MİNARE KILIFA GİRMEDİ

Aralık 5, 2009 tarihinde tarafından  
İNCİNSEN DE İNCİTME-BİNALİ EFE kategorisinde yayımlanmıştır.

MİNARE KILIFA GİRMEDİ

Dünyanın tek ’tarafsız’ ülkesi olan ve en demokrat sisteme sahip olmakla övünen İsviçre’de halkın % 68’inin silah ihracatının durdurulması talebini ret ederken % 57,5’unun “Minare yasağının anayasaya yazılması talebini” onaylaması dünyada büyük şok yarattı.

Adı konmamış, taraflarca bilinen fakat dillendirilmeyen mesele Müslüman ve Hıristiyan savaşıdır.

Dinler arası diyalog işin makyajıdır, Diyanet ve Vatikan talep gereği sadece hoşgörü sergilemek için, vazifesini yapmaya çalışmaktadırlar. Ama asıl amaç üstünlük mücadelesidir.

Dokusu gereği Müslümanlar, Hıristiyanların, Hıristiyanlarda Müslümanların üzerinde güç kurma çabasındadırlar.

Avrupalının çağdaş, demokrat, insan haklarına saygılı görüntüsüne aldanmak saflıktır. Onun rahatını bozacak veya yaşam standardını tehdit edecek yüzde bir ihtimal bile evrensel insan hakları söyleminin bir hikâye olarak kalması demektir.

İsviçre halkının tutumunun Avrupa ülkelerinde örnek olma ihtimali yüksektir. En azından Almanya, Fransa ve İngiltere gibi büyük Avrupa ülkelerinde etki yaratması mutlaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarının ve Müslüman Arapların İsviçre bankalarındaki paralarını çekmelerini istedi. İsviçre’ye yönelik çeşitli boykot önerildi, “İslam’ın gücü” ile ilgili fanteziler de bolca konuşuldu nacak pratikte uygulanması imkânsız gibi.

İsviçre yıllardan beri yabancıya alışık bir ülkedir, Türkler, Kürtler ve Araplar yasalara saygılı olduğu ve ülkeye entegrasyonlarının sağlamış olmaları, İsveçlerin ön yargısını yıkmaya endişelerini gidermeye yetmediği anlaşılmaktadır.

Avrupalı Türk Müslümanlar…

Avrupa da çalışmakta olan Müslüman vatandaşlar Örf, adet, gelenek, töre ve inançları gereği Avrupa’yı ANADOLU’YA çevirdikleri kısmen de olsa gerçektir.

Kurbanı hala sokakta veya evde kesmekte ısrarlı olmaları Avrupalıları endişelendirmeye yeterde artar bile.

Eğlenmeye giderken veya eğlenirken kavga çıkarmayı fazilet kabul etmeye devam etmeleri Avrupalının kabul etmeyeceği bir görüntüdür.

Kadınları sadece cinsel ihtiyaç giderme, ev işlerini yapma ve çocuk doğurmada araç olarak kullanmaları yaşadıkları ülkelerde bir hoşgörüsüzlüktür, faciadır.

Avrupa’da çalışan Türklerin % 30 unun hiç bir diplomasının olmaması.

Sadece % 14`ü üniversite eğitimi almaya hak kazanabilen Türk göçmenler olarak istihdam piyasasında da başarısız olmaları.

En çok ev kadının bulunduğu topluluğu da Türkler oluşturuyorlar ve çoğu sosyal yardım alarak yaşıyor olmaları.

Türklerin % 93`ü yine Türklerle evleniyor ve gettolarda yaşamayı tercih ederek entegre olmalarının imkânsız görünmesi.

Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine uyum sağlanamaması, camii inşası, başörtüsü yasağı ya da yabancılar arasında artan suç oranlarının tartışılması, yabancıları ötekileştirmeye ve var olan yabancı düşmanlığını tırmandırarak hızlandıracağa benziyor.

Bu görüntülere bir de Avrupa da gittikçe tırmanan işsizliği düşündüğümüzde sadece bu entegrasyona katılmakta zorluk çıkaran Müslümanlara bile her türlü engeli çıkaracakları, bunun oluşması içinde İsviçre’de ki minare yasağını kullanacakları gün be gün aşikârdır.

Ve bunun aksini savunmak için, yapılanın din ve vicdan hürriyetini engellediğini anlatmak için Türkiye’nin savunacağı bir tez yok.

Çünkü bunu Türkiye, Alevi yurttaşlarına karşı yıllardır zaten yapmakta yani kendi yurttaşlarının din ve vicdan özgürlüğünü engellemektedir.

Bakın şimdi devlet büyüklerimizin söylediklerine…

Cumhurbaşkanımız
“Minarenin yasaklanması ile” Avrupa’nın İslam düşmanlığını yaptığını iddia etmekte.

Başbakanımız “İnanç, düşünce ve bu tür özgürlükler insanın doğuşuyla birlikte kendisinin en doğal hakkıdır. Bunlar sonradan verilmez” demektedir.

Dışişleri Bakanlığı da, İsviçre’de düzenlenen referandumla yeni minare yapımının yasaklanmasını “temel insani değerlere ve özgürlüklere aykırı, talihsiz bir gelişme” olarak niteledi.

Bu söylemlerin hepsine katılıyoruz ve bunu yıllardır iddia ediyoruz.

Elbette, din ve vicdan hürriyeti referandumla düzenlenmez. “Bu ilkel ve çağdışı bir anlayıştır”

Ama şimdi, sormazlar mı Sayın Başbakan’a, Avrupa insan hakları mahkemesi kararı olmasına rağmen asırlardır Alevileri yok sayarak bunca işkence ve zulüm revamıdır.

Bu da ilkel ve çağdışı bir anlayış değil midir” ?

Din kardeşlerine, Türkiye’nin öz be öz vatandaşlarına, Müslümanlığa yakışır mı?

İğneyi kendine batır sonra çuvaldızı başkasında dene.

Alevi köylerine zorla cami yaptırırsın.

Namaz kılınmayan camiye imam gönderirsin.

Alevi asimilasyonunu destekler görünürsün.

Zorunlu din dersi vermeye devam edersin.

Cem evlerini ibadet yeri olarak ilan etmezsin.

Madımak otelini müze yapmaktan kaçınırsın.

Evet, hak ve özgürlükler özellikle de din ve vicdan özgürlüğü referandumla belirlenemez, belirlenmemelidir.

Evet, çansız kilise, minaresiz cami olmaz.

Ama unutulmamalıdır ki cem evi olmadan Alevilik de olmaz.

Referandum vesilesiyle Türkiye’deki dindarların önemli bir sınavla yüz yüze geldiklerini, Alevilere; Başta Diyanet ve Hükümet dolaysıyla Başbakan olmak üzere, evrensel din ve vicdan özgürlüğünü hatırlamayı ve Alevilerin taleplerinin kabul edilmesini, Avrupa’ya hatta tüm dünyaya karşı bu ayıbın kaldırılmasının zorunlu hale geldiğini, hatta geçtiğini hatırlatırım.

Binali EFE
binaliefe@hotmail.com

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı
Antalya Şube Başkanı

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari