MÜZİK NEDİR, NOTALARIN TARİHÇESİ: 1

Ekim 31, 2009 tarihinde tarafından  
İÇİMDEKİ SESLER - A.CENAN AKPINAR kategorisinde yayımlanmıştır.

MÜZİK NEDİR, NOTALARIN TARİHÇESİ: 1

Müziğin Pythagoras(İ.Ö 580-500) ve Konfüçyüs (İ.Ö 551-478) tarafından ve müteakiben çeşitli tanımlamaları yapılmıştır. Ancak bu tanımlamalar, felsefi ve müziğin bilimsel yönü ile ilgilidirler. Genel anlamda müzik nedir? Notalar ne zaman, kimler tarafından, hangi aşamalardan geçerek ortaya çıkmıştır?

Bunların tümü “müzik nedir?” sorusunun belki de en gerçekçi tanımlamasını, müziğin ne olduğunu bizlere açıklayabilecek unsurlardır. Doğal olarak müziğin işlevselliği konusu ancak yukarıda belirtmeye çalıştığım hususlar açıklandıktan sonra ele alınabilirse sanırım bir anlam ifade edecektir.

Pythagoras ve Konfüçyüs düşüncelerinde ortak olan yön, her iki görüşün de müziği, birbirine koşut olarak varlık – bilimsel ve insan tarzında ele almış olmaları yanında, daha sonraki yüzyıllarda müzik felsefesinde belki de en etkin ve yaygın bir anlayış olarak görülecek olan “duyusal-etki öğretisini” benimsenmiş olmasıdır.

Felsefi ve bilimsel bakış açıları ile müziğin tanımlanmasına çalışılmışsa da, müzik; özünde duyguların sesle ifade edilmesi sanatıdır. Duyguların sesle ifade ediliş biçiminde sesin niteliği (pes, tiz, uzun, kısa v.b. gibi) özellikler ile seslerin kulağa hoş gelen melodik yapısı, o sesin (veya melodinin) adapte edildiği ritim – armoni (kulağa hoş gelen birden ziyade sesin aynı anda icrası) gerçeği müziğin türünü belirler.

Seslerin ortak özellikler arz etmesi de müziği evrensel bir lisan olma hüviyetine kavuşturmuştur.
Müziğin tarihini incelemek, ilk müzik eserlerini bulup meydana çıkartmak, onları değerlendirmek, bu uğurda çalışanlar için hayli güç olmakta, hatta zaman zaman sonuca ulaşmak imkansızlaşmaktadır. Müziğin eski Mısır, Suriye ve Yunanistan’da din etkisi altında geliştiği hususunda, bütün karanlık kalan hususlar olmasına ve delilsizliğe rağmen araştırmacılar birleşmekte, kiliseyi şüphe payı bırakmakla beraber başlangıç noktası olarak kabul etmektedirler.

Milattan sonra 480 – 524 yıllarında yaşayan Boethius, çalınan ve söylenen müzik eserlerini yazılabilir hale getirmeyi ilk düşünenlerden biridir. Bu maksatla seslere harfler vermeyi tasarlamıştır. İngiliz ve Alman’ların günümüzde dahi kullanılan La sesiyle başlayan gamı şu şekilde harflendirmişlerdir.

A (La), B (Si), C (Do), D (Re), E (Mi), F (Fa), G (Sol),

Ancak sadece notaların isimlerini hatırlatmaya yarayan harflerin bir eserin bütünüyle akılda kalmasına yaramadığından, bir takım işaretlerden faydalanma çareleri aranmıştır. Adına Neuma denilen bu işaretler sayesinde melodilerin çıkış noktaları tespit ediliyor, ilk ses bir çizgi üzerinde şekillendirilmiş oluyordu.

Ancak bu usul hatırdan çıkmış bir melodiyi yeniden hatırlatmaya yarıyor, o melodiyi bilmeyen birine hiçbir anlam ifade etmiyordu.
Neuma’ların bu yetersizliğine karşılık çizgi önce ikiye, sonra üçe, dörde ve nihayetinde beşe çıkartılarak bugün ki PORTE bulunmuş oldu. Artık notaları yazılı olarak okumak imkan dahiline giriyordu.ı

PORTE

Notalara harflerden başka isimler de vermek gerekiyordu. Buna çareyi de, Guido d’Arrezo isimli bir rahip bir ilahinin her satırındaki ilk heceyi seslerin ismi olarak kabul ederek buldu. Bu uygulama dönemin müzikle uğraşanlarınca da kabul görmüştür.

Ut quaent laxis
Resonare fibris
Mira gestorum
Famuli tuorum
Solve poluti
Labii reatum
Sanete İohannes

Ut’ un söylenişindeki sertliği ortadan kaldırmak için de Giovanni Maria Bononcini (1642 – 1678) bu heceyi tersine çevirerek ve daha yumuşatarak Do demiş ve ilk defa kendisi bu ismi kullanmıştır. Bu başlangıçla bugünkü notalar yani Do, Re, Mi, Fa, Sol, La, ve Si sesleri isimlendirilmiş olmaktadır. Yukarıda belirttiğim notaların harflerle ifadeleri de kullanıla gelmektedirler.

Seslerin kullanımından oluşan melodik ve armonik dizelerin, Müzik olarak kabul görmesi için dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapması esastır. Tarihsel dönem, bölge, kültür ve kişisel beğenilere bağımlı olarak ele aldığında Müzik teriminin tanımı önemli farklılık gösterebilmektedir. Özellikle 20. yüzyıl çağdaş Batı müziğinde ortaya çıkan çok farklı müzik akımları, ortak bir tanımı büyük ölçüde zorlaştırmaktadır.

Bunun ötesinde, gittikçe daha fazla insanın erişme olanağı bulduğu farklı kültürlere ait yerel müzikler de, bu tanımlama zorluğunu arttırmaktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı, müziğin tek bir tanımla açıklanması yerine farklı açılardan (sosyolojik, psikolojik, akustik, politik vb.) yapılan birden fazla tanımla açıklanması yaygınlık kazanmıştır.
Oysa müziğin ilk ortaya çıkışında insanların duygularını ifade etme biçimi olduğunu veya duyguları etkileyen sesler bütünü olduğunu kabul etmek gerekir.

Bir sosyologun müziğe olan yaklaşımıyla, bir akustik fizikçinin, bir politikacının, elektronikçinin bile yaklaşımları arasında, gerek tanım, gerek metodolojik olarak büyük farklılık vardır. Tüm bu yaklaşımlar müzikologlar ve müzik teorisyenleri tarafından araştırılır ve değerlendirilir.

A. Cenan AKPINAR
Tüketiciler Birliği Antalya Şube
Kültür ve Sanat Komisyonu Sorumlusu

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari