldu. Gazyağı lambası ışığında salonunda müsamere sunduğumuz Halkevi kapatıldı. Askerlerinin kuru ekmeğiyle artan yemeğinden yararlandığımız Jandarma Okulu İstanbul Maçka’ya gönderildi. Kitap almaya paramız olmadığı için Halkevi’nin kitaplarından yararlanırdık. Neyse ki o ünlü beyaz kapaklı ‘Dünya Klasikleri’ Silifke Ortaokulu kütüphanesinde vardı ve onlardan epey yararlandık. Meğer Hasan Âli Yücel’in Millî Eğitim Bakanı olarak imzaladığı bu klasikler Köy Enstitüleri’nden toplatılarak yakılmış. Ne büyük bir kıyım bu eylem, edebiyat ve eğitim adına!..

İşte tam o günlerde çıktı, 1950’de Varlık Yayınları arasında, Mahmut Makal’ın ‘BİZİM KÖY’ başlıklı kitabı. Köylü çocuğuyum, bizim köyü okumak istiyorum, bilmem kaç kuruşa satılan bu kitabı alacak param yoktu. Yazarını tanımam, zaten kaç kişi tanırdı o günlerde onu. Kitabın adı ilginç geliyordu bize. Bir otelin kâtibi, kapıcısı, güvenlik görevlisi, temizlikçisi, kısacası otelin her şeyi bir köylü ağabeyin masasında gördüm ya bu kitabı; ödünç alıp okudum ve anladım köyümüzün durumunu ve sonradan kavradım ‘Köy Enstitüleri’nin önemini…

Eğitimci-Yazar Kaya Çetin’in yazdığı gibi, Hasan Âli Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç’un yaktıkları çoban ateşleri, Anadolu insanının hayranlıkla izlediği, iyelenip yardımcı olduğu çalışmalar yaparak beş altı yıl içinde, yapılarıyla, işlikleriyle, meyve bahçeleriyle, modern tarım araçlarıyla, kuşku yok ki katılımcı işleyişiyle halka örnek ve umut oldular. Okuma olanağından yoksun on binlerce köylü çocuğu, bu kurumlarda uygarlıkla, bilim ve sanatla tanıştı.”

Yanılmıyorsam, 48’de enstitülerin kolu kanadı budanıyor. Dahası, Köy Enstitüleri’ne öğretmen yetiştiren ‘Yüksek Köy Enstitüsü’ kapatılıyor. Eğitim programı değiştiriliyor, uygula-malı marangozluk, dülgerlik, rençperlik gibi ‘iş eğitimi’ ve ‘köylüye köyünde gerekli ve yeterli olacağı varsayılan’ dersler kaldırılıyor, enstitülerin diğer okullardan hiçbir farkı kalmıyor. Artık, 1954’te, hiçbir özelliği ve ayrıcalığı kalmayan bu okullar, ‘enstitü’ adıyla sürdürmek ‘anlamsız’ olduğundan, kapatılıp öğretmen okullarına dönüştürülüyorlar.

Öğretmen olma emelim devam ediyordu. Köy Enstitüsü değil artık da, öğretmen okulu sınavını kazanarak Balıkesir ‘Necatibey Öğretmen Okulu’na gittim. Ama gel gör ki, o okul sadece kızların öğretmen okulu olmuş, erkekler Diyarbakır’da okuyacakmış. Meğer bu kız ve erkek ayrımı daha 1947’de başlamışmış.

Ben de yalvara yakara, zorlukla Balıkesir Lisesi’ne kayıt yaptırdım (1954). İyi ki Ortaokul bitirme derecem ‘İYİ’ imiş. Yoksa açıkta kalacaktım… O yıl bir sahafta eski bir ‘Mantık’ kitabı gördüm, okumaya başladım: “Müsadere alelmatlubun vücudu için kübranın neticeyi vazıh bir surette ihtiva etmesi…”

Hiçbir şey anlamadığım için geri bıraktım. İyi ki Atatürk’ün başlattığı ‘Dil Devrimi’ imdada yetişmiş, kitaplar Türkçeleştirilmiş… Okullarda Türkçe öğretmenlerimiz yetenekliydi.

Aristo, Goethe, Hugo, Tolstoy, Sofokles, Zola gibi dünya yazarlarını okuma fırsatımız vardı.

Mezun olduğum Kırklareli Lisesi’ne gidip gelirken, Lüleburgaz’da yol üstündeki Kepirtepe Öğretmen Okulu’nun yakın geçmişini dillendirirdik, Trakyalı arkadaşlarımla…

Üniversite ve yedek subaylık aradan çıkıp, Kanada’ya göç edince orada, 70’li yıllarda  ‘Pestalozzi’ adıyla tanıştım. Bu adı taşıyan okullar, toplum evleri, öğrenci yurtları ve gençlik otelleri vardı. Sorup öğrendim ki, Pestalozzi, Batı dünyasının çok önemli bir eğitimcisiymiş.

Bu büyük projenin ürünü eğitmenler gittikleri köylerde hemen işe sarılır, köylüleri eğitmeye başlar. Ülkenin her tarafına yayılan eğitmenler hem okuma yazma öğretir, hem doğrudan köylülerin üretim artışına yönelik uygulamalı işlere girişirler. Kısa sürede bu eğitmenlerin gittiği köylerde sosyal faaliyet artar; tiyatro kurulur, okuma odaları açılır.

Aydınlanma Türkiye’sinde Bir Kilometre Taşıdır Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri için zamanın Amerikan hükümetinin hazırladığı istihbarat raporunda “Dikkatli olun Türkler büyük bir eğitim atılımıyla geliyor” denilmektedir. Ancak Köy Enstitülerinin kapanması ülkemizin bağımsızlık politikasının kırılma noktası ve kilometre taşı olarak görülebilir. Bu tarihten sonra eğitimin dokusu ve felsefesi değişmiş, köylerde kültürel ağırlıklı eğitim yerini ezberci eğitime bırakmıştır, ülkenin her yerinde olduğu gibi…

Amaç köylüyü aydın çiftçi durumuna getirmek yerine sahipsiz, sorunlarını devlete iletemeyecek kadar yalnız ve aciz bırakılmış, çaresiz ırgat, ümmet durumunda bırakmak olmuştur. 1924’te tohumlanan ‘Öğretim Birliği Devrimi’ni ve 1940’larda yetişen Köy Enstitüleri’ni yıkıp parçalayanlar 2000’li yıllarda büyük mesafe almış görünüyorlar…

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Müsteşarı; “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu laiklik, cumhuriyet, milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini Müslüman bir yapıya devretmesi zorunludur,” sözünü (2005) açıkça dillendirebiliyorsa, Cumhuriyet ilkelerine inanan, ulusal eğitime güvenen Atatürkçülerin birleşmesini engelleyecek “her tür çeşitleme ve fantezinin günümüzde yeri yoktur!..”

Anlaşılıyor ki, 17 Nisan 1940’ta kurulan Köy Enstitüleri, Atatürk’ün Anadolu’da başlattığı aydınlanma deviniminin ürünü, Türkiye’nin ‘Aydınlanma Öyküsü’nde önemli ve unutulmayacak bir kilometre taşıdır; bu böyle biline ve öyle hareket edile!..

Pestalozzi`ye verilen değer ve önemin binde biri bizim Tonguç Baba’ya da verilseydi var ya, Türkiye Cumhuriyeti bugün Mustafa Kemal`in ön gördüğü yerde olurdu…

Köy Enstitüleri Eğitim Yöntemi’nin günümüz koşullarına uyarlanmış sorgulamaya, araştırmaya, irdelemeye ve uygulamaya dayalı öğrenme yeniliklerini üniversitelerimiz başta olmak üzere, yeniden denemeye ne dersiniz?..

Tasavvufun Sünni gelenekle bütünleşmesini sağlayan kelam ve fıkıh bilgini Gazali’nin (1058-1111), eğitimi, “yabancı ısırgan otlarını ayıklayan bir bahçıvan işi”ne benzetir ki bu benzetmeyi yüz yıllar sonra Pestalozzi (1746-1827)  ve Tonguç’ta (1893-1960) da görmekteyiz. Gazali, öğretmenin öğrencilere sevgi ve şefkat gösterip, onlara kendi çocukları gibi davranmasını ister. Pestalozzi de, Tonguç da çocukların eğitimde gelişim özelliklerine göre öğretim yöntemlerinin geliştirilmesini önermiş ve öğretimde uygulama yaparak, yaşayarak öğrenmenin önemi üzerinde durmuşlardır. Pestalozzi, kendi kendine çalışmayı bütün eğitimin temeli kabul etmiştir. Bu bakımdan ‘iş eğitimi’ taraftarlarının öncüsü sayılmıştır. O, insanda üç öğe görmekte:

1) Düşünmek, 2) Duymak, 3) Yapmak. Bunlara sırasıyla “kafanın, kalbin ve elin kuvvetleri”, kısaca “insan eğitimi” der. Ona göre bu organların eğitilmesi eğitimin temelidir.

Eğitim alanında ortaya koyulan görüşler daha çok çocukların gelişim özelliklerinin incelenmesi, öğretme yöntemlerinin geliştirilmesi, çocuğa göre eğitim yapılması üzerinde yoğunlaşmıştır. 264 yıl önce Zürih’te dünyaya gelen ve çağdaş eğitimin kurucularından olan Johann Heinrich Pestalozzi`nin sevgiyi ve öğrenciyi temel alan eğitim ilkeleri günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Ne yazık ki, yakın tarihimizde eğitim sahnesinde görünen, Köy Enstitüleri’nin kurucusu Tonguç Baba olarak gönüllerde yer almış olan İsmail Hakkı Tonguç unutuldu bile! Tonguç Baba’nın hiçbir yerde (doğru dürüst) bir heykeli yokken,  Zürih ve  başka dünya kentlerini Pestalozzi`nin heykelleri süslemektedir. Onun adına kurulan vakıf kanalıyla eğitim kuruluşları ve kamu, eğitim politikası çalışmalarını desteklemektedir.

Pestalozzi, ‘Yoksullar Yurdu’ açıyor, kapatıyor; yeniden açıyor. Yoksullar Okuluna varsılları da alıyor, olmuyor. Kurduğu yeni eğitim kurumu, ona dünyada büyük ün sağlıyor.

Bu yeni okula, yoksul çocukları değil, varlıklı ailelerin çocuklarını alıyor. Uygulanan eğitim sisteminde de üretici iş unsuru mevcut değildi. Dünyanın bütün büyük ülkelerinden eğitime ilgi duyanlar, burayı ziyaret ediyor.

Eserleri arasında, ‘Agis’te (1766) Pestalozzi, Antik Isparta şehir devletinin örneğine bağlı olarak kendi zamanındaki çeşitli hayat durumlarını eleştirip eski değerlerin yok olmasını tenkit eder ve Isparta’daki çalışkanlığı över. ‘İnsanlığın Tarihinden Parçalar’ (1778) adlı yazısında, en sefil ve perişan durumda bulunan çocukların bile, kendi ihtiyaçlarını karşılayıcı hayat tarzına ulaşmalarını, ümit verici bir olay olarak görür.

‘Bir Münzevinin Akşam Saati’ (1779) adlı eserinde Pestalozzi, “insan eğitimi” kavramını, felsefi ve teorik yönden ele alır. Burada, soyut-genel bir eğitim değil, bireyin bizzat somut hayata uygun düşen özlü bir eğitimi söz konusu edilir. Pestalozzi, 1818’de eserlerinden elde ettiği paralarla Clindy’de yeni bir ‘Yoksullar Yurdu’ daha kurar; 1825’te en yakın çalışma arkadaşlarıyla bozuşarak ayrılır, eğitim kurumları da sona erer. Yaşamı da 17.2.1827’de…

Pestalozzi’nin düşünceleri yalnız kendi ülkesinde değil, başka ülkelerde de etkili olmuş. Bu düşünüş, Mustafa Kemal`in kurduğu laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetin`de de kabul görmüştür. Köy Enstitüleri’nin baş mimarı olan Tonguç Baba, 150 yıl sonra, Pestalozzi’nin izinde, yüzyıllarca eğitimden uzak kalmış Türk halkına özlenen eğitimi aşılamak istiyordu.

Başardı da! Ancak ne kendisi ne de kuruculuğunu üstlendiği Köy Enstitüleri kaldı. Kala kala sadece tarihin tozlu sayfaları kaldı. Bu sayfalar da, yılda bir kez açılmakta, tozu alındıktan sonra tekrar kapatılmaktadır. Heinrich Heine’nin, ‘Birazcık eğitim bütün insanları süsler’ sözünden korkanlar, Cumhuriyetin başlattığı eğitim izlerini silmek cüretini gösterdi.

“Batı nasıl oluyor da kalkınıyor, ilerliyor?” “Japonya nasıl ve…” diye de sıkılmadan kendimize soruyor ve Batılı gibi olmak için de uğraşıyoruz! Elbette Batılı kalkınır, ilerler, çağa ayak uydurur. Çünkü ne kadar da Batılıyı emperyalist gibi görsek, ülkesinde yetişenlere değer vermekte, onları ellerinden geldiği kadar yüceltmektedir. Bununla da kalmayıp bu değerlerin düşüncelerini dış ülkelere ihraç etmektedirler. Verebileceğimiz en iyi örnek 1700/1800’lerde yaşamış olan eğitbilimci Pestalozzi. Onun attığı eğitim tohumları her yerde yeşermektedir…

Bizde ise; bütün ektiklerimiz daha yeşermeye başlamadan, köküyle birlikte çıkarılıp atılıyor! Bu yapılanlara bilinçsiz oldu diyemeyiz Böyle dersek safdillik olur! 90 yıl sonra laik, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin geldiği nokta da bunu göstermektedir.

“Pestalozzi, bundan 200 yıl önce kimsesiz ve yoksul çocukların eğitime ihtiyacı olduğunu anlamışken, uygar bir ülke olan İsviçre’de hala onun düşüncelerine değer verilirken, bizler de (Türkiye’de) sokak çocuklarının çoğalması için elimizden geleni yapmaktayız. Yapmakla da kalmıyor, 21inci yüzyılda çağdaş eğitime acımasızca baltayı vuruyoruz. İsviçre, çağımızda bile Pestalozzi`nin izinde gitmeye çalışırken, bizler Tonguç Baba’nın izlerini silmeye uğraşıyoruz…”

Yalnız Tonguç Baba’nın izlerini değil, büyük insan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, onun devrimlerinin ve arkadaşlarının izlerini de silmek için elbirliğiyle uğraşılıyor, acımasızca. Kim dur diyebilecek dilde, dinde, adalette, ticarette, sanayide, sağlıkta, eğitim-öğretimde, kültür ve sanatta, dahası, devlet ve hükümet yönetiminde yaşanan yozlaşmışlıktan? Elbette seçmen!..

Kaçan Büyük Bir Balıkmış Meğer Köy Enstitüleri

Bugün çağdaş yaşamı örselemek isteyen ve dünkü Köy Enstitülerinin düşmanlarıyla aynı düşünceyi taşıyanlar var aramızda. Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlanmacı, çağdaş, düşünen, soran sorgulayan, eleştiren, beyni ile yaşayan yurttaşlar yetiştirmesini ve onların çoğalmasını istemeyenler var. Çünkü onların varlığında iktidarlarını koruyamayacaklarının bilincindedirler.

Dönemin Van CHP milletvekili ve aynı zamanda güçlü bir toprak ağası olan Kinyas Kartal’ın, Milli Şef CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye gidip, “Paşam bu okulları kapat. Yoksa doğudan oy alamazsın…” dediği belirtiliyorsa da bazı kaynaklarda, gerçeğin pek öyle olmadığı anlaşılıyor. İnönü, Köy Enstitülerini destekliyordu ama çok partili düzende köy ağalarına karşı durmak da kolay değildi elbette, ama doğruyu da bulmak gerek. Ağa Kinyas Kartal yıllar sonra (kayıtlardaki gibi TBMM kürsüsünde açıklamamış) eski Kastamonu Milletvekili Sakıt Tığılıyla yaptığı bir söyleşiden aktaran, Mahmut Makal’ın kendi kitabından ve kendi sözünden anlıyoruz:

“Bak delikanlı, Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Köy Enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Van yöresinde benim 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdır. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendi köylüler. Demokrat Parti (DP) ve Başbakan Adnan Menderes ile pazarlığa giriştik  ve Köy Enstitülerini kapattık…”. (*)

Kendimi bildim bileli, 1945’ten beri ülkemizde hep eğitim sorunlarıyla uğraşılmakta ama bir türlü çözüme ulaşılamamaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin eğitim sorunu siyasetten arındırılıp ciddi olarak yeniden tanımlanmalı, sonuç alıcı yöntemler uygulanmalıdır.

Köy Enstitülerinin kurulmasına da ışık tutan Atatürkçülük, Atatürk’ün, ülkemize ve milletimize kazandırdığı temel değerlerin korunup geliştirilmesidir. Atatürk, 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’daki konuşmasında; “Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş bütün anlam ve biçimi ile uygar bir toplum durumuna ulaştırmaktır,” demiş. “İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer, korkuyu yenmesiyle elde edilecek zaferdir” diye de eklemiş. Tonguç da Eğitim İle Canlandırılacak Köy” adlı yapıtında. Köy Enstitülerinde yetişen öğretmenlerinin toplam köy öğretmenleri içindeki yeri:                                                                               1939 1946 1950

Toplam köy öğretmeni sayısı                           6847                       11533                     18426

Köy Enstitüsü kökenli köy öğretmeni                  0                           5225                    13182

Türkiye’nin değişik yerlerinde sürgün olarak öğretmenlik de yapan Tonguç 1954‘te kendi isteğiyle emekli oldu. 1956‘da Avrupa‘yı gezdi ve İsviçre‘deki Pestalozzi Çocuklar Köyü‘nü inceledi. 1958‘de hastalanan İsmail Hakkı Tonguç, 11 Haziran 1960‘ta çoktan kapatılan Hasanoğlan Köy Enstitüsü‘ne yıllar sonra ilk kez gitti. 23 Haziran 1960‘ta da yaşama gözlerini yumdu. Arkasından hakkında birçok kitap yazıldı ve adını taşıyan okullar açıldı. Bizim söyleyeceğimizi, İsviçreli eğitbilimci Pestalozzi önceden söylemiş:

“Dünyada pek çok değerli insan vardır, ama onlardan yararlanmasını bilen azdır.”

Tonguç, Köy Enstitülerinin temel ilkesi olan, özdeyişi (Osmanlıcada ‘şiar’, İngilizcede ‘motto’) durumuna gelecek, “İŞ İÇİN İŞ İÇİNDE İŞLE EĞİTİM” anlayışını geliştirdi.

Mustafa Kemal (Köy Enstitülerindeki temel ideoloji gibi) en mükemmel bir “millî demokratik devrim” öncüsü ve uygulayıcısıdır.  Dahası, kimi sosyal demokratların durumunu da göz önüne alarak, “İdare-i maslahatçılarla esaslı devrimler yapılamaz!” demiştir.

Gerçek şu ki, eğer Türkiye’de toprak ağalığı olmasaydı ya da toprak reformu yapılmış olsaydı, Türkiye’de ne Köy Enstitüleri kapatılabilirdi ne de (geçen Eylül’den beri) sözde ‘Kürt / Demokrasi Açılımı’ diye bir geyik muhabbeti insanlarımızı sersem ederdi…

Mehmet Ali Sulutaş

Öğrenciliği hiç bitmeyen emekli bir eğitimci yurttaş…

——————————-

(*) Mahmut Makal, Deli Memedin Türküsü, s. 69, Güldikeni Yayınları, Ankara, 1997.

  • Netinial Internet

Yorumlar

“KÖY ENSTİTÜLERİ – Mehmet Ali SULUTAŞ” adlı makaleye bir yorum yapilmis
  1. Seval Gül dedi ki:

    Duygu Hanım,
    Köy Enstitüleri konusunda çok az olan bildiklerimize değerli katkıları olan bu yazının yazarı beyefendiye ve size çok teşekkür ederim.
    Yakın tarihimizle ilgili bu bilgiler nefis bir ziyafet oldu bizim için.
    Neden böyle bir gelişmeye engel olduklarını şimdi daha iyi anladım.
    Yeni yazılar bekliyoruz.

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari