LAİKLİK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Ocak 16, 2010 tarihinde tarafından  
KAOSUN EŞİĞİNDE - SÜLEYMAN TURAN kategorisinde yayımlanmıştır.

         LAİKLİK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. “Tavuk toplum” önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.               CHARLES DARWIN

LAİKLİK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Hemen herkesin bildiği basit tanımıyla laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.

Bu dar tanımının ötesinde laiklik, çağdaşlaşma ve insan hakları kavramları ile çok yakından bağlantılıdır. Laiklik, çoğunluğun azınlığa baskı yapmasını önlediği için insan hakları açısından çok önemli bir ilkedir. Halklar ve farklı inanç grupları arasında hoşgörü ve diyalog kurulmasına yardımcı olur. Dolaylı yoldan, dünya barışına katkı sağlar. Bu yönüyle demokrasinin, çağdaşlaşmanın en önemli unsurudur.

Laikliğe eleştiri getirilerek demokrat olunamayacağı açıktır. Türkiye’ de, daha fazla demokrasi isteği maskesi altında laikliği eleştirenler, başka düzen kurma peşindeki takkiyecilerdir. İnsanların çatışmasını, saflara ayrılmasını, birbirini küçük görmesini önleyen laik yapının demokrasiye katkıları meydanda iken, o yapıyı yıpratmaya yönelik eleştiri yapmak demokratlığa ne ölçüde sığmaktadır?

“Laiklik sadece Kemalist elitlere, solculara ya da Türkiye’ de yaşayan farklı inanç sahibi gruplara lazımdır” iddiasındaki Siyasal İslamcılara hatırlatmak istediğim şudur: Gerçekte laiklik herkese lazımdır. Dedikleri gibi bile olsa, laiklik Türkiye’ de Yahudi birisi açısından önemli ve gerekliyse, İsrail’ de veya Amerika’ da Müslümanlar için gereklidir. Laik yapı veya uygulamalar burada Yahudiyi veya Hıristiyanı “kolluyorsa” İsrail’de, ABD’ de veya Fransa’ da Müslümanı korur.

Laiklik ve demokrasi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdırlar. Laiklik, demokrasinin en önemli ve vazgeçilemez ögesidir. Laikliğin olmadığı yerde demokrasi tam olarak hayat bulamaz.

Mesela kuruluşu sırasında Anayasasına laiklik ilkesini resmi olarak koymayan İsrail gibi bir din devletinde demokrasi, 1948 senesinden beri hiçbir askeri darbe ile kesintiye uğramadan başarıyla uygulanagelmiştir. Ancak orada laik bir yapının olmaması demokrasi düzeyi açısından handikaptır. Anayasalarında yazılı olmasa dahi, pek çok aydın yetiştirmiş olan Yahudi halkının laiklikten çok da uzak oldukları söylenemez.

Bazı aşırı dinci oluşum ve siyasi odakları (Şas partisi gibi) bir kenara bırakırsak, özellikle Avrupa’ dan göçmüş Yahudiler, bireysel olarak laikliği özümsemişlerdir. Tabii ki kendilerine “Anayasanıza buna yönelik madde ilave edin” diyecek değiliz. Bu, kendi iç meseleleridir. Ancak bir gün, buna yönelik bir düzenleme yaparlarsa, demokrasileri açısından son derece yararlı olacaktır.

Laik bir ülkede yaşayan insanlar, zamanla kendileri de bu kavramı içselleştirerek, günlük yaşamlarında ona uygun davranmaya başlarlar. Bu sayede demokrasi kültürü de yeşermeye ve hayat bulmaya başlar.

Yaşadığım kısa bir olayı anlatırsam, daha açıklayıcı olacağım kanısındayım:
Bir İsrailli arkadaşımla Antalya’ da sinemaya gittik. Film öncesi yemek yemeğe karar verdik. Yemek menüsü geldi. Arkadaşıma ne yiyeceğini sordum. İskender kebabı yemek istediğini söyledi. Yahudi inancına göre aynı yiyecekte et ve süt ürünü karıştırılmayacağını bildiğimden, arkadaşıma bu Türk yemeğinde hem et, hem de yoğurt olduğunu hatırlattım. Kendisi de bana dindar bir insan olmadığını, dolayısıyla herhangi bir sakıncası bulunmadığını söyleyince siparişi verdik. Burada durumu ona hatırlatmam, arkadaşımın inancına saygı duymamdan kaynaklıdır. Arkadaşım dindar birisi olsaydı ve siparişini değiştirseydi, son derece normal karşılardım. Ancak daha ileri gidip benim bu yiyeceği tüketmeme olumsuz baksaydı, bu durumu kabullenmezdim. Çünkü nihayetinde onun inancı kendisini bağlar. Dini pratiğini bana dayatamaz. İşte bireyler arası ilişkilerde laiklik, benim Yahudi arkadaşımın inancına saygı duymam ve onun da bana bu konuda herhangi bir telkinde bulunmamasıdır. Durum özetle budur.

Hiç kimse kendi sübjektif inancını yüzde yüz Tanrısal ve tartışılamaz bir bilgiymiş gibi başkasına dayatamaz. Aksi halde ne insan hakları kalır, ne özgürlük ne de demokrasi. Dayatmacı yapısı olan teokratik düzenlerde, ayrı inançlara sahip insanların dost olmaları mümkün değildir. Laikliğin esas önemi de buradan kaynaklıdır.

İnanç, sübjektiftir ve asla objektifmiş gibi değerlendirilemez. Nihayetinde sizin herhangi bir şeye inanmanız onun yüzde yüz doğru olduğu anlamına gelmez.

Sonuçta demokrasinin en önemli ögesi laikliğin olmadığı yerde çatışma, anlaşmazlık ve kaos olması muhtemeldir. Bu nedenle demokrasi adına laikliği eleştirmek dünyanın en büyük çelişkilerinden biridir. Kişi gerçekten demokrasi yanlısı ise laikliği eleştirmeyi bir kenara bırakıp, tam tersine onun güçlenmesine yönelik çabalar içinde olur.

  • Netinial Internet

Yorumlar

“LAİKLİK NEDEN ÖNEMLİDİR?” adlı makaleye 12 yorum yapilmis
  1. Ali Kemal Senan dedi ki:

    Sevgili Süleyman kardeşim. Öncelikle merhaba sana. Abu Dhabi’den kucak dolusu sevgiler. Sonra yazına kısa bir yorum; LAİKLİK en kısa tanımıyla “DİNİ TOLERANS” dır. Öyle değil mi? Laik devletin görevi, aslında taraflar arasında barışı kurmaktır. Tabii sen dilediğin kadar açabilirsin bu kavramları. Ama bir mesele var. Bir TEHLİKE. Bir güruh düşün. Bu sesi çok çıkan azınlık güruh, her yana çok insancıl görünmeye çalışırken, diğer adı “TOLERANS” olan laikliği bir baskı unsuru olarak kullanmaya, hatta TOLERANS isimli bir yeni din oluşturmaya çalışmaktadır. Aslında bu kesimin gerçek amacı toleransla yaklaşık eş anlamlı olan laikliğin kuruluş amacıyla taban tabana zıttır. Laiklik bu kişilerin elinde Bir menfaate yönelik olarak kullanılmaktadır. O kadar ileri gitmektedirler ki, tanklardan tüfeklerden medet ummakta, silahlı grupları mazlumlara yöneltecek fikirler üretmekten bile geri kalmamaktadırlar. Cumhuriyet mitingleri düzenleyip, ETEK altından silah göstermekte, hatta sanki tarih ve medeniyette yeri varmış gibi bazı sapkın inanışları adam yerine koyarak “Laiklik şemsiyesinin altına aldık” diyerek şov yapmaktadırlar. Bu güruh, bu haliyle siyasete, demokrasiye baskı yapmaya çalışmakta, bir sonuç almaya çalışmaktadır. Kimin hesabına sonuç? Amerika, İsrail, batı, çıkar grupları V.s. Unutma dostum. İnsani hiç bir olgu suistimalden uzak değildir. Çok iyi niyetlerle kurulan Komünizmin akıbeti sana örnek olabilir. İslam’a gelince; Lütfen artık bırakalım bilmeden İslam hakkında konuşmayı. Gerçek “İslam” (Asr-ı saadet dönemi) tam bir tolerans dinidir. Yani bu dinin hakim olduğu siyasi sınırlar içinde isteyen istediği gibi inanır ve yaşar. (Türk İslamı adına Bknz. Osmanlı dönemi…) Sonradan getirilen bazı insani dayatmalarla bu İLAHİ yapı, eş anlamı TOLERANS olan ilave bir kurumun koruyuculuğuna muhtaç edilmeye çalışılmıştır. (Yahu kardeşim İSLAM zaten tolerans zeminine kurulmuştur) Hayır. Burada bir İSLAM’ı küçük düşürme gayreti söz konusudur. İçinde zaten var olan TOLERANSI kafalarına göre yorumlayıp İslam’ı dayatmacı, baskıcı, antidemokratik, hatta terörist gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Türkiye’de en yaygın konuşulan sözlerden biri “KURAN’I BENDE OKUDUM” dur. aslına bakarsan onlar incili de okumuştur hatta Konfüçyus’dan bile haberdardır hatta MSN’ye oturduğunda başı ağrıyan arkadaşına “Sana bir REİKİ göndereyim diyebilir. Demem o ki, KURAN ve İSLAMIN hiç kimse veya kurumun korumasına, uydurulmuş bazı teorilere, felsefelere, kanunlara V.s ihtiyacı yoktur. Kuran’ın içerisindeki TOLERANSI ve ilahi adaleti, kapağını açıp ilk ayeti okuyan kişi hemen görebilir. Eğer sonuçta birileri suçlanacaksa, o kişiler tarih ve din tahrifine yeltenen zavallılardır. İslam değil. İster Alevi ol, ister Sünni. İstersen ateist ol. Ama bu milletin damarlarına yerleşmiş bir inancın eleştiriye açılmasına izin verme sevgili kardeşim. Vatanımız, devletimiz, kurumlarımız, kanunlara yerleşmiş olan bize özgü laikliğimiz nasıl bizimse, nasıl ve neresinden inanırsan inan, DİN DE BİZİMDİR. Ve lütfen unutma biz bize değiliz artık. Biri bizi gözetleyip zayıf yanımızı arıyor. Birde sevgili kardeşim artık bitirelim bu konuşmaları. İnan demode oldu. Dünya başka işlerle uğraşıyor.

    Saygılarımla
    Ali Kemal Senan

  2. Süleyman Turan dedi ki:

    Ali Kemal Bey,
    Öncelikle, kapsamlı ve değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Türk insanının geçmişten beri hoşgörülü ve toleranslı olduğu konusunda sizinle hemfikirim. Biri bizi gözetliyor, biçimindeki tespitiniz ise yüzde yüz doğru. Hele de internet çağında… Tabii ki esas çizgimiz demokrasi. Yapmamız gereken, demokrasiyi savunurken “oyuna gelmemek” paralelinde. Bu konuda da haklısınız. Laik kesim dış güçlerin işine gelen işler yapabileceği gibi, anti-laik çizgidekiler de bu tarz davranışlar içinde bulunabilirler. İki kesimin, bu paraleldeki davranışı, ne beni ne de sizi bağlar.
    Elbette ki normal dindar insana saygımız sonsuz. Hangi dinden ve mezhepten olursa olsun.
    İnanın bu tartışmaların demode olması tek dileğim. Ama hala teokratik bir düzen arayışı içinde olan bir kesim var iken, biraz daha sürer gibi duruyor bu tartışmalar.
    Abu Dhabi ye en içten sevgi ve saygılar. Selamlar

  3. Ali Kemal Senan dedi ki:

    Sevgili Kardeşim Süleyman bey,

    Bu konu gerçekten uzatılması gereken bir konu olmanın dışına çıktı. Çünkü birileri basın yoluyla kaşımadıkça bizim gündemimizde LAİKLİK=TOLERANS isminde bir tartışma yok. Yalnız bazı kavram kargaşalıkları konusunda bir iki satır eklemeliyim. Herhalde yanlış anlaşıldı. Ben Türk insanının toleranslı olduğundan bahsetmedim. Tam tersine insanların tolerans düzeyleriyle oynayabildikleri deneyimlerimizle sabit. Ama ben İSLAM dininin toleransından bahsettim. Öyle ki, İSLAM, egemen olduğu coğrafyada, egemen kişilere şunu emreder; Yahudi ile Hristiyan, Alevi ile sünni, her cins ve ırktan insan ve müslümanlar bir arada yaşamak istiyorlarsa ve bu bir zorunluluksa, Müslümanım diyen her yönetici ve kişi bu düzenin korunmasından sorumludur. İslam Irkçılığı, din ayrımcılığını, her türlü çatışmayı, komşusu aç iken tok yatmayı hatta toplu ortamları ulu orta kirletmeyi bile reddeder. Bu tanım LAİKLİK DEĞİL MİDİR?
    Bir başka kavram yanlışlığı da şu;
    BANA SÖYLER MİSİN? KİMDİR O LAİK OLAN VEYA ANTİLAİK OLAN? Böyle bir ayrım olabilir mi? Senin fikirlerini iyi biliyorum. Sen de benim kadar milliyetçisin. Benim kadar dış hakim güçlerin etkisini reddeden bir kişiliğe sahipsin. Bu çakma LAİK-ANTİLAİK ayrımına nasıl inanabilir ve dillendirebilirsin? Hayır sevgili Süleyman kardeşim. Biz değişik inanışlara, yaşam tarzlarına, değişik renklere, değişik ibadethanelere sahip olabilir hatta pilavı bile değişik tarzlarda pişirebiliriz ama inanıyorum ki senin evine misafir olsam benim önüme kendi yediğinden bir kap yemek ve namaz kılabilmem için bir seccade çıkarıp koyabilirsin. İŞTE BU SEBEPTEN BİZ TEK MİLLETİZ. Ayırım yapan sözlerin getirdiği acıları yeterince yaşamadık mı?
    Son olarak Teokratik düzen arayışından söz ediyorsun. Buda çakma bir düşünce. oluşturma. derleme bir düşünce. Buna inanmak demek, devletimizin anayasasını, halkımızın yüzyıllardır oluşturduğu bilinci küçümsemek demektir. Osmanlı döneminde bile teokratik bir düzen yaşamamış olan bu milletin 21.nci yüzyılda böyle bir düzeni kabul edebileceğini düşünüyorsan bu ülkeyi gerçekten küçümsüyorsun demektir. Bu memlekette Ortaçağ Hristiyanlığı, Günümüz İsrail şeriatı mı varki böyle düşünebiliyorsun. Lütfen. Nasıl bir kökene sahip olursan ol, nasıl bir örfün insanı olursan ol, insanlarımıza toleransla (Laik tarafınla) bak. O zaman gülümseyeceksin korkuların bitecek. İşte benim geçen yazımda söylediğim buydu. Bir kitleyi “Laik-antilaik” şeklinde nitelemek bile TOLERANS’a (Laikliğe) aykırı.
    Son kelimem ise eski yazımdakiyle aynı. BU KONU ARTIK DEMODE OLDU. İnan bana şimdi dünya sadece nasıl ticaret yapılacağını ve ekonomik yönden nasıl bir adım öteye gidebileceğini konuşuyor. Birde İsrail’in çirkinliklerini.
    İstersen sonraki konumuz Kemer’deki cahil yöneticiler üzerine olsun. İnan yıllarca yazsak bitiremeyiz.
    Saygılarımla. Hem sana, hem okuyup şahit olanlara.

  4. Keriman Fenerci dedi ki:

    Sayın yazar, laiklik önemlidir çünkü önemsenmediğinde sekiz yıldır yaşadığımız kaos belirir, anlatabildim mi.

  5. Asaf Halit dedi ki:

    merhabalar,
    bana göre bugün içinde bulunduğumuz süreçlerin ve sorunların temel sebeblerinden biri,Laikliğin iyi anlatılamaması ve olması gerektiği gibi yaşama uygulattırılmamasıdır.Bu sitede değerli yazarlarımızın birinden gelen bir mail sonucu siteye bir bakayım dedim ve merak ettiğim için Laiklik konusunu okudum,
    burada Sayın yazarımızdan,Laikliği,hayatımızdan,yaşadıklarımızdan veya yaşam biçimlerimizden örnekler vererek anlatmasını çok isterim,ben bir örnek vermek isterim: Merve Kavakçı hanımefendi,TBMM’den ayrıldıktan sonra,evlendiği akademisyen beyin şeriatla yöneltilen ülkesinden neden geri gelmiştir,iki çocuk sahibi olduktan sonra,çünki bizim ülkemizde tam yaşatılmasa da Laiklik kavramı var,yurtdışında çalışan insanımıza sorun,hepsi demokrasinin ve laikliğin,nimetlerini birebir yaşadıkları için hepsi Sosyal Demokrat partileri desteklerler yurtdışında,(yurda gelince her ne kadar dini söylemleri ağır basan partilere oy verseler de…) Hacca giden insanımıza sorun,en güzel müslümanlığı yaşayan hangi ülke insanı diye,hepsi mutlaka Türk insanı diyecektir, bu da tam içselleştiremediğimiz,tanımadığımız,bilmediğimiz laikliğin,şu zayıf zamanında dahi sağladığı erdemlerdir.
    yukarıda da belirttiğim gibi,sayın yazarımız daha fazla örnekliaçıklamalar yapabilirse çok faydalı olacaktır diye düşünüyorum,saygılarımla.

  6. bir okur dedi ki:

    Çok iyi bir yazı olmuş.

  7. bir okur dedi ki:

    Çok iyi bir yazı olmuş…

  8. Ali Kemal Senan dedi ki:

    Merhaba yeniden.

    Süleyman beye teşekkür ediyorum. Laiklikle ilgili yukarıdaki yazısını yazmasaydı, bizde altına böyle döşenmezdik. Yalnız, bu diyaloglarımızın çok az kişi tarafından okunması gibi bir sorun var. Eh..! bunu halletmek de, Saygıdeğer dostum Hüseyin Soydabaş’ın görevi olsa gerek.
    Gelelim konuya;
    Sayın dostumuz Asaf Halit yukarıdaki yorumu yapmış ve arkasından sorular sormuş. Yorumuna ve sorularına bakınca şunu anladım. Sayın Asaf bey aslında her biri ayrı makale şeklinde olan iki ayrı yorumu yeterince okumamış. Okumuş olsaydı, sorduğu soruların cevabının o yazılarda olduğunu görürdü. Olsun. Madem istiyor, tekrarlamak bize görev olsun.
    Laikliği önceki yorumlarımda DİNİ TOLERANS olarak tanımlamıştım. Sanırım bu tanıma hiç kimsenin itirazı olamaz. Bu tanımı açmama gerek var mı? Belki şöyle yapılabilir; Her iki tanım da yabancı menşeylidir. Biz de buna DİNİ HOŞGÖRÜ, yani İNANIŞLARA HOŞ GÖRÜ VE EŞİT YAKLAŞIM. desek yeridir. Tabii detaylar yok mudur? Elbette vardır.
    Şu bilinmeli ki; Yaşadığımız DİNİ HOŞGÖRÜ’nün temeli Cumhuriyetin kurulmasından sonra Atatürk’ün getirdiği Laiklikle ilgili kanuna değil, henüz orta Asya steplerinde yaşadığımız dönemlere dayanmaktadır.
    Türk milletinin daha ilk varoluş günlerinden itibaren Irkçılığa dayalı ayrımcılık zihniyeti fazla gelişmemiş, ancak değişik inançlardan dolayı farklı kavimler oluşmuştur. Bu dönemde kavimler arasında kız alıp vererek kaynaşmalar fazla yaşanmamışsa da, birlikte barış içinde yaşamayı ve kurultaylarda tahammül içerisinde kararlar almayı başarmışlardır. İslam öncesi Türk yaşantısı kimi zaman ferdiyetçiliğe yönelmiş olsa da, yerleşen hoşgörüler sebebiyle birleşmeler olabilmiş bu birleşmelerden imparatorluklar bile doğabilmiştir. Birleşmenin ve ayrı inanışlara sahip olunsa da, tek ağızdan ortak menfaatler doğrultusunda hareket etmenin faydası görüldüğünde, uygulamalar yaygınlaşmış, güçlü bir lider, daha büyük güç kazanabilmek için ilk önce değişik inanışlara sahip küçük kavimlerin bir araya getirilmesini sağlamaya çalışmıştır. Bunu yapmasının tek yolu ise o inanışların hepsine gösterdiği hoşgörüdür. Yani LAİKLİK.
    İslam’a gelince;
    Sahabilerin yönettikleri İslam orduları güçlüdür ve onlar orta Asya’ya İslamı yaymak için gelmişlerdir. Müslümanlıkla karşılaşan Türklerin sorguladıkları ilk şey ise, İslamiyetin hoşgörü düzeyi olmuştur. Türkler kendilerine ait inanışlarını terk etmek istememişler ama yan yana yaşamaya başladıkları Müslümanların İslamdan gelen hoşgörüsüyle, kendi öz hoşgörüleri birleştiğinden, giderek ısınmalar oluşmuş, ısınmalar kaynaşmaları getirmiş, kaynaşmalar o düzeye ulaşmış ki, daha önce farklı inançlarından dolayı ayrı köylerde yaşayan insanlar aynı camide, aynı hocanın ardında namaz kılmak, hepten birleşmek durumunda olmuşlardır. İlk büyük MÜSLÜMAN-TÜRK şehirleri böyle doğmuştur. Sonrasında ise Selçuklu gibi zamanın en büyük imparatorluğu oluşabilmiştir.
    Selçuklu genişlemek isteyince batıya yönelmiş ama bunu askerleriyle değil, alimleri, orta asya kökenli, Türk orijinli, İslam’ı Türk gibi yorumlamış öğretmenleri vasıtasıyla yapmıştır. 1071 malazgirt savaşından çok önceleri Anadolu’da Türk nüfusu hiç küçümsenemeyecek ölçüdeydi. Sonrasını biliyorsunuz. Ordular geliyor. Anadolu, Türklerin yerleşim yeri oluyor, Selçuklu devleti, beylikler dönemi ve değişik tarikat veya inanışlara sahip beyliklerin birleşerek Osmanlı adı altında yeniden güç olma dönemi.
    Şimdi bir açıklama size; Müslüman Türkler Anadolu’ya geldiklerinde burada kimler vardı? Bizanslılar. Bizansın öbür adı ne? Doğu Roma. Rom, Anadolu tabiriyle Rum. Din olarak Hristiyan. Peki Türk-İslam tarihi, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde bir Hristiyan katliamını yazıyor mu? Hayır. Bir sorulu cevaplı bir diyalog daha; Güney batı Anadolu’da Bizans döneminde dahi bir Likya oluşumu vardı. Ben tarihçilerin yalancısıyım. Kimine göre 7, kimine göre 17 milyon insan yaşıyordu. Tarihte Rumlarla çok defalar çarpıştığımız doğrudur. “Müslüman Türkler 7 milyon Hristiyanı öldürdü.” diye bir şey duydunuz mu? Hayır. Peki ne oldu o Hristiyanlar? Nereye gittiler? Gayrimüslim Türklerin yavaş yavaş İslam’ı kabul etmesi gibi kendi kendilerine Müslüman oldular hatta Türkleştiler. Delil mi? Aranızdaki yeşil gözlülere bakın. Peki bu Müslümanlaşma-Türkleşme sırasında baskı oldu mu? Olsaydı tarih bunu da yazardı. Hristiyan kalmak isteyen zaten kaldı. Hatta Osmanlı’nın şeriat döneminde kendi hukuklarına bile sahiptiler. O son kalan gayrimüslimler, mübadele yıllarına kadar varlıklarını yoğun şekilde devam ettirdiler, komşuyduk onlarla. Mübadelede gitmeyen gayrimüslimlerle de komşu olarak hoşgörü içinde yaşamaya devam ettik, ediyoruz. Kısa geçerek anlattığım bu açıklamalar doğru mu? DOĞRU. Çünkü bunlar dokümanlara dayalı sabit bilgiler. Peki DİNİ HOŞGÖRÜ bunun neresinde? İşte görmüyor musunuz? HER YERİNDE.
    Atatürk zaten var olan DİNİ HOŞGÖRÜ’nün kayıtlara geçirilmesini, silinemez şekilde kanunlaşmasını istedi. Fırkaların iktidar olmak için dini unsurları ve inanç farklılıklarını kullanarak diğerlerine üstünlük sağlamalarını istemedi. Bu, geleceği kaçınılmaz olan ve kendisinin de olmasını istediği demokratik düzene aykırı görünüyordu.
    Peki buna gerek var mıydı? Bize kalsaydı hiç gerek yoktu. Türk halkının yapısı, İslamın duruşu, örf ve adetler yeni kurulacak mozaik devletin devamı için yeterliydi. Çünkü İslam zaten hoşgörüdür. İslam olmayanların Örfleri, adetleri de kendilerinden olmayana saygı göstermeyi icap ettirir. Fakat Atatürk’ün özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinden kalma bir tecrübesi vardı. Bir takım dış unsurların kaşımasıyla biz birbirimize kolayca düşman olabiliyorduk. Bu yüzden üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk bu derece küçülmüştü. O, farklılıkları devlet kontrolünde denetlenebilir hale getirerek bir ölçüce dış kaşıyıcıların önünü kesmek istedi. Atatürk’e göre onun kanunlaştırdığı HOŞGÖRÜ bu defa başka bir tanımla karşımıza çıkıyordu; “Hakem durumunda olan devletin, bütün inanışlara aynı saygıyla yaklaşması.” Yani devlet hakem olacak, ara bulacak, mozaikler arasında barış sağlayacak, bunun bozulmaması için kesin önlemler alacaktı. Aldı da.
    Fakat burada Atatürk’ün öngördüğü bir sorun karşımıza yeniden çıktı.
    Kişiler belli kavimlerin, inanışların ürünleridirler. Ben Sünni-Müslüman bir ailenin evladıyım. Sen Alevi bir ailenin çocuğusun. Diğeri ise Yahudi veya Süryani. Ben Camii ye gidiyorum. Sen Cemevine. Kendi inanışlarımızın gerektirdiği şekilde ibadetimizi yapıyoruz. Laiklik koruması olmasa da bunları yapacak mıydık? Elbette yapacaktık. Yukarıda anlattıklarımdan dolayı biz bu toleransı yüzyıllardır kullanıyoruz. Peki o halde sorun ne? Laiklik neden var?
    İşte en önemli soru bu. Aslında her zaman sormamız gereken…
    Birileri çıkar da, kendi inanışı adına diğerine baskı yapmaya başlarsa düşmanlık başlar. Bu kimin işine gelir? Bizim küçülmemizi isteyenlerin işine gelir. Kimdir onlar? Halk olarak biz değiliz. İnönü döneminden beri kimleri patron bellemişsek suçlu onlardır. Atatürk’e teşekkür etmemiz gerek. Çok teşekkür. Neden? Yukarıda anlattım yine anlatayım. Biz parçalı kavimler iken değişik inanışlara sahip olsak da, bir araya gelip imparatorluklar kurabildik. İç kavgalara başladığımızda, bizi yediler. Şimdi biz laiklik kanununun getirisiyle başkaları kaşısa bile ayrılmıyoruz ve bu altın topraklarda Türkiye Cumhuriyeti olarak var olabiliyoruz. Ama ya o kaşıyanlara uyarsak ne olur? İşte böyle olur. Aramızdan bazı satılmışlar der ki; “Sen O’sun ben de buyum. Hadi yoluna, bende yoluma.” Batı memnun, Amerika memnun, Rusya memnun. Böylece tüm güçlü ülkeler artık kolayca yönetebilecekleri küçük idareleri buldular. Bir gün hap gibi yutacakları küçük garibeleri.
    Burada pek dillendirilmeyen bir sorun daha var. Bizlerden biri ortaya çıkıp “Ben Sünni Müslümanım kardeşim. Nüfusum bu. Bu ülkeyi ben yönetirim.” Diyebilir mi? Resmen diyemez. Ama meclisteki milletvekili sayısı ile ağırlığını belli eder. Bu demokratiktir. Yasaldır. Bu temsilciler de Cuma namazına giderler, cenazelere katılırlar, düğünlerinde imam nikahı kıyarlar. Peki nüfusu az olan kesim buna ses çıkarır mı? Çıkarmaz. Fakat dıştan etkilenmişse eğer, bin yıllardır oluşmuş hoşgörüyü düşünmeyip endişelere gark olurlar. O zaman ne yaparlar? Sen Sünni Müslümansın. Ama ben şuyum demez de, şöyle der; Ben LAİKİM. Ben laiksem sen cumaya gidemezsin. Meclisteki ayrılmış odada namaz kılamazsın. Başörtü takamazsın diyerek eleştirir. O böyle dediğinde ne olur? LAİKLİK kavramı devlete has bir arabuluculuk, eşit yaklaşma kurumu iken, birden bire bir TARAF olarak diğerlerinin önüne çıkıverir. Nüfus olarak güçlü olan tarafın temsilcileri birden bire o TARAF’ın oklarına hedef olmaya başlar. İşte bu en büyük tehlikedir. Türkiye bugün bu sorunu yaşamaktadır. O TARAF olanların bilmeleri gereken şudur. Bu ülkenin bölünmesini istemiyorlarsa eğer, LAİKLİĞİN DEVLETE HAS BİR KURUM OLDUĞU nu kabul etmeleri gerekir. Yani LAİK OLAN DEVLETTİR. KİŞİLER LAİK OLAMAZLAR. Kişiler ancak taraf olabilirler. LAİKİM DİYEN KİŞİLER İSE, LAİKLİĞİ bir taraf olarak ilan etmiş olurlar ki bu zaten Laikliğin anlamına terstir. Bu arada iktidara kim gelmiş olursa olsun, karar merciindeyse eğer, alacağı kararları adilen, tolerans içinde ve devletin LAİKLİK PRENSİBİNE GÖRE ALMAK ZORUNDADIR.
    Son söz;
    Bu ülkede herkes istediğine inanır veya inanmaz. Herkes bir arada aynı nüfus kağıdıyla yaşar. Falanca dinden olmak ona ayrıcalık getirmez. Herkesin bir oy hakkı vardır. O gün geldiğinde hakkını kullanır. Bir alevinin bir sünniye, sende kimsin? Sen teokratik düzen getirmeye çalışıyorsun, aç başını demeye hakkı yoktur. Bir Sünni de bunun benzerini Aleviye söyleyemez. Sünni “Ben devletim” onun için yapıyorum diyemez. Alevi’de ben laikim diyemez. Alevi, alevidir. Alevi gibi ibadet eder. Alevi gibi düşünür. Ama sadece düşünür. Hiçbir iletişim kanalını kullanarak inancını başkasına empoze edemez. Hürriyet alanı, başkasının sınırlarının başladığı yere kadardır. Bu Sünni için de geçerlidir. Bu ülkede herkes ve her inanış sadece kendisidir. Kimsenin, ortak değerler olan Atatürkçülüğün, laikliğin, Cumhuriyetin arkasına sığınarak başkasına baskı yapma hakkı yoktur. Ayrıca bu ülkede kanunla suç olarak belirlenmemiş olsa da hiç kimsenin ben SAĞCIYIM-ben ortanın SOLUNDAYIM demesi de kabul edilemez. Bu karşı tarafı ötekileştirmenin legal yolu gibidir. Hatta bana göre, PARTİ İSİMLERİNE SOL-SAĞ GİBİ İFADELER KOYANLAR gerekirse mezarlarından çıkarılıp bölücülükle suçlanabilirler. Bu ülkede taraf tutmak isteyenler önlerine konulan sandık dışında sadece Fenerli, cimbomlu olabilirler.
    Ben bunları yazdım ama uygulama böyle midir? Tartışılır. Bu aşamada bizim özümüzden gelen HOŞGÖRÜyü kullanmamız, artık bu konuları fazlaca açıp tartışmamamız, dış mihrakların ekmeğine yağ sürmememiz onlara “Bölünebiliriz” hissini vermememiz şiddetle gerekmektedir. ARTIK BU ANDAN İTİBAREN BİZİM DÜŞÜNECEĞİMİZ, TARTIŞACAĞIMIZ BAŞKA KONULAR VARDIR. KEMER GİBİ BİR TURİZM DESTİNASYONUNU YÖNETEN KİŞİLERİN YETİŞMİŞLİK VEYA CEHALET DÜZEYLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA AÇMANIN TAM ZAMANIDIR. YOKSA KEMER, YAKIN TARİHTE NE NARENCİYE KENTİ VE NE DE TURİZM KENTİ OLARAK ANILACAKTIR.

