MİLLETLERİ YÜCELTEN RUH
Temmuz 5, 2009 tarihinde admin tarafından
TURİZMCİ FARKIYLA-ŞAMİL HORULUOĞLU kategorisinde yayımlanmıştır.
İnsanoğlu yaratılışı gereği bencil, harcamaya meyilli bir varlıktır. Doğar doğmaz anne sütünün verilmesi ile susmuş, daha sonraki zamanlarda ister hasta isterse sağlıklı olsun hep tüketime meyilli olmuştur. Kâh aç kalmış, kâh bolluk içerisinde yaşamış; fakat gözü doymamış ve tüketici varlıkların en acımasızı olmuştur. “İnsanoğlunun gözünü bir avuç toprak doyurur” sözü ne kadar yerinde söylenmiştir. Hedefine ve isteğine ulaştıktan sonra, “hep bana, rab bana” diyerek daha var mı? Diye beklemiştir.
Belgesellerde gördüğümüz gibi hayvanlar doyacakları kadar avlanıp, doyduktan sonra o bölgeden çekilip giderler. Fakat ava giden insanların avlanmalarını görünce, insanların gözünün doymadığını ve doğanın kanununu hiçe saydıkları görülmektedir.
Gerek sanayide, gerek ekonomide, gerek ise diğer dallarda hep israf ekonomisi ön plandadır. Daha evvelki yazılarımda belirttiğim gibi; memleketimizde ekmek, yemek, kâğıt, cam vs. gibi atık malzemeler çok fazla değerlendirilmemektedir. Fakat her alandaki geri dönüşümün yurt ekonomisine katkısı inanılmaz fazladır. İşyeri ve meskenlerdeki atık madde kalıntıları rastgele kullanılmakta, ayrıştırma işlemi zorlaşmaktadır. Halkımız bu konuda bilinçli olmalıdır.
II. Dünya Savaşından yenik çıkan Almanya, Japonya çok sıkıntı çekmesine rağmen kısa zamanda toparlanmıştır. Bir yakınımın Almanya ile ilgili hatırasını anlatmakta yarar görüyorum: Yurtdışı görevi ile Almanya’ya gittiğinde dul ve yaşlı bir bayanın evinin bir odasını kullanıyormuş. Her sabah kalktığında tuvaletin rafında ütülü, ince kâğıtlar görürmüş. Merak ederek fakir kadına bu kâğıtların nereden geldiğini sormuş. Kadın; İsrail’in Yafa şehrinden gelen portakalların ambalaj kâğıtları olduğunu ve manavlara rica ederek onları ücretsiz aldığını, sonra ütüleyip tuvalete koyduğunu belirtmiş.
İskandinav ülkelerinde oldukça yüksek bir refah seviyesine sahip olmalarına rağmen çöpe kağıt ve cam atmak mümkün değildir. Görevliler her gün gelip çöpünüzü alırlar. Çöpün içinde kâğıt ve cam olmaz. Haftanın bir günü ise bu tür yeniden değerlendirilebilecek çöpler alınır. Örneğin kâğıt ve boş şişeleri biriktirirsiniz ve her perşembe günü çöp toplayan görevliler bunları alır ve yeniden değerlendirilmek üzere çöp toplama merkezlerine gönderirler. Bunun dışında bu tür malzemeleri çöpe atanlara adeta bir hain gözüyle bakılır.
Hiç kimse kağıt paraları cebine tıkıştırmaz, cüzdanına yerleştirir. Çünkü para zarar görürse devlet yeniden basmak zorunda kalacak ve masraf olacaktır.
İsviçre’ de zaman zaman, belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar, basın bir haberi duyurur. “Şu tarihte, şu saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalâj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre’nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.”
Atalarımız her şeyin hesabını yaparlardı. Kurtuluş Savaşı, yokluklar içinde kazanıldı. Düşmanın kat kat daha güçlü daha varlıklı olduğu yıllarda üstün başarılar gösterilmiştir. O zaman dahi paramızın değeri vardı.
Bosna savaşını kazanan Arnavut Boşnaklar hep kendi yağları ile kavrulmuştur. Tünel kazmışlar, sokak tabela direklerini kullanarak tank delici yapmışlardır.
Düşünmeden yapılan harcamalar, canlılara ihanettir. Hz Muhammed (S.A.V) “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz” demiştir. Bu hadis çok şeyi ifade ettiği gibi, zamanımız iktisat zamanıdır. Çünkü dünya kaynakları hızla tükenmekte ve yoksulluk kapımıza dayanmaktadır.
Bizim bugün millet olarak ne paraya, ne yeraltı ve yerüstü zenginliklerine, ne de dış yardıma ihtiyacımız vardır. Bize lazım olan tek ve kaçınılmaz şey “milletleri yücelten ruha” sahip olabilmektir. Bu ruha sahip olmadığımız müddetçe bir yere gelmemiz mümkün değildir. Yapılması gereken zaten bu milletin özünde olan “içinde uyuyan devi uyandırmak”, milletleri yücelten ruha sahip olduğunu yeniden hatırlatmaktır.
Bu milletin içindeki dev bir gün uyanacak ve yeniden dünya arenasında o müstesna yerini alacaktır. Çünkü buna bizden çok dünyanın ihtiyacı var… Bizler bunun farkında olmasak bile…
Şamil HORULUOĞLU
Tüketiciler Birliği Antalya Şube
Turizm Komisyonu Sorumlusu



