YA! TÜRKLERE YAPILAN MEZALİM (KAÇKAR’LAR DA KELEBEKLER)
Kasım 22, 2009 tarihinde admin tarafından
AKDENİZİN DELİSİ-ALİ KEMAL SENAN kategorisinde yayımlanmıştır.
Güve halindeyken küçük ve çirkindi ama kelebek olduğunda kocaman, beyazlı sarılı ve siyah lekeli kanatları ile çok gösterişli olmuştu. Buna kendisi bile şaşkındı. Başını sağa sola çevirdikçe gördüğü arkadaşları, kardeşleri ona kendi yansıması olarak dönüyor, göğsü sevinçle kabarıyordu. Uçarken gördüğü diğer yaratılmışlara baktığında ise var olan sevinci artıyor, aynı arkadaşları gibi onlara olan üstünlüğünü net olarak hissedebiliyordu.
Kendi cinsinden kalabalığa katıldı. Diğerleri gibi onunda karnı açtı. Yemeliydi. Hep birlikte dalgalar halinde uçarken, hafif rüzgarlı bir yamaçta başlarını sallayıp duran, güneş yükseldiğinde kaybolacak olan sabah çiyi henüz üzerlerinde iken elmasla bezenmiş gibi görünen çiçekleri gördüler. Kokuları da ne kadar cezbedici idi. Sürüdeki arkadaşları ile birlikte yavaş ve ahenkli uçuşları ile alçaldılar ve her kelebek gibi oda hedef çiçeğine yöneldi.
Kelebek, ilkinde doymadı sonrakine gitti, Çiçekler o kadar çoktular ki, her kelebek karnını rahatlıkla doyurabilirdi. Devam etti, her çiçeğe, her çiçeğe konmak hevesiyle ve ilk günün neşesi ile kanat çırptı. Kibirle.
Grup öncü kelebeğin verdiği işaretle çiçekleri terk etti. Kısa ömürde ziyaretler de kısa olmalıydı ve bu güzel günde ziyaret edilecek daha çok çiçek vardı. Çevresindekilere uyup O’da seğirtti diğerlerinin peşinden.
Şimdiki çiçekler kırmızılı sarılı idiler. Öncü kelebek aldığı lezzetin büyüklüğünü anlatmıştı ya, az önce tıka basa doydukları halde yine iştahlandılar. Hevesle kondular Yaratanın sunduğu sarı simli güzel kokulu yemek tabaklarına.
Başını çevirdiğinde şaşırdı. Karşı dalda oturuyordu. Ne garip bir hayvandı bu. Kelebeklere hiç benzemiyordu. Bir yere uçmadığı halde kanatlarının çıkardığı ses farklı ve çok itici idi. Haince bakmaktaydı kendisine. Yerinden kalkıp büyük bir hızla yaklaştığını gördü son kez. Kımıldayamadı bile. Bir küçük acı ve sonrasını ise hissetmeyecekti. Onun gibi bir çok kelebek günün sonunu beklemeden ayrılacaktı bu cennet benzeri dağlardan. Kaçkarlar’dan.
Sevgili okurlarım. Yukarıdaki satırlar, benim 2004 yılında yazdığım « KAÇKARLAR’DA DAĞ ÇİÇEKLERİ » İsimli eserimin ilk satırları. Egeliyim. Akdeniz’de oturuyorum. Neden Kaçkar’lar ? Birinci sebebi Hanımıma ithaf en olması. İkinci sebebi, bu günlerde yeniden yükseltilip gündeme oturtulan « Sözde Ermeni soykırımı » meselesi.
Ben 1985-87 arası Artvin-Yusufeli ilçesinde askerlik şubesi başkanlığı yaptım.
O yıllara ait pek çok anıya sahibim. Sözde soykırım yıllarını yaşamış olan pek çok kişi o yıllarda sağdılar ve söyledikleri vardı. Bunun yanında o yöreden gelme bir iki belgeye de sahibim. TV’lerdeki kısır tartışmaları gördükçe istedim ki benim de söyleyecek bir şeyim olsun.
İnsanlar şu ara Ermenilerin yaşadığı mezalimden bahsetmekteler. Bu soykırım yaşandı mı ? Yaşanmadı mı ? Yaşanan soykırım mıydı ? Değil miydi ? Yani ne şekilde kategorize edilmeliydi ? Bahsi geçse de çok fazla konuşulmayan konu Türklerin yaşadıkları.
Zor günleri yaşamış olan Türk insanı böyle zamanları belgelemesini bilmiştir. Hiçbir toplumda bizdeki kadar yüksek miktarda sanatçı yok. Bu insanlar o günleri destanlaştırmışlar. Bu insanlar yalan bilmezler, politik amaçları yoktur dahası bu tür belgeleri sadece ruhlarındaki ağırlığı boşaltmak amacı ile yazmışlardır. Para kazanmak için değil. İşte size bir tanesi ; İsmi, Azmi, Artvin Yusufeli ilçesi Erkinis köyünden. Türklere uygulanan zorunlu göç yıllarında 8-10 yaşındadır. Eserin ismi « Muhacirler destanı » Aynı kişi tarafından 1923 te kaleme alınmış. Bir grup Artvinli Türk’ün yaklaşmakta olan Ermeni çetelerinden kaçmak için Anadolu’nun içlerine doğru amaçsız, ekmek ve susuz yürüyüşlerini bu arada yaşadıklarını hastalıkları, ölümleri anlatmaktadır.
TOPLUMUMUZDA ŞİİR OKUMA ALIŞKANLIĞI PEK YOKTUR. SABREDİP ANLAMAYA ÇALIŞARAK OKUYUN LÜTFEN. SİZİ ÇOK ETKİLEYECEĞİNDEN EMİNİM.
MUHACİRLER DESTANI ;
Dinleyin Dünyanın vasf-ı halini
31(1915)te düştük nice figana
Halk olan meydanda döktü malını
Muhtaç oldu birden bir nan’a
Dağıldı meydanda hep pılı pırtı
Herkeste var idi bir sürü hırtı
Nicelerin yere serildi sırtı
Yalın kat yorganla girdi meydana
Kaçıştı bir yorgan üç cecim alan
Kendi helal malı sanırsın talan
Mirasa kondular geride kalan
Sanırsın biz bize geldik talana
Talan eylediler lengerle tavayı
Bir bir dolaştılar yurdu yuvayı
Çalınca yukarıdan saldat havayı (Rus silahı patlayınca)
Dediler uğradık büyük ziyana
Aldılar haberi Rus inmiş Yac’a
Kitlendi korkudan hep kapı baca
Yetişmez hamurlar tekneden saca
Biz de Zor(Esenyaka) köyünde geldik mekana
Mekan tuttuk üç ay karye-i Zor’u
Durulmaz.Tükettik peyniri loru
Çare bulunmadı çaldı kalk boru
O gece Öğdem’de erdik amana
Koyulduk Öğdem’den gurbet izine
Geçtik yüklü kervan Şadut düzüne
Yetiştik Dünyanın ahir güzüne
Yarab nasıl geldik kötü zamana
Bu Hengam içinde anladık işi
Yüz kadın içinde yok on er kişi
Büktü belimizi Keşiş yokuşu
Kozahor’da yorgun düştük bir yana
Ersis’te « Muhacir » oldu adımız
Açlıktan bozuldu ağız tadımız
Kimbilir ne olacak serencamımız
Çıkmaz lanet ettik yeter bu cana
Ersis’ten göç ettik doğru İspir’e
Bize yoldaş idi bit ile pire
Kim bakar derdinden üstünde kire
Yük yıkın dediler dolduk bir hana
Handan sonra çektik çok fırtınalar
Kimse bilmez hangi derde yanalar
Kaç sabısın suya döktü analar. (Sırtında ölen çocuğunu Çoruh’a atan analar)
Neyse sağ yetiştik Karye-i Kan’a
Kan’da bir camiye hinç oldu millet
Soğuktan çoğaldı dert ile illet
Minare yakmaya ettiler niyyet
Az kalsın uğradık büyük dumana
Kan’dan kalkıp çıktık biz Semeyrek’e
Evleri benziyor ayni mereğe
Tezek kokar kar eyledi yüreğe
Yüklenip göçelim buradan bir yana
Semeyrek’ten yola çıktık yarı tok
Amansız açlığa çare bulan yok
Mevlam köprü kurmuş buz tutmuş Çoruh
Yürüdük üstünden geçtik o yana
Bayburt’ta soğuğu aldık dört yandan
Balahor’da evler farksız zindandan
Yerde tandır, pencereler tavandan
Ayaz çekti bizi zor imtihana
Haber geldi elden gitmiş Erzurum
Gör ki, felek bize kıldı ne zulum
Açılmadan soldu Lale sümbülüm
Çare yok başladık yola revana
Yolda kurtuluş yok tipiden kardan
Nice nev civanlar ayrıldı yardan
Çokları el çekti göçtü dünyadan
Nefessiz can attık bir değirmana
Bitmedi kimsenin feryadı yası
Verdi kış ayazı Kelkit ovası
Kılçıklı arpadan saç kavurgası
Soldurdu benzimiz el verdi cana
Derler belli değil baharı yazı
Yaz kış eksik olmaz budur ayazı
Açlıktan dişdişe çaldırdı bizi
Mahvoldu yazıklar sabi sibyana
Felek bize verdi çok yaman ceza
Hesaplara sığmaz çekilen eza
Biraz daha kalsak kopacak niza
Burada durulmaz kaçsak ne yana
Dedik, Elbet ihsan kılacak Hüda
Fayda yok kesildi artık ses seda
Eğer yetişmezse Şiran imdada
İlaçsız serilmiş idik meydana
Gözlere fer, kuvvet geldi dizlere
Bundan sonra top kar etmez bizlere
Giriftin’de bahar geldi düzlere
Çok dert çektik biraz erdik dermana
Çıkmayan canlardan umut gitmedi
Çekilen cefalar cana yetmedi
Yürüdükçe uzun yollar bitmedi
Takat yok dönecek bir yandan,yana
Elverdi bizlere şu Şehr-i Tokat
Şenlendik çok iken derdimiz kat kat
Karın tok sırt sıcak can oldu rahat
Dediler eriştik burada ihsana
Zile’de bal gibi pekmezin tadı
Düştü gönüllere memleket yad-ı
Geldik bir şehre Sungurlu adı
Elverdi yol, dedi oğul, kız, ana
Bitti yol tepmesi postlar serildi
On haneye yalkı bir ev verildi
Gür sineler esen yele gerildi
Garip bülbül gibi düştük hazana
İlkin bolluk idi lakin yok para
Sonradan dirlikle bozuldu ara
Hücum eder kerkes boş fırınlara
Elde bir vesika döndü fermana
Fırınlardan ekmek almak iş oldu
Bu gidişle işlerimiz yaş oldu
Gün doğmadı baharımız kış oldu
Çare yok arz-u hal kılsak Yezdan’a
Sungurlu’da oldu yıl 36(1920)
Koptu ortalıkta başka gürültü
Ermeni düşmanlar Yunan milleti
Boştur deyip uğradılar meydana
Girdiler meydana aç it misali
Deriz ne olacak memleket hali
Kendi başlarına kendi vebali
Deyip bizimkiler döndü aslana
Silahını alan bindi atına
Verildi el ele hak niyetine
Dediler memleket elin itine
Kalmasın tek boyanırız al kana
Daraldı muhacir ne yana dönsün
Yalvarır düşmanın ocağı sönsün
Kimi helalleşir ki ahir günsün
Çoğu el pençeli durmuş divana
Urus gitmiş duydu, güldü Muhacir
Bu mahşerde bir yol buldu Muhacir
Döndü yola revan oldu Muhacir
Zorundan karıştı tozlar dumana
Derken yolda çattık bir uğursuza
Hem dili uğursuz yüzü nursuza
Damdan düşer gibi başladı söze
Dedi Ermeni’ye kaldı Livana (Yusufeli)
Pabuç bırakmadık bu zırıltıya
Ermeniden kopan boş gürültüye
Sonu ölüm gerek ne hırıltıya
Fırsat düşer dedik gelir imana
Çekip hasretini geldik vatana
Bülbülsüz kafese dönmüş kime ne
Beş yılda yad kalmış gelip geçene
Gazel vermiş güller dönmüş yabana
Unuttuk bağ ile bostanımızı
Kahpe düşman sardı dört yanımızı
Sonunda çıkarttık ziyanımızı
Sürdük Ermeni’yi Kars’tan Revan’a
Bu yerden geçelim gel öbür başa
Dertli iken yer yok şimdi telaşa
Bir vuruşta Mustafa Kemal Paşa
Gör ne yaman ceza verdi Yunan’a
Bu hal ile yurda yerleştik biz de.
Sözüm tamam Üçyüz otuzdokuzda (1923)
Eğer yetişmese kalırdık düzde
Tül ömür dileriz o kahramana
Sebep oldu ğaşa kıldı mürüvvet
Mevlam bu günleri eyledi kısmet.
Azmi der sizlere olsun bir ibret
Yadigar kıldığım iş bu destane
Sevgili okurlarım,
Gördüğünüz gibi köylerinden çıkmak zorunda kalan binlerce Muhacir Türk insanının Artvin’den Sungurlu’ya kadar olan yolculukları anlatılmakta. Dikkatli okursanız dramı görmek mümkün. Evet biz şiir okumayı bilmez ve pek sevmeyiz. Lütfen bunu sabırla okuduktan sonra benim de yaptığım gibi düşünün. Kendinizi o zavallı insanların yerine koyun. O zaman, Ermenilerin, Bölücü PKK ve izinden gidenlerin, cehaleti ile bilmeden de olsa amaçlı grupların peşine takılmış entellektüel geçinen aydınların, tarihi tekerrür ettirmek istercesine oynadıkları oyunları anlayacaksınız. Anladıktan sonra da şunları söyleyeceksiniz tıpkı benim gibi
Ben bu mekandan muhacir olmam bir kez daha,
Ecdadım yaşamış mezalim yazık değilmi ere avrada,
Eğer lazımsa illaki muhacir bu Firdevsten,
Emin olasın ki, sen gideceksin bu cennetten.



