RAMAZAN DA ALEVİLER – BİNALİ EFE

Eylül 7, 2009 tarihinde tarafından  
İNCİNSEN DE İNCİTME-BİNALİ EFE kategorisinde yayımlanmıştır.

RAMAZAN DA ALEVİLER - BİNALİ EFE

Günümüz Türkiye’sinde bayramların önemi eskiye göre daha çok artmıştır. Müslümanların Ramazan ve Kurban Bayramı olmak üzere yılda iki bayramı vardır. Ateist, Hıristiyan veya başka dinden olanlar bile Müslüman komşularının bayramlarını kutlar sevincini paylaşır,  hoşgörü ve saygı ile karşılar.

           Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede ister inançlı isterse inançsız olun yaşamış olduğunuz ülkenin dini bayramında oluşan hoş görüyü yaşamaya çalışırsınız. Zira çoğunluğun inancını paylaşmıyorsanız bile en azından bayram günlerinde kendinizi büyük oranda güvenlikte hissedebilirsiniz.

Başka günlerde size ve inancınıza sözlü veya fiili saldırılar olsa bile, en azından bayramda yaşanan hoşgörüden dolayı daha rahatsınızdır. Bu nedenle bayramlar insanın insan olabilme umudunu artır.

Bayramların daha başka iyi tarafları da vardır. Yılda birkaç kez olsa da en azından bayram günlerinde hoşgörü içinde büyükler ziyaret edilir, eller öpülür hayır, duaları alınır, yetimler giydirilir, açlar doyurulur inanç gereği zekâtlar verilir, kardeşlik havası eser, kurbanlar kesilir, namazlar kılınır, Allah’tan dilekler dilenir, her yaşanacak gün hayırlara vesile olsun inşallah diye dualar edilir.

Ancak yukarıda yazdıklarım Aleviler için pek geçerli sayılmaz. Zira Ramazan ayı Alevi ve oruç tutmayanların yoğunlukla taciz edildiği günlerdir.

Ülkemizdeki Hıristiyan ve Museviler Müslüman bayramlarında oldukça rahat sayılırlar tabi ki İslam adına bu hoş görü sevindiricidir ve öylede olmalıdır.

Fakat Alevi’lere aynı toleransın tanınmaması İslam Dini adına ayıptır, günahtır, hatadır. Eğer “hatanın neresinden dönersek kar sayılır” diyorsak,  bazı kesimlerin zaman geçirmeden kendini Alevi inancı yaşayan insanların yerine koyması, vicdan muhakemesi yapması ve Alevi’yi anlamaya çalışması lazımdır.

Ne hazindir ki, bazı kesimlerin çıkarlarına hizmet eden mihraklar, asırlardır Aleviler İSLAMIN  içinde mi yoksa dışında mı  diye tartışma konusu yarattılar. Amaçları çözüm değildi, sadece durumdan vazife çıkararak bunu ranta dönüştürmeyi amaçladılar. Ramazan’da oruç tutmayan, namaz kılmayan Aleviler taciz edildi hakarete uğradı ve ötekileştirildi.

Hala bu ülkenin çocukları olan bizlerin yani Alevi’lerin, Hıristiyan veya Musevi kadar değer görmemesi, hala görmemezlikten gelinmesi sizce manidar değil mi?

Yıl 1963. Erzincan Erkek Sanat Enstitüsünün orta bölümünde okumak için köyden kente gelen hayat dolu Alevi kökenli öğrenciyim, Sünni  olan öğretmenimiz (S..N)  Yurttaşlık dersinde bizimle tanıştıktan sonra benim ismimin Binali olduğunu öğrenince, Alevi olduğumu anlamış olmalı ki girmiş olduğu derslerde çok farklı davranıyordu.

Özellikle Ramazan ayında sınıftaki arkadaşlarımın yanında bir saatlik zaman içinde birkaç defa Şahadet Kelimesini tekrar ettirerek, tüm sınıfla beraber benimle eğleniyordu. Bu benim ÇOCUK beynimde tedavisi mümkün olmayan tahribatlar yarattı.

Hâlbuki Anadolu Alevileri, dedelerden almış olduğu dini bilgilere göre bir nazarla, yetmiş iki Milleti aynı görmek ve insanı insandan ayırmadan insan gibi değerlendirmek, insanlığın gereğidir diyerek eğitim alıyorlardı.

Bize H.Z. Ali’nin adaletini, H.Z. Hüseyin’in dik duruşunu, H.Z. Muhammet’in ahır ve son peygamber olduğunu, İslam dininin en adaletli ve diğer dinlerden üstün olduğunu, Dininde Allah’la kulun arasına hiç bir kimsenin  giremeyeceğini, Alevi İslam dininin öğretilerini, anlatıp bizi bilinçlendiriyorlardı.  

Ancak kentteki bir öğretmen, hayata yeni başlayan bir öğrencisinin dini inançlarına dinamit koyarak param parça etme becerisini gösteriyor, kendince Müslüman olmayan Alevi gencini Şahadet kelimesini getirterek cenneti garantileme çabası içinde gibi gösteriyor ve bununla, inançlarımla, inançlarımızla dalga geçiyordu.

Alevileri çocuk yaşta asimile etme gayretleri asırlardır devam ediyordu. Bu konu 12 Eylül darbecilerinin gayretleriyle hız kazanmasına rağmen istenilen düzeyde asimilasyonda başarı sağlanamadı.

Zira Aleviler bir asırda yapamadıklarını son yirmi yıla sığdırarak Türkiye ve AB de ciddi bir örgütleme başarısı sağladı. Bundan sonrada asimilasyon gayretlerinin olacağını da sanmıyorum.

Türkiye de yaşayan Sünni dostlarımıza düşen görevler vardır. Asırladır bu topraklarda tasayı, kederi, acıyı, sevinci, düğünü, bayramı, doğumu ve ölümü beraber paylaştık. Kaderlerimizi bile beraber yaşadık, güldük, ağladık.

Alevi Sünni’yi, Sünni de Alevi’yi  asırlardır tanımamışlarsa bu ayıbın sonlandırılması için Din adamları ve Sünni dostlarımızın İslam dünyasındaki gecikmiş kardeşliği savunmalı ve Alevilerin özgürce inançlarını yaşamasına ve laik cumhuriyetin yasalarının işlemesine hak ve özgürlüklerin verilmesine yardımcı olmaları, birinci olmazsa olmazlarımıza destek vermeleri gerekmektedir.

Bu amaçla;

Aleviler için kutsal olan Hacı Bektaş Veli Tekkesi Kültür Bakanlığı’ndan  alınarak Alevi örgütlerine verilmelidir.

Sivas Katliamının olduğu Madımak Otelinin derhal  müze olmalıdır.

Cem Evlerinin ibadet yeri statüsüne kavuşturulmalıdır.

Zorunlu din dersleri kaldırılmalı Alevilik öğretilmelidir.

Alevi köylerine zorla cami yaptırılmamalıdır.

Diyanet işleri yeniden yapılandırılmalıdır.

TRT’DE Alevilere mutlak yer verilmelidir

Alevi kültürü desteklenmeli ve kültür bakanlığından pay verilmelidir

Eşit yurttaşlık yasası çalıştırılmalıdır.

Yüz yıllardır vatanı için canını vermekten tereddüt etmeyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının yegâne temel taşı olan, Türkiye Cumhuriyetinin muasır medeniyetler seviyesine gelmesinde katkısı bulunan, çağdaş Alevi ve Bektaşilerin küçümsenmeyecek katkılarını inkâr etmek saflıktır.

Bin üç yüz yıllarında Hacı Bektaş Veli’nin söylediği; İlimden gidilmeyen yolu sonu karanlıktır, Kadınlarınızı okutun, Okunacak en büyük kitap insandır, Düşünce, eylem ve sevgi, tanrı’nın tadıdır, sözleri ile Mevlana’nın söylediği; Ne olursan ol yine gel feryadının sebebi nedir.

Dinde hoş görüyü yaşatmasında Alevi ve Bektaşi felsefesinin rolü nü es geçmek inkârcılık değil mi?

¨İnsana insan olduğu için önem veren insandır” sözü yerinde bir söz değil midir?

Alevileri yıllardır İslam’ın içinde kabul etmeyen Sünni Mantığı, Mevlana’yı nasıl ve neden İslam’ın içinde kabul ettiğini hala anlamış değilim.

“Hacı Bektaş Veli ve Mevlana’nın tamamen İslam’ın içindeki hoşgörü ve felsefi boyutu olduğuna göre İki büyük İslam tasavvuf sofi düşünürünün müzik eşliğinde ibadet etmelerinde Mevlana Felsefesini İslam içinde kabul edip, Hacı Bektaş Velinin semai felsefesini İslam dışı kabul eden zihniyet nedir.”

Bunu tüm Alevi’lerin anlamaktan zorluk çektiklerini bilmenizi isterim. İslam felsefesinin en büyük düşünürü oluşundan dolayı UNESCO’nun 2009 yılını Hacı Bektaş Veli yılı olarak ilan etmesi sizce bir tesadüfümüdür.

Asırlardır Alevi Sünni ayırımı yapmanın kimin yararına olacağını bilmemiz gerekmez mi?

Sonuç itibariyle bu Din, bu Vatan bizin ve en çok zararı da biz çekmek durumunda kalacağımıza göre  bu anlamsız ayrılığı durdurmamız gerekmez mi?

Alevilik İslam’ın içinde olsa veya olmasa ne olur ki kıyamet mi kopacak?

Hıristiyan’a ve Musevi’ye göstermiş olduğun toleransı Alevi’ye göstersen kıyamet mi kopar?

Kaldı ki bana göre;

Alevilik tam da İslam’ın içindedir.

Binali EFE

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI

ANTALYA ŞUBE BAŞKANI

  • Netinial Internet

Farklı mı düşünüyorsunuz?

Ekleyecek birşeyiniz mi var? Fikrinizi hemen belirtin. Burası fikrini özgürce yazanların sitesi.

Burası özgür bir platform. Yukarıdaki bilgilerin hiçbirisini doldurmak zorunda değilsiniz.
Elbette bu yorumu yapanı bilmeyi çok ister, düşündüklerini korkmadan dile getirenleri bilmeyi isteriz.

Copyright © 2009 · Bütün hakları saklıdır · eKemer.com · Giriş
Makalelerin sorumluluğu yazarına aittir.

Subscribe to eKemer - Antalya Kemer'in Yorum PortalıHaberler Rss Subscribe to eKemer – Antalya Kemer'in Yorum PortalıYorumlar Rss netinial nl

antalya web tasarim firmalari, antalya web dizayn firmalari, antalya web site tasarim firmalari