    Birşey daha; Lütfen hiç kimse Avrupa ülkelerindeki demokrasiden dem vurarak bize birşeyler anlatmaya çalışmasın. Avrupa ülkelerinin geneli bizdeki gibi hassas mozaik yapıya sahip değillerdir. Hiç biri gerçek anlamda Laik değldir. Tamamı şeriat devletidir. Laiklik özel konumumuzdan dolayı sadece bize gereklidir. Avrupa ülkelerinin kendilerine özgü sosyolojik yapıları vardır. 46 numara ayağa 38 numara pabuç giydiremezsiniz. Merve Kavakçı örneği ise verilebilir gibi değildir. Çünkü Münferit olaylar toplumu yönlendiremez. Bir kişi hatalıysa bu kendisini bağlar. Başı kapalı veya sakallı birinin yaptığı hata İslam’ı, Türkiye Cumhuriyetini, kanunlarımızı eleştirme hakkını vermez. Saygılarımla.
    Ali Kemal Senan

  9. Süleyman Turan dedi ki:

    Ali Kemal Bey,
    Katkı dolu yorumlarınız için teşekkür ederim. Kişiler değil, devlet yapısı laik olur yaklaşımınız yüzde yüz doğru. Kişi, özgür bir birey olarak laiklik yanlısı olabilir. Kendini laik olarak tanımlayamaz. Laiklik ilkesi, birleştirici olursa, çatışmayı önlerse faydalıdır. Siz de haklı olarak o yönüne işaret etmişsiniz. Saygılarımla…

  10. Hülya dedi ki:

    Yazınızı çok beğendim. Tebrikler.

  11. Anonim dedi ki:

    4.sınıfa göre

  12. Anonim dedi ki:

    dogru yolıslam yoludur dusundugumuz tum dıger aldatıcı gercek olarakgosterılern

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari