MEHTERİN TARİHÇESİ

Kasım 25, 2009 tarihinde tarafından  
İÇİMDEKİ SESLER - A.CENAN AKPINAR kategorisinde yayımlanmıştır.

MEHTERİN TARİHÇESİ

Osmanlılarda, askeri musikiyi icra eden topluluk… Farsça’da mihter olarak geçen mehter kelimesi, ekber (en büyük), azam (pek ulu) manasında bir ism-i tafdildir. Kelime Türkçe’de mehter, çoğulu olarak da mehteran şeklinde kullanılmıştır.

Mehter, bölüklere ayrılır, aynı çalgı aletini çalanlar, alemdarlar birer bölük şekil ederlerdi. Her bölüğün ”ağa” tabir edilen bir amiri bulunurdu. Davulcu başına ise ”Baş Mehteren Ağa” denilirdi. Ayrıca bir de Mehterbaşı vardı. İkinci bir mehterbaşı daha vardır ki,bundan ayrı olup, ” Mehteran-ı Hayme” denilen Saray Çadırlarının başıdır. Mehter teşkilatı, ”emir-i alem” e tabiydi. Türkiye Selçukluları sultanı İkinci Gıyaseddin Mesud 1284 yılında gönderdiği bir fermanla Osman Gazi’ye; Eskişehir’den Yenişehir’e kadar bütün Söğüt bölgesi ve havalisini sancak olarak verdi. Fermanla birlikte Osman Gazi’ye emirlik alameti olan ”tuğ” , ”alem” , ”Tabl” ve ”nakkâre” de gönderilmişti.

Ferman, Osman Gazi’ye Eskişehir’de bir ikindi vakti takdim edildi. Osman Gazi ayakta durarak nevbet vurdurdu. (çaldırdı) Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar nevbet vurulurken padişahların ayakta dinlemesi adetti. Mehter teşkilatına bağlı iki türlü mehterhane vardı. Biri resmi teşkilata bağlı olan çalıcı mehterler, diğerleri esnaf mehterleriydi. Resmi mehter, padişah mehteriydi ki, buna ”Mehterhane-i Tabli Alem-i Hassa” denirdi. Sonraları, mehter sadece padişah ve orduya ait olmaktan çıktı. Her vezir dairesinde bir mehterhane bulundurulması adet oldu.

Fatih devrindeki mehterhanede dokuz zilzen (zil çalan), dokuz nakkarezen (kudüm çalan), dokuz boruzen (boru çalan), dokuz tablzen (davul çalan), dokuz çavuş ve bir iç oğlan vardı. Altmış dört kişilik mehterhane takımına ”dokuz kat mehter” adı verilirdi. Padişahın mehterleri on iki kat olurdu. On iki kat mehterhanede her çalgıdan on ikişer adet bulunurdu.

Padişah sefere çıktığı zaman mehter takımı on iki misline çıkarılırdı. Sefer ve harp esnasında padişah mehterhanesi, saltanat sancaklarının altında durup, nevbet vururdu. Bundan başka ikindi vakti, otağ-ı Hümayun önünde nevbet vurmak adetti. Hükümdar mehterleri beş vakit vururlardı. Bundan başka padişah cüluslarında, kılıç alaylarında, harplerde zafer haberi geldiği zaman ve arife divanlarında nevbet vurulurdu. Mehterler, harp meydanlarında gece karanlığında bile ordugah nöbetçilerinin uyumaması için devamlı çalar ve aynı zamanda da ”yektir Allah!” diye bağırırlardı.

Harp esnasında ise, padişahın veya seraskerin yanında durup, harp boyunca askerin cesaretini arttırmak ve düşmana dehşet vermek için çalardı. Vezir mehterleri, ikindi ve yatsı namazları kılındıktan sonra olmak üzere, günde iki defa vururdu. bunlardan birincisi akşam yemeğinin ikincisi de uykunun işaretini verirdi. Sivil mehterler, kendilerine mahsus nevbet yerlerinde yatsı namazından sonra ve sabahleyin nevbet vururlardı. Eski zamanlarda öğle yemeği, ”kuşluk” namıyla öğle namazından evvel; akşam yemeği de ikindi namazından sonra yenilir ve yatsı namazından sonra uykuya yatılırdı.

Mehter Duası:

Allah Allah Celilü’l- Cebbar, Muinü’s-Settar, Haliku’l-leyli ve’n-Nehar, Layezal, Zü’l-Celal, birdir Allah! Anın birliğine, Resul-ü Enbiya Peygamberimiz Cenab-ı Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (Bütün efrad elleri göğsünde olmak üzere rükua gelir gibi eğilirler, padişah geldiği zaman ise sadece baş eğer, daha fazla eğilmezler.) Al-i evlâd-ı Resûl-i Mücteba imdad-ı ruhaniyetine! Piran mürşidin, aşıkin, vâsilin hamele-i Kur’an, güzeştegan, ehl-i iman ervahına, avn-ü inayetine! Halifetü’l-İslam es sultan İbni’s-sultan bil-cümle İslamın necat ve seadet ve selametine, pirler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler, demine devranına ”Hu” diyelim ”Huuu” denildikten sonra bütün mehter takımı, davul ve zilleri şiddetli vurarak dokuz defa ”Hu” çekerlerdi. Sonunda da üç defa kös vururlardı.

Mehterin kendine has bir yürüyüşü vardır. Üç adımda bir durur, yarım sağa ve yarım sola dönerdi. Yürüyüş esnasında mehter etrafı, hep bir ağızdan, ””Rahim Allah, Kerim Allah” derlerdi. Mehter takımının yürüyüş nizamında merasime iştirak şöyle idi: Önde çorbacıbaşı unvanını taşıyan ve başında ”üskûf” bulunan mehterân bölüğü komutanı, onun arkasında sol tarafta zırhlı muhafızı ile birlikte yeşil sancak, ortada istiklal alameti olan ak sancak, sağ başta ise zırhlı muhafızı ile birlikte kırmızı sancak bulunurdu. Sancakların arkasında, Yeniçerilerin taşıdığı ”hücum tuğu” yer alırdı. tuğlardan sonra ortada mehterbaşı bulunurdu. Mehterbaşından sonra ise sıra ile; mehterin iki katı adedince çevgenler (okuyucular), Zurnazenler, boruzenler, nakkarezenler, zilzenler ve davul çalanlar gelmekteydi. En arkada ise at sırtında taşınan kös bulunmaktaydı.

Mehter Harp Duası (Harp Gülbankı):

Euzubillah, Euzubillah. Hüda’ya şükr-i bihad, lailahe illallah! El-melikü’l- Hakku’l mübin! Muhammedü’r- Resulullah, Sadıkü’l-va’dü’l Emin! İnna Fetehna leke fethan mübina ve yensurekallahu nasran aziza! Ey padişah-ı halifetullah, Es Selamu aleyke avnullah! Sensin haris-i din-i mübin, haris-i Şeriatullah! Uğrun açık olsun ey padişahım, Emr-i ikbalin mecid! Huda kılıcını keskin eylesin, nur-ı şan satvetine gün gibi medid! Ruh-ı pak-ı Fahri alemi hoşnud etsin; Hak, gazayı ekberin etsin mübarek ve said. Takımın içinden evvelce seçilmiş dik ve güzel sesli biri tiz perdeden: ”Nasrunminallahi ve fethün karin. Ve beşşiri’l- mü’minin” ayetini okur. Üç defa ”Allah” diyecek kadar dururdu. Sonra bütün aletlerle beraber davulllar ve kösler hafif vurarak ve devamlı teramole yaptığı sırada hep bir ağızdan ”Allah Allah” deyince susarlar, gülbank devam ederdi. ”Eli kan, kılıcı kan, sinesi üryan, ciğeri püryan, meydan-ı şehadette Allah yoluna revân. Gaza-yı şühedaya Cemal-i Hak görünür ıyan. Kahrımız, gazabımız düşmana ziyan! Ya Rahman! denilerek eyyam-ı adiye gülbankındaki ”Resul-i Enbiya” kısmına geçilir ve aynı şekilde ”Hu diyelim Hu!” diyerek bitirilirdi. Sonra, bazen ”Yektir Allah”, bazen de ”Ya Fettah” diye haykırırlar ve baş eğerek geriye döner ve dağılırlardı.

Mehter Marşları ”Vakt-i Sürûru Sefa”:

Mehteran daire şeklinde nevbet nizamını teşkil ederler, nakkarezenlerin oturup, diğerlerinin ayakta durmasıyla da hilal görünümü verirlerdi. Kösler hilalin orta ilerisine konurdu. İçoğlan Başçavuşu, mehter faslı başlamadan önce daireden çıkarak ortaya gelir ve:
”Vakt-i sürûru sefâ, Mehterbaşı Ağa! Hey! Hey!” diye bağırırdı. Bu sırada hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakkareler, sofyan usulünde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de, Mehterbaşı Ağa mehterin önüne gelir:
”Merhaba ey mehteran!” der ve sağ elini göğsüne koyarak mehteri selamlardı. Mehteran da hep beraber sağ ellerini göğüsleri üzerine koyarak koro halinde:
”Merhaba, Mehterbaşı Ağa!” diyerek karşılık verirlerdi. Daha sonra Mehterbaşı Ağa:
”Hasduuur!” diyerek çalınacak makamı ve eserin adını söylerdi. (Meselâ: ”Der fasl-ı Acem âşirân, cihâd-ı ekber marş!” derdi.) Hemen arkasından:
”Haydi ya Allah!” diyerek mehteri icraya geçirirdi. Nevbet bitince mehter gülbankı (duâsı) okunur ve fasıl sona ererdi.

Mehterin Avrupa’ya Etkisi:

Avrupalılarca, on sekizinci asırdan itibâren ”Yeniçeri müziği” diye adlandırılan müzik; evvelâ, benimsenmiş, bilâhare Polonya, sonra Avusturya ve daha sonraları bütün Avrupa’da onların tâbiriyle Yeniçeri bandoları kurulmuştur. Bestekâr Mozart ve Haydn da, mehter mûsikisinin tesirinde kalarak, meşhur bestelerini meydana getirmişlerdir. Alman besteci Beethoven, ”Büyük Senfoni” sinin son bölümünü, mehterin kös, davul ve zurnasıyla seslendirmiştir. Beethoven, ”Türk Marşı”nı mehterin bir cenk havasından adapte etti.

Avusturyalı bestekâr Mozart’ın ”Türk Marşı”, Türk askerlerinin ”Allah Allah” nidâlarının, nakarat olarak tekrarından müteşekkildir. Viyana Kraliyet orkestra Şefi Gluck bu yıllarda, sarayda verdiği konserlerinde, repertuarına mehter bestelerini almış ve orkestrasında çaldırmıştır. Alman bestekâr Wagner, bir mehter konserini dinlerken heyecanlanmış, kendini tutamayarak ”İşte mûsiki buna derler!” demiştir.

Mehter mûsikisi gibi, mehter teşkilatı da Avrupa’ya tesir etti. On sekizinci yüzyıl içinde önce Avusturyalılar, sonra Prusyalılar, daha sonra da Ruslar, Almanlar ve Fransızlar mehter teşkilâtına benzer mızıka takımlarını kurdular. Osmanlı Devletinin ömrü boyunca, gittikçe mükemmelleşen mehter, Yeniçeri ocağının lağvı ile beraber yerini ”Mızıka-i hümayuna” bıraktı.

Günümüzde Mehter

Mehter, 1911’de Ahmed Muhtar Paşa tarafından ”Mehterhane-i Hakani” adıyla yeniden kuruldu.

1914’te kuruluş tamamlandı. Birinci Dünya Harbinde Başkumandan Vekili Enver Paşanın emriyle teşkilat orduya tamim edildi. İstiklal Harbinde de mehterhane hizmet verdi.

Cumhuriyetin ilanından sonra, Milli savunma Bakanı, mehteri saltanat alameti sayarak lağvetti. 1950’den sonra, Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut’un direktif ve desteğiyle mehterin yeniden tesisi çalışmaları başladı. 1953’te yeniden tesis edildi.

Daha sonraları çeşitli okul, dernek ve kuruluşlar da mehter takımları kurdular. 12 Eylül 1980 Harekatından sonra, yalnız Genelkurmay Başkanlığı Harp Dairesi Askeri Müzede Pazartesi, Salı hariç, haftanın her günü, saat 15.00 -16. 00 arasında Mehterbaşının idaresinde bir saat çalmaktadır.

Bilhassa turistler ve meraklılar büyük ilgi göstermektedirler.

NOT: “Mehterin Tarihçesi” çeşitli kaynaklardan hazırlanmıştır.

A. CENAN AKPINAR

MÜZİSYEN/ARAŞTIRMACI YAZAR

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